Beşiktaş 2-0 Kayserispor

Beşiktaş yazıları en kolay yazdıklarımdı aslında. Çok iyi bildiğim, çok içten yaşadığım bir duyguyu aktarmak pek emek istemez. Geri dönüp okumaya gerek görmeden- içimin kabardığı gibi- anlatırım derdimi, bitiverir. Okuyan herkes Beşiktaşlı olduğu için de karşılık bulması kolaydır. Beşiktaş konuşmayı sevenlerin akşamları toplandığı bir kahvede, çayından fırt çeke çeke hikâyeler anlatan bir adam gibi, mutlu mesut yaşlanır giderim diyordum.

Huysuz, sinirli, inatçı, epeyce geçimsiz ve insan sevmeyen bir kişi olmamı hesaba katmazsak mükemmel plandı aslında. Bencil ve keyfine düşkün bir insanım. Fikirlerimi söylemek hoşuma gidiyor ama fikirlerimle ilgili bitmez tükenmek diyaloglara girmek hiç ilgimi çekmiyor. Bir de bunlara son dönemde her yazıdan sonra “onu neden öyle didin, bunu neden böyle didin” diye hesap sormalar, sazla âşık atışması gibi ergen laf çakmalar ve buranın esnafı arkadaşların çiğlikleri falan eklenince zaten azıcık olan yaşam enerjim çekildi. Bütün üşütüklüğüme ve sevimsizliğime rağmen nezakete önem veren bir insan olduğum için, bir de prensip olarak Beşiktaşlılarla tartışmadığımdan kabuğuma çekildim. Sözün özü yazı yazmak beni artık mutlu etmiyor.

Geçer mi? Büyük ihtimalle geçer. Geçmezse de Dünya Kültür Mirası değiliz, pek bir şey kaybetmezsiniz. Sadece şu aralar bana iyi gelmeyen şeyleri yapmakta ısrar edebilecek kadar keyifli bir hayatım yok. Üstelik yazmaya devam edersem kazansam da kaybetmiş gibi hissedeceğim, haklı olsam da haklı çıkmak istemeyeceğim tartışmaların içine düşecekmişim gibi geliyor. Ve fakat bugünlük Cem Göncü Başkanın evladı Yiğit Bebeğin hatırına, iş başa düştü.

Kayseri maçını oynanması gereken futbola doğru da bir adım atarak kazandık. Sanırım sonunda Oğuzhan’a uygun bir 6 numara ve ona uygun bir 10 numara bulduk. Şimdi Oğuzhan’ın yerine de bir 8 numara bulursak işlem tamam olacak. Üzgünüm. Bana da çok şey hayal ettiriyor ama “aklımızdaki güzel futbol oynanırken gözümüzün önünde o canlanıyor” dışında Oğuzhan’ın eski günlerine geri döneceği ile ilgili bir delil yok. Ne Oğuzhan ne Tolgay bu formlarıyla on bir oyuncumuz olamaz. Fakat biz geçen haftaya kadar ikisini birden on birde sahaya sürmek zorundaydık. Üstelik bugün gördükçe şükürler olsun dediğimiz Atiba’nın yerine de Medel oynuyordu. Biz ise bu orta sahadan çıkan futbola bakıp “galiba Hoca mesleğini aniden unuttu” diye ahkâm kesmekle meşguldük.

Bana sorun daha çok bu sezon başından bu güne kadar orta sahada oynayan üç oyuncumuzun ikisinin oynayacak halde olmaması, Atiba varken de Medel’in ancak 8 numarada yer bulabileceği idi gibi geliyor. Büyük ihtimalle de Konya deplasmanında dizilişi Atiba-Medel-Adem olarak görürüz.

Siz Q7 tekte orta yapsa, pas ritmini bozmasa uçacaktık diyor olabilirsiniz. Ben epeydir alternatifsiz ve kötü oynayan bir orta sahamız var diyorum. Yani fikrinizi söyleme hakkınıza saygı duyuyor ama sizler için büyük bir yıkım olmayacaksa katılmama hakkımı kullanmak istiyorum.

Mesela benim canım 10 numarası iki hafta önce gelmiş, kadroda pazarlık edilecek başka adam bulunamamış gibi alternatifsiz Atiba’sı süründürülmüş, istediği santrafor ve sağ bek alınmamış ve elindeki tek skor yapan adam Babel satılmaya çalışılmış Hoca’ya başka derdim kalmamış gibi “bu maçı sana yazarım, şunu oynatırsan küserim” falan diye afra tafra yapmayı da istemiyor.

“Basının önünde Negredo’yu istemediğini söylüyor, çimleri konuşuyor ne hakkı var” denilen adama sanki istedikleri alınmış gibi işe gelince “aldırsaydı kardeşim yönetime istediklerini, sattırmasaydı” denmesini ise yadırgamıyorum. Sadece bu işin öbür tarafından da biz girersek Beşiktaş’a faydasız bir “kimin suçu” muhabbetinin içine düşüleceğini hissediyorum. Bu sezonun “kimin suçlu olduğunun değil kimin başarısı olduğunun” tartışılacağı bir yere evrilmesi mümkünken bu cenaze kaldırma işlerine girmeyi yakışıksız bulduğumu söyleyip geçeyim.

Takımda benim de görmek istemediğim oyuncular var. Fakat enteresan bir şekilde bir oyuncuyu çıkardığınız zaman yerine daha iyisini koymazsanız sizin içinizin soğuması dışında bir anlamı olmuyor. Mesela ben de Q7 artık oynamasın istiyorum. Fakat onu çıkardığımızda yerine yazacak daha iyi bir oyuncumuz olmamasının hüznünü yaşıyorum. Aynı şey geçen sezon Atiba için de geçerliydi. Evet, orada daha enerjik bir oyuna ihtiyacımız vardı. Fakat o oyuncu Medel olamazdı ve olamadı da.

Kendisi -biraz da kısa bacakları onu bu tarza mecbur bırakıp futbolunu bu şekilde geliştirdiği için- alanla değil adamla iş gören bir arkadaşımız.

Mesela bunu Oğuzhan ile de yaşayacağız.

Takımımızdaki en iyi 8 numara o. Fakat o kadar kötü bir halde ki Medel yerine oynadığında daha iyi sonuçlar alacağız. Ama 8 numarası Medel olan takım değil, iyi bir Oğuzhan –ya da türevi- olan takım şampiyon olabilir.

Genele dönersek:

-Atiba sezonu çıkarırsa.

-Oğuzhan kendini toparlarsa veya Medel-Atiba ile oynayacağımız daha kısır ama dinamik ve güvenli futbol sürecinde devreye kadar bir golcü parlar ve beklenenden fazla katkı sağlarsa, şampiyonluk şansımızı kuvvetli görüyorum. Diğer hallerde şampiyonluk rakiplerin kötülüğüne bağlı olur ki o durumlarda genelde birini tutup önümüze iterler.

Yine de Adem-Karius ikilisini ekleyebilmiş olmak az iş değil. Diğer kusurlar öyle böyle idare edilir. Devrede bir santraforla bu takım epey bir takım olur.

İş ki biz, takım, yönetim ve Hoca birbirimizi yemeden ve akıl sağlığımızı koruyarak kendimizi devreye atalım.

 

Cem Fante

 

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.