Başkan

İçimden oturup, Lenin’in 1901’de -sanırım İsviçre’de- yazdığı “Ne Yapmalı?” tadında, eski bir baskı makinasının takırtısında, teksirlere sayfalarca Beşiktaş’ın kurtuluşu doktrinleri yazmak geliyor.

Hayatın gerçekleri zamanın ruhundan hız alıp yüzüme çarptığı zaman genelde böyle oluyorum. Sıkıştığım köşeden üreterek çıkmak mümkünmüş gibi yapmak, hiçbir şeyin kontrolünde olmadığını kabullenmekten biraz daha iyi geliyor sanırım.

İnsanoğlu konusunda çok kötümserim. Gücü elde eden herkesin bozuluşuna doğru giden geri sayımın, gücü elde ettiği andan itibaren başlamasına tanıklık etmiş olmanın da yardımı oldu bunda tabii. Kendimin de, haksız olabileceğim ihtimalini çok sık aklıma getirmediğimi bildiğimden, yanlışından dönen insanlarla karşılaşma beklentim zaten hiç olmadı. İnsanlar yanlışından vazgeçmez, sadece yanlış yoluna dönmeyi şartlar elverinceye kadar erteler.

Hal böyle olunca, ne iyi başlayan yönetimin öyle devam edeceğine, ne de kötü başlayanların kendini zamanla düzelteceğine dair umudu olmuyor insanın. Ha
tabii, zaman zaman ben de biri gelsin şu kadar para koysun diye hayallere kapılıyorum. Kulübün önünü açmak için cebinden 150–200 milyon TL koyan bir adamın, sonrasında kulübü nasıl yöneteyim diye profesyonellere soracağı gibi tatlı düşler kuruyorsun elde olmadan. İki forma alan taraftarın “benim paramla maaşın ödeniyor” diye futbolcuya diklendiği yerde istiyoruz bunu. Oysa ki kim gelecekse elbette bize benzeyecek. Ben en çok da bundan korkuyorum.

Sezon boyunca sosyal medyaya attığımız rakı masası fotoğrafları ilk hafta yirmi kişi oluyor, ertesi hafta on kişilik iki masa, sezon sonuna doğru herkes ikişerli üçerli masalarda birbirini meze yapıyor. Biz aslında birbirimizden fazla hazzetmiyoruz fakat herkesi kucaklayan Başkan istiyoruz.

Dünya yansın yeter ki biz haklı çıkalım derdindeyiz, egolarımız şişkin, ilgi görmeyi seviyoruz, ama kulübü yöneten milyoner müteahhit dediğim dedik deyip inatlaşmaya başlayınca, hiç böyle bir şey görmemiş gibi şaşırıyoruz.

Ben de dahil arada heyecanlanıp, kulübün yönetimi tabanı yayılsın kongre üyesi sayımız yüz bin olsun diyoruz. Sonra bugün akşam bülteninde televizyona Türkiye’de 8. Sınıfların %25’inin matematikte dört işlemi bilmediği haberi çıkıyor. Biz istatistik bilimi Beşiktaşlıları kapsamaz sayıyoruz.

Şimdiki Başkanımız, bayağı sakin gözümüzün içine bakarak, “evvelki sene o kadar açılmamamız lazımdı ama Şampiyonlar Ligi’nde oynayacaktık, ben de insanım, özendim” mealinde bir şeyler diyor, biz oraya kimi getirirsek getirelim yüzbinlerce kişinin alkışına nefsi yenilmeyecek, böyle “başkan olunca yapılacak küçük şımarıklıklar” tadında kendini parlatacak işlere birkaç milyon eurocuk atıvermeyecek sanıyoruz. Yani olmadığımız her şeyi gelecek başkanda arıyoruz ve tabii ki mutlu olmayacağız.

Ve fakat umut fakirin ekmeğidir ve kulüpten yayılan, taraftara, yeni gelinin kaynanasının yüzüne gülüp içinden “dötüme yer edeyim dur sana neler edeyim” dediği gibi bakan samimiyetsizlikten sıkıldım.

O yüzden ideal Başkan adayımla ilgili ben de bir şeyler yazayım. Aptalların gürültüsünden korkup ona göre yönetmeyecek olgunlukta, kimin aptal olduğunu ayırt edecek bilgelikte bir Başkan istiyorum.

Bilmediği konularda “ben bunu bilmiyorum, peki bunu dünyada/Türkiye’de en iyi kim bilir?” demeyi akıl edecek bir Başkan istiyorum.

Başkan olduktan sonra, ondan kendisi veya bir yakını için ayrıcalık isteyen hiç kimseyi herhangi bir göreve getirmemesini ve hiçbir sorumluluk vermemesini istiyorum.

Beşiktaş’ın parasını ailesine bırakabileceği miras buna bağlıymış gibi yönetmesini istiyorum.

Hakkımızı savunması zaten şart da, başarıya ulaşamadığı zaman çıkıp neden ve kime gücümüz yetmiyor açıklayacak bir Başkan istiyorum.

Beşiktaş taraftarının hediye alınıp mutlu edilecek çocuklar değil, süreçlere dahil edilecek, dokunulacak, dertleşilecek paydaşlar olduğunu bilmesini istiyorum.

Kulübün; takımın, o büyük — süslü ofislerin ve locaların, masaların, odaların ve binaların, hatta o stadın, topluca çalışanları ve peşinde Başkan diye koşanlarıyla kendi başına var olan bağımsız bir organizma olduğunu düşünme hatasına düşmemesini, bütün bu mekanlara ve ünvanlara hayat üfleyenin Beşiktaş taraftarı olduğunu unutmamasını diliyorum.

Sonunda üzüleceğime eminim. Ama umut etmeden duramıyorum.

 

Cem Fante

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.