Başka Bir Beşiktaş Mümkün – 25

ALGI ÜZERİNE

Markalar neden spor kulüpleri ve organizasyonlarına sponsor olurlar?

Çünkü spor ile yan yana gelen markalar seyircilerde “liderlik, mükemmellik ve arkadaşlık” çağrıştırır.

Bu alanın piri tabii ki Coca Cola.

Spor konusunda ilk girişimini 1903 yılında Dünya Bisiklet Şampiyonu ile reklamlar hazırlayarak yapmış bir firmadan bahsediyoruz. Hem Yaz ve Kış Olimpiyatları’nın hem de Dünya Kupası’nın sponsoru. Reklam kampanyalarını kitlelerin kutlama yaptığı ve coşkulu olduğu anlar üzerine kurarak, tüketicilerin bilinçaltında markasını mutluluk ile eşanlamlı hale getirmek için yıllardır çalışıyor.

Global yıllık 1 milyar $ gibi bir bütçe ve 100 yılı aşkın sürede biriktirilen know-how ile spor sponsorluğunun okulu.

Sepp Blatter ve FIFA skandalları ortaya çıktığı anda ilk açıklamayı yapan şirket de onlar oldu:

“Hemen istifa et, köklü bir değişiklik yapılsın.”

İnsanlar Sepp Blatter rüşvet almış, o zaman Coca Cola’nın tadı kötü mü diyecekler?

Hayır, ama insanların Dünya Kupası’nı düşündüklerinde aklına yozlaşmanın gelmesi, oyunun adaletli olmadığını çağrıştırır. Oyun adaletli değilse seyredenler heyecanla bağlanamaz. Zafer kazananlar tadını çıkaramaz, yenilenler kabullenemez. İnsanlarda oluşması gereken mutluluk hissi yerini bir burukluğa bırakır.

Ve ‘Coca Cola Hayatın Buruk Tadı’ çok iyi bir reklam sloganı olmaz.

Bu algı meselesi işte bu yüzden önemlidir.

Süper Lig gibi bir şaibe kuyusunda sadece kazanıyor olmanız yetmez. Temiz kazandığınızın kabul edilmesi, güzel oynayarak kazanmanız, galibiyetlerin samimi bir çaba ve ekip çalışması sonucu geldiğinin kabul görmesi değerlidir.

Bu, 100.yılda olduğu gibi bir yıl olursa sıcak bir anı olarak hatırlanır. Metin – Ali – Feyyaz’lı dönem gibi birkaç yıl sürerse katkı verenlerin efsanelere dönüştüğü bir zafer periyodu olarak iz bırakır. Kulübün markasına değer katan, hikayesini zenginleştiren ve takım yolunu kaybettiğinde örnek olarak işaret edilen bir ‘altın çağa’ dönüşür.

Fakat bu dönem futbolun ekonomisinin büyüdüğü dönemlere denk gelmemişse, sürdürülebilir olması yakaladığınız jenerasyona bağlıdır. Başarılar sayesinde hem üzerinize oynanan oyunlarla mücadele edecek hem de kaybettiğiniz oyuncuları yerine koyacak bir ‘savaş bütçesi’ yaratamadıysanız; başarının tekrarı için yatırım yapamazsınız. Böylece iş yeni bir sihirli 11 beklemeye kalır.

Bu zaferleri günümüzde yakalarsanız; başarıyla başarısızlık arasında yayın gelirlerinde, forma ve kombine satışlarında fark eden gelir yüz milyonlarla ifade edilir.

ucakpozu

Aynı periyotta rakiplerinizin elde ettiği başarılar şaibe gölgesiyle, kötü futbol oynarken iteklenerek, herhangi bir hikayesi olmadan sadece kazanmak için bir araya gelmiş lejyonerler ve onları karakter özelliklerine önem vermeden pahalı oyuncaklar gibi bir araya getiren yöneticiler tarafından kazanılıyorsa daha da şanslısınızdır.

Ülkenizin liginden bahsedildiği zaman “liderlik, mükemmellik ve arkadaşlık” çağrıştıran tek takım sizsinizdir.

Tarihinden bahsederken başını dik tutabilmesiyle, hocasının ve yönetiminin gösterdiği yapıcı ve yenilikçi yaklaşımla; ortaya konulan oyunun güzelliği, sahada hep daha iyisini arama arzusu ve bu başarıyı getiren, gözünüzün önünde büyüyüp güçlenen kadroyla, sporun temsil ettiği bütün olumlu algıların sembolü haline gelirsiniz.

Durum böyle olunca da sadece daha çok sempatizanınız ‘Beşiktaş taraftarlık deneyiminin’ bir parçası olmak için size yaklaşmaz, ülke futboluna yatırım yapmayı düşünen her şirket de markasını sizin adınızla yan yana getirmek ister. Sizinle hali hazırda beraber yürüyen sponsorlar da, bu yol arkadaşlığına devam edebilmek için daha büyük fedakarlıklar yapar.

Şu günlerde etraftan gelen gürültü kirliliğinin tam da sebebi budur. Hayatında tarafsız herkesin takdirini kazanarak herhangi bir başarı elde etmemiş rakiplerimiz; bir yandan taraftarlarının bölük bölük kendilerinden uzaklaşmasını seyrediyor, bir yandan da bizi kendi seviyelerine çekmeye uğraşıyor.

Başarısız, ürünü kalitesiz, negatif enerji yayan yönetimleri ve insanın yüreğini ısıtacak bir tane bile oyuncu hikayesi olmayan kadrolarıyla; krizden çıkma yolunu bizim başarılarımıza gölge düşürmek, becerebilirlerse de çelme takarak öne geçmek olarak görüyorlar.

Yeni gelen futbolcu eşinin bile ‘ulan bunlardan nasıl süt çıkarırım’ diye t-shirt işine girdiği, sağmal inek gözüyle baktıkları taraftarlarının, en azından bir kısmının, ne şekilde kazanılırsa kazanılsın gelen başarıyla, fazla sağına soluna bakmadan ahırına döneceğini hesaplıyorlar.

Taraftar adedi dışında hiçbir şey katmadıkları ama ruhunu boşalttıkları için çok şey götürdükleri Türk futbolunun bir cazibe merkezi olmasını falan düşünmeden, kendileri büyüyemedikleri için bizi de küçültmeye çalışıyorlar.

Bir yıl sabredin. Bir yıl cepheyi boş bırakmayın. Geçmişten gelen meseleleri, fikir ayrılıklarını bir kenara bırakın. Bu yıl boyunca ne başarılarımızı kirletmelerine, ne futboldan oluşan gelirlerden haklarından fazlasını almalarına, ne de takımımıza çelme takmalarına müsaade edelim. Tribünleri dolu, taraftarı etkin ve tek yumruk halinde, fikir ayrılıklarını dışarıya aksettirmeyen bir Beşiktaş sezonu yaşayalım.

Size söz veriyorum; bir daha gelen var mı diye arkamıza bakmayız.

Size söz veriyorum; Avrupa’da Türk takımlarından bahsederken Beşiktaş ve diğerleri derler.

Size söz veriyorum, 2.Beşiktaş Altın Çağı Başlıyor

Başka bir Beşiktaş mümkün.

 

Cem Fante / @johncelinefante

1. BÖLÜM

2. BÖLÜM

3. BÖLÜM

4. BÖLÜM

5. BÖLÜM

6. BÖLÜM

7. BÖLÜM

8. BÖLÜM

9. BÖLÜM

10. BÖLÜM

11. BÖLÜM

12. BÖLÜM

13. BÖLÜM

14. BÖLÜM

15. BÖLÜM

16. BÖLÜM

17. BÖLÜM

18. BÖLÜM

19. BÖLÜM

20. BÖLÜM

21. BÖLÜM

22. BÖLÜM

23. BÖLÜM

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.