Beşiktaş Dili Ve Edebiyatı

“Bu ülkeye ve bu hayata dair hiçbir şeyin, hiçbir zaman benim dilediğim gibi olmayacağını biliyor, artık bundan acı duymuyorum”
-Zeki Demirkubuz

Mutlu olmayı pek beceremiyorum. Daha doğrusu normal insanlarda mutluluk verici aktiviteler olarak tanımlanan paket programlar bende bir işe yaramıyor. Bu gibi rutinlere iştirak etmiyor değilim. Zamanla -sosyopatların insani duyguları taklit edip kalabalıkta göze batmaması gibi- ben de normal gözükmeyi öğrendim. Bu yorucu dublörlüğüme bir de insan sevmemem eklenince, hayat, yakınımdaki duygu bozukluğu olmayan birkaç kişinin yüzünü kara çıkarmamaya harcadığım saatlerin bitmesini bekleyip, kendi yapmayı sevdiğim şeylere koşar adım dönmekle geçiyor.

Kolay heyecanlanmıyorum. Aidiyet duygum pek kuvvetli değil. Söylerken adı ağız dolduran okul mezun derneklerimin önünden bile geçmedim. İçinde bulunduğum anı yaşamak bana yetiyor. Pek fazla şeye geri dönüp tekrar yaşamayı isteyecek kadar önem veremedim. Düğünde çektirdiğimiz videonun diskini gidip almamamı birkaç yıl dinledim mesela. Zaman içinde sevgililerimin tıbbi olarak koyduğu tanıyı kullanmak gerekirse; “benim içim ölmüş.”

Oysa güzel üzülürüm. Hüzünlerimi demlendire demlendire yaşarım. Tuttuğum yola inanıyorsam, sonunun zafer olup olmayacağını baştan hesaplamayı ayıp sayarım. Kazansam da kutlamayı beceremeyeceğim kavgalara girerim. Bana hiçbir faydası olmayan meseleler için ortaya atılıp başımı belaya sokarım. Kendi seyrek mutluluklarını farklı yerlerde bulan, kalan eksiğini başkalarının mutlulukları üzerinden tamamlayan bir acayip adamım.

Komedyen Chris Rock daha önce hiç tanışmadığı Jerry Seinfeld’i kalabalık bir partide uzaktan gördüğünde, bütün salonu geçerek yanına gidip, “komedyen!” deyip sarılmış. Ben de Allah tarafından değişik dalga boyunda yaratılmış bir kul olduğum için Beşiktaşlı gördüğümde böyle oluyorum. Önemsediğim sayılı şeylerden birini konuşacak birini bulmak türümüze yakın hissettiriyor.

Benim hallerim biraz ekstrem olsa da, Beşiktaş, yolunda gitmeyen bir şeyleri kulübünün sevgisiyle tedavi edenlerin milli takımıdır. “Kaybettiğimiz her şeyin yerine biraz daha Beşiktaş koyuyoruz” lafı bunun için bu kadar çok insana bu kadar çok şey anlatır. Aramızdaki sağlıklı bireylere, mevzu Beşiktaş olunca, en basit konulara bile neden ölüm-kalım meselesi gibi yaklaştığımızı da bundan anlatamıyoruz herhalde.

Basit bir örnek vereyim. Kulübün kullandığı dil bana Azerbaycan Türkçesi gibi geliyor. Ne dediğini net anlıyorum ama yine de bana yabancı bir tarafı var.

Daha önce de yazmıştım, Beşiktaş bugün toparlanmasa yarın daha güçlü ayağa kalkar, biliyoruz. Hiçbir takımın her yıl şampiyon olamayacağının da farkındayız, fakat Beşiktaş’ı sallanırken görmenin can acısından biz o güne çıkamayacağız gibi geliyor.

Siz deliyseniz biz de size mi uyacağız demeyin. Ekonomist Keynes’in “uzun vadede piyasa kendi kendini düzeltir” diyen serbest piyasacılara “uzun vadede hepimiz ölmüş olacağız” dediği hallerdeyiz. Beşiktaşlılık bir duygu durumudur. Kredi yapılandırmaları ve bilançolarla gönül teli pek titremez. Hiçbir maliyeti olmayan bir şeyden bahsediyorum. Lütfen içinize kapanmayın. Adına yönetme yetkisini peşinen aldığınız insanları, yine de her adımda ikna ederek yürümeyi bir külfet olarak görmeyin. Öncelikleri, üzüntüleri ve sevinçleri ortak hale getirmeden biz bu işin içinden çıkamayız.

Sizin önemsediklerinizin bizim hissettiklerimizle birlikte yoğrulması lazım. Her fedakarlık kabullenilir, birinin çıkıp anlatması, ama “dostuna yarasını gösterir gibi” anlatması lazım.

 

Cem Fante

Beşiktaş Dili Ve Edebiyatı” hakkında 1 yorum var

  1. Avatar

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.