Başkan Ve İletişim Üzerine

Başkan; geçen yıl stat açılışı dolayısıyla, bir çok kanalda röportaj verdiğinde, benim de dahil olduğum pek çok kişi, “Başkan yeter” diye serzenişte bulundu. Şampiyonluğa giden takımın, bir şekilde bu röportajlardan çıkan polemiklerin içine çekilerek, konsantrasyonun dağılacağından endişe ediliyordu.

Üzerinden uzunca zaman geçip, düşünme fırsatım olduğunda, bunun biraz da “kimse fark etmeden, üzerimize gelmeden aradan sıyrılıp şampiyon oluverelim” psikolojisi olduğunu fark ettim.

Bu serzenişlerin içinde, dillendirmesek de; tarihimiz boyunca ve şampiyon olmadığımız 7 yıllık dönemde yaşananlar göz önüne alınarak bir “çaktırmadan şampiyon olma” hissiyatı vardı.

Ben, kulübümüzün açıklamalarının, Başkan’ın ve Hoca’nın basın toplantılarının, ana hatları profesyonellerce yazılmış metinler üzerinden yürütülmesinden yanayım. Ne kulübün yazdığı metinleri, ne de doğaçlama yapılan uzun konuşmaları, içerik beni rahatsız etmese de; üslup, yazım – konuşma dili ve düşüncelerin organize bir şekilde aktarılması konusunda yeterli görüyorum. Bu, işin bir tarafı.

İşin diğer tarafında ise şu var. Karşımızdaki insanlar iyi niyetli değil. Olabilecek en şık, açıklayıcı ve tartışmasız doğrulara dayalı argümanları da aktarsanız, içinden sizi alışık oldukları çamurun içine çekecek bir şey bulacaklar. Ben, Başkan’ın “bizim oyuncularımız efendi, pırlanta gibi çocuklar” demesini kafaya takıp, “ne yani diğer takımlarda oynayanlar o. çocuğu mu?” diye tartışma çıkarmaya çalışan muhabir gördükten sonra, meselenin “televizyona az mı çıksın çok mu çıksın?” meselesi olmadığını tartışmam. Dert; seviyemize çıkamayanların, bizi seviyelerine çekmeye çalışmasıdır.

Beşiktaş Başkanı ve profesyonellerinin görünür olması iyi bir şeydir. Sponsor ilişkilerinin güçlendirilmesi, fanatik olmayan futbol seyircisinde sempati oluşturulması ve marka bilinirliğinin arttırılması zaten bu kişilerin sorumluluğundadır. Önemli olan görünür olma vesileleri, göründüklerinde kimlerle yan yana durdukları ve neyi/nasıl söyledikleridir. Göz önünde olan ve her zaman favori olduğunun altını çizen bir duruşun “gücü ancak düşene yeten” hakem ve federasyonumuza da bir gözdağı verme işlevi var. Başkan’a “nerede kamera görse konuşuyor” diyenlerin bir anda haftalık basın toplantıları düzenlemeye başlaması boşuna değil.

Başkan ve Hoca’mızın sponsor etkinlikleri, ulusal ve uluslararası saygın kuruluşların davetleri ve Beşiktaş açılışları gibi vesilelerle yapacakları konuşmalarda yazılı ve iyi hazırlanmış metinler üzerinden pozitif ve kucaklayıcı, mesaj kaygısı olmayan konuşmalar yapmaları en sağlıklısıdır. Basın toplantılarının ve soru cevapların, katılımcıları ve mekanı seçtiğimiz, kulüp kontrolünde alanlarda yapılması gerekir. Ne Başkan’ımız ne Hoca’mız ayaküstü soru sorulacak değerler değildir. Bugün ki gibi bir konuda açıklama yapılacaksa ya 2-3 seçilmiş muhabir ile bir sohbet düzenlenip söylenmek istenenler söylenir, ya da en sağlıklısı, Başkan kulüp televizyonuna Rıdvan Akar Bey’in karşısına çıkar ve gereken dile getirilir. En önemlisi de Başkan’ın bu konuda ne söyleyeceği o röportaja girdiğinde metin olarak aklındadır. Bugün yapılan ayaküstü röportajda söylediklerini beğensem de, lafının ağırlığı olan her makam gibi Beşiktaş Başkanı da spontane konuşmadan kaçınmalıdır. Görünürlüğü fazla ama iyi hazırlanmış, organize ve kontrol altında bir iletişim çizgisi izlemek en doğru kurumsal stratejidir.

Tüm bunlar aklımızın yettiği konularda yapıcı eleştiriler. Gelelim “ağzımızın tadı bozulmasın Ali Rıza Bey” çizgisinde kalıp fazla ses çıkarmadan yürüme alternatifine.

Beşiktaş “kimseyi kızdırmazsa, basın ve güç odakları üzerine gelmezse” şampiyon olacak bir camia değildir. Bizim şampiyonluğumuz için ön şart, hiç kimsenin başarımızı istemediğini, basın ve güç odaklarının ellerindeki her fırsatı kullanarak üzerimize geleceğini kabul edip, kendimizi onların da üzerine basarak başarıya yürüyecek şekilde konumlandırmaktır. Bu şekilde düşündüğümüzde, bizim şampiyonluk yürüyüşümüzde kurulacak tek ittifak da, sağlıklı, pozitif ve planlı iletişim kanalları aracılığıyla tarafsız kamuoyu ve büyük Beşiktaş taraftarıyla olur. Taraftarımız, her olumsuz olayda kulübü temsil edenleri işaret eden parmakların, bağlı olduğu ellerin kime ait olduğunu çözerse; kulübümüz de önceliklerini, hedeflerini ve seçimlerinin sebeplerini net ve şeffaf biçimde doğru aktarabilirse kimin ne dediğinin, ne amaçladığının bir önemi kalmaz. Paçalarımıza sarılanları da beraberimizde sürükleyip, ipi göğüsleriz.

Bir son nokta daha; “Tanrı parçacıkları”, “ ‘sizin için Trabzon’a gidiyoo diyollaa’cılar” ve “ ‘10 lira alıyordu şimdi 1000 lira alıyor anlarsınız ya’ “ tayfası localarda maç seyrettikçe, pikniklerde muteber adam muamelesi gördükçe iletişim stratejisi falan konuşmak manasız. İster bir “kara kutu” durumları olduğu için olsun, isterse de “kullanışlı aptallar” olarak görülüp iş gördürürüz diye el altında tutulsunlar, göz göre göre bize düşmanlık edenlerin ağırlanması kanıma dokunuyor. Derdimizin kurumlarıyla değil kişilerle olduğu anlatılıp bu kanserli hücrelerin camiamıza eklemlendiği yerden, mümkünse yapıştığı hücrelerle birlikte kesilip atılmasını bekliyorum.

Gücümüz ya da medya ilişkilerimiz, bu karanlık çağ artıklarını kovdurmaya değilse de, 2-3 gazetede alternatif muhabir parlatıp yerlerine öne çıkarmaya yetmiyorsa, bizim de şapkamızı öne alıp düşünmemiz gerekiyor.

 

Cem Fante / @johncelinefante

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.