Anlar

“Çok seviyorum, evleneceğim” dedi çocuk.

“Hayatının sonuna kadar sürekli aynı filmi seyretmek zorunda kalsan, seyrettiğinin en sevdiğin film olması kaçıncı tekrara kadar fark eder?” dedi arkadaşı.

“Kesin yazarım” diye kenara ayrılmış ve tabii ki hiç yazılmamış bir hikayenin girişiydi bu diyalog.

Dün akşam, oldukça farklı bağlamda da olsa, tekrar aklıma düştü.

Birbirimizi sık sık, “aman bir doygunluk olmasın, aman bir rehavet olmasın” diye uyarıyoruz.

Daha ikinci şampiyonluğa ulaşmamışken bile “gruptan kopmalar” oluyorsa eğer, taraftar-takım ilişkisini canlı tutan başarı da değilse yani, nedir?

Hedeften uzaklaşan takımların seyircisi azalıyor, başarısı olağanlaşan takımların seyircisi duyarsızlaşıyorsa, acaba sorun beklentide mi?

Daha önceki bir yazımda, taraftarları bölümlere ayırırken; “realistler hedefi ve ona varıp varamadığınızı, romantikler ‘yolculuğun’ kendisini önemser” demiştim.

Mesele biraz da bu galiba.

Türk takımlarının taraftarları içinde en az olmakla beraber, sezonu “filmin sonunu merak ettiği için televizyonu kapatamayan seyirci” gibi takip eden epey bir Beşiktaşlı var.

Beşiktaşlılığının karşılığını sadece “kazandık mı, kaybettik mi?” sorusunun cevabında bulan, sonuç odaklı kardeşler.

“Sevinmek için sevmedik” demeyi bir kaybeden kabullenişi gibi anlayıp, tepkiyle tam ters yöne savrulmuş bir kitle.

Başarı çıtasını hep daha yükseğe, hatta ulaşılmaza koymanın, kendi mutluluğundan da bir şeyler çaldığını göremeyenler.

Yanlış anlaşılmasın. Bu bir “yenilsen de yensen de” güzellemesi değil.

Beşiktaşlılığın tadını tam alamadığını düşündüğüm; abilerim, kardeşlerim, arkadaşlarım için bir “damak paletini zenginleştirme” tavsiyesi.

Taraftarlık; transferler yaptığınız, kadrolar kurduğunuz, taktikler belirlediğiniz, hedefler koyduğunuz ve zaferler kazandığınız bir düş dünyası vadeder. Futbolun sıradan izleyicisi olmaktan çıkıp, takipçisi olmanın ön şartı biraz da bu üzerine kafa yormanın lezzetine kapılmaktandır.

Fakat sanırım bizi, gerçek hayatı düşümüze uydurma mücadelesi yoruyor.

Sahada yaşananları, sezonun hikayesini doyasıya yaşayıp bir parçası olmak varken; başkanlık, hocalık, menajerlik ve scoutluk dublörlüklerimizi fazla ciddiye alıyor, fazla kafa yoruyoruz.

Şampiyonluk sezonu olarak mutlu geçmesi gereken süreç de, gerçeklikle hayallerimizin didişmesi şeklinde geçiyor.

Ben, hiçbir Beşiktaş taraftarının, sadece “sonuçlarıyla övünmek ve rakipleriyle dalga geçebilmek” için Beşiktaşlı olduğunu yakıştırmak istemem.

O yüzden bu kopuşların ve zaman zaman oluşan homurdanmaların “aklındaki mükemmel sezon” yaşanmadığı için ilgisi dağılan Beşiktaşlılar olduğunu düşünüyorum.

Kötü oynayan oyuncuların, Hoca’nın ve yönetimin yaptığı hataların, kaybedilen maçların, Beşiktaşlı olmanın doğal sonucu olan aleyhte çalınan düdüklerin, tam yakaladık derken elden kaçan fırsatların ve zafer gecesi beklerken yaşanan üzüntülerin hep olduğunu, hep olacağını bilerek ve yine de sevgiyle bağlanarak yaşamak gerek oysa her sezonu.

Beşiktaşlı olmayı şampiyonluğu kutlayan tekne turları kadar ve belki de daha çok, yenilen takımını hava alanında karşılamanın anlattığını kavrayabilmek.

Aksi halde, 3-3’lük Benfica maçında, kazanılan bir puana ya da sadece zor olan bir geri dönüşe sevinmekle kalırsınız.

Taraftarın takımla gösterdiği dayanışmanın, takımın nabzına eklendiği ve takım-tribün birlikte oynanan bir ikinci yarı sonunda gelen başarının verdiği, şampiyonluk kutlamaya eşdeğer hazzı, anlayamazsınız.

Beşiktaş’ın her sezonunun, acı-tatlı anılarla dolu, ne kadar parçası olabilirseniz sizi o kadar besleyen bir hikayesi vardır.

Gözünüzün önüne, kulüp kanalında, giden şampiyonluk sonrası, stadın içindeki stüdyoda konuşurken, “neden üzülüyoruz, sevinecek çok şeyimiz var, ısıtmalı koltuklarımız var” diyen renkli taraftarı getirin.

Takımıyla ilişkisini, kulüp kültürünü; sonuçlar ve para şımarıklığı üzerine kuran taraftarın varacağı son hal odur.

Dalga geçilenin aksine, oradaki asıl mesele şampiyonluk gidince ısıtmalı koltuk muhabbeti açması değil; geçip giden sezondan yüreğini ısıtan, teselli edecek bir anısı, “başınızı dik tutun” diyebilecek bir hikayesi olmamasıdır.

Geçen her sezona, Beşiktaş ile beraber yürümekten gururlanacağınız anlar ve hatıralar biriktirebileceğiniz fırsatlar olarak bakın.

Yoksa, başarılar üzerinden kurulan ilişkinin sonu, ısıtmalı koltuklara çıkıyor.

.

Cem Fante

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.