Batuhan’ın Transfer Günlüğü

Öncelikle en baştan anlaşalım arkadaşlar; burada yazacaklarım tamamen şahsi görüşlerim olup, herhangi bir futbol eğitimi, teknik-taktik bilgi falan eleğinden geçmeden, tamamen kendimi bildim bileli her gördüğüm maçı izlememden mütevellit oluşturduğum düşüncelerim ışığında paylaşmak istediğim hususlardan ibarettir.

Doğru tektir“, en iyisini ben bilirim vs. gibi bir iddia içinde kesinlikle değilim ve “Ders almam, ders veririm” ekolünden de gelmemekle birlikte, sanal scout arkadaşlarımızın en kralından daha çok Football Manager geçmişim, bahis hastalığım sayesinde ise en kıyıda köşede kalmış liglerden bile maç izlemişliğim bulunmaktadır. Youtube’a futbolcu ismi yazıp, videosunu bulup, daha sonra da izlemekte ise üstüme olmadığını söyleyebilirim. Çok beğendiklerime de yorum olarak “Welcome to Beşiktaş” yazarım. Yani sanal alemde, bu işleri en çok ben bilirim, kralınızı tanımam tavrı takınmak için gerekli tüm altyapıya sahibim..

Bununla birlikte; futbol öyle birşey ki, aynı takımı tutan en yakın arkadaşları, hatta baba ile oğlu bile haftalarca, aylarca birbiriyle konuşmayacak hale getirecek farklılıkta düşünceler çıkabilir ortaya. Genelde aynı fikirde olmadığım kişileri ikna etmeye çalışırım, ya da onlardan beni ikna etmesini beklerim. Kimse kimseyi ikna edemezse de sıkıntı yok, farklılıklarımız zenginliklerimizdir der başka bir konuya geçerim.

Yazdığım herşeyi bu çerçevede değerlendirip, ” Vay şerefsiz sen çok mu anlıyosun! ” tarzı içsel veya dışsal tepkiler vermeden yukarıdaki girizgahı değerlendirmeye alırsanız sevinirim.

Şimdi gelelim asıl meseleye,

BEŞİKTAŞ’ın Bitmeyen Kaleci Sorunu

Her yeni gelen kaleci, hepimizin ağzında Cordoba sonrası oluşan ekşimtrak tattan bir miktar daha oluşmasına sebep oldu. Kaleci konusunda artık yavaş yavaş tat alma duyusunu kaybeden bu taraftar doğal olarak her defasında bir öncekinden daha lezzetli görünen isimler bekledi. (Burada “Alma Cordoba’nın ahını çıkar aheste aheste” demek istiyorum. Şu takımın tarihinde gördüğü en iyi kaleciyi, kulübün her kademesinde şike yapmakla itham ederek, yıllarca sürecek kaleci lanetine zemin hazırladık. Maalesef yukarıdan kesilen cezada şu ana kadar dolmadı. Ne demiş şair, “Göklerden gelen bir karaaarr vardırr.”)

Tabi burada bir diğer sıkıntı da, rakiplerin son yıllarda kalelerinde “0 sorun” politikasını benimseyerek, bizim aldığımız kaleci bazlı yenilgilerden almamaları ve sezonun geneline yayılan iyi üzeri performanslarla çıtayı çok yükseğe çıkarmaları sonrasında, ağzımızdaki tadın ekşimtraklıktan çıkarak bozuk yoğurt moduna girmesi oldu.

Taraftar artık, macera olmayacak, herkesin “OK” verdiği o ismi, daha uzun yıllar çok duamızı alacak efsane GS başkanı Ünal Aysal’ın oyuncu tarif ederken sıkça kullandığı “Çilek” kaleciyi beklemeye koyuldu. Tabi maalesef alışveriş yaparken futbolcu olan çilek de aynı meyve olanı gibi, her istediğinde bulunmadığından, ayrıca her aldığın çileğin güzel çıkmadığından ve mevsiminde bile fiyatı dalgalanan (burada havalı olsun diye ingilizce “fluctuate” yazabilirdim direk, maksat namımız yürüsün) bir ürün olduğundan, doğru alımı yapmanın çok zorlaştığı bir alışveriş türü.

Hemen günün “Çilek” haberine geçmeden önce dilerseniz 5 ay öncesinin hasadının tadı nasıldı onu bir hatırlayalım..

UEFA tarafından bir önceki senenin en önemli kalecilerinden biri seçilmiş, yaşı itibarı ile olgun çağının başlarında, fiziği desen Survivor Hasan kıvamındaki “Çileğimiz”; büyük bir çoğunlukta heyecan yaratmış, artık yıllarının sorununun çözüme kavuştuğu, kafamızın rahat edebileceği izlenimi uyandırmıştı. Boru değil, önceki yılın Avrupa Ligi finalistinin kalecisi idi. Hemde öyle Napoli, Dortmund falan gibi bir takımla değil, Dnipro gibi burada çoğumuza sıradan gelen bir takımda ulaşmıştı bu başarıya.

Sanal tarafta görüntü daha bile parlaktı. Youtube’da dakikalar boyu oradan oraya atlanarak yapılan kurtarışlar, sadece Napoli maçlarında Higuain gibi marka bir golcü karşısında devleşilen pozisyonlar, üstüne King-Kong gibi hem adı havalı hem de bol gazlı bir şarkı ile birlikte önümüze konulduğunda, pek çoğumuz “Ne çileği, Havyar ulan bu Havyar!!” diye naralar atarak tekrar gösterim tuşlarını ağlattık. FM’de de fena değildi hani. 2-3 sezon içerisinde 20 milyon € lara falan satanlarımız oldu. E eşinin Instagram hesabı da vardı. Güzel de kızdı Allah için. Aramızdaki yengeciler bile düşünülmüştü yani.

Tek bir isimle, hem sportif, hem vizyonel, hem de sanal tüm hedefler yakalanmıştı. E başka türlü zaten şu parasız zamanlarımızda 3.3 Milyon € gibi bir parayı vermezdik. Hayırlı olsundu yani, Geçmiş olsundu..

Konya maçında, “Çilek” bozuk çıktı. “Fişini atmadınız di mi?” esprileri… Sonra süreç malum. Yenilen birbirinden enteresan goller.

Mizacından kaynaklı sanırım, saha dışında da taraftarla sıcak bir diyalog kurmadı veya kuramadı. Belki öyle olsaydı taraftar biraz arkasında dururdu, alışması kolaylaşırdı, performansına yansırdı falan. Bu taraftar değil miydi Baki Mercimek için besteler yapmış, defanstan her topla ileri çıkışında bağırışlarıyla onun menzilini arttıran..

Ama olmadı… Gelecekle ilgili de bir umut oluşmadı ki hem o hem de biz yolları ayıralım dedik. Şunu söyleyeyim. Oyuncuyu kiralık veya bonservisi ile elden çıkarma konusunda sorun yaşayacağımızı düşünmüyorum. Rusya ve Ukrayna’ya, hatta Avrupa’ya pazarlanabilecek bir durumda olduğunu düşünüyorum. Burada önemli nokta o 3.3M’dan zarar etmeden bu işi çözmektir. 12 ay öncesinin Avrupa ligi karmasına seçilen kalecisi için de çok fazla zarar etmeden, bu işi huzur içinde çözmenin imkanı olması gerekir.

Her ne kadar başkan, Boyko gitmeden kaleci almayacağız demiş olsada bugün (20.06.2016) ortaya çıkan haberler Deportivolu Fabri’nin alındığı yönünde oldu.

Bu mevsimin ilk hasadı olan Fabri için ise “Çilek” tanımın yapmak zor gibi görünüyor. Zira ortada Boyko’da olan gerçek veya sanal şaşaadan eser yok. Kıçıkırık bir Youtube videosu… Sakat geçen koca bir sezon… 2 tane kopuk çapraz bağ… “Çile” daha uygun gibi sanki…

Birbirimize ilk günden yalan söylemeyelim istiyorum. Fabri’yi çıplak gözle izlemiş 6 kişi çıkmaz aramızda. Televizyon desen, geçen sene oynamamış. E önceki yılda La liga maçlarını DSmart yayınlıyordu, abone sayısını bilmiyorum ama aramızda onlardan da çok yoktur. Ben izledim diyenler de Real Madrid ve Barcelona karşısında çoğunlukla topu kaleden çıkarırken denk gelmişlerdir. Öyle bir adam ki, hakkında şöyle doyurucu bilgisi olan insan sayısı bir elin parmaklarını geçmez.

Ama tabii bu taraftar olarak bizim sorunumuz da değil. Biz Ospina isteriz, Zieler isteriz, adı Almanca kartal demek diye Adler isteriz. Ama “Yeni Türkiye” sadece siyaseten değil, sportif olarak da hayatımızın içine giren bir kavram artık. Eskiden olsa, bastırıp olmayan parayı alıyordu herkes. Nasılsa ödemen de gerekmiyor. Senden sonra gelen yönetim düşünsün. Rüşvetçi Platini reis, kanımca en çok bizim gibi borcu artık döndürmenin imkanı kalmayacak noktalara ulaşmış kulüpler için bir işe yarayacak FFP’yi getirerek, ahirette günahları önüne konduğunda “Ama ben şöyle birşeyde yapmıştım” diyerek kendi hanesine bir artı olarak yazdırabileceği bir icraat yaptı. FFP her ne kadar elimizi kolumuzu bağlasa da bu kulübün son yıllarda başına gelmiş en olumlu olaydır. Fikret Orman yönetimlerine zor ve sıkışık zamanlarda fazla hamle alanı vermeyerek hem yumuşak bir geçişe zorunlu kıldı hem de günü kurtarma hedefli popülist hamleler yaparak gereksiz riskler almalarını engelledi. Allahı var onlarda bu sıkışıklığı güzel kullanarak çoğunlukla başarılı hamleler yaptılar. (Sezer, Eneramo, Süzen diyenleri duyar gibiyim. O başlıkta ayrı bir yazı planlıyorum gelecekte.)

Fabri çok iyi bir kaleci olabilir. Burada aşırı kötü bir performans da gösterebilir. Bunu zaman gösterecek. Ama şu bi gerçek ki ismen hiç birimizi memnun etmedi. İsminden de ziyade, koca bir seneyi yatakta İspanyol Survivor’ı izleyerek geçirmiş olması, hakkındaki olumsuz yorumların en dişe dokunurlarından ve gayet anlaşılabilir. Bize düşen ona destek olmaktır falan gibi bir ahkam kesmiyorum ama elden de gelecek başka birşey olmadığı gerçek.

Acı Gerçekler

Önümüzdeki günlerde kendimce kadro planlamamı buradan paylaşacağım zaten ama kısa bir giriş yapayım.

Tolga-Fabri-Şaşal rotasyonu, veya Fabri-Tolga-Şaşal rotasyonu, Vodafone Arena’ya girip o vizyonu bir kere bile koklamış kimseyi memnun etmeyecektir. Yönetimde vizyon sorunu olduğunu düşünmüyorum. Burada yapılan sanırım öncelik belirlenmesi oldu. Şöyle ki, Şenol Hoca için bazı nedenlerden ötürü, kale öncelik değil. (Benim de öncelik listem: Stoper-Stoper-Sol Bek-Kaleci şeklindedir.) Zaten kısıtlı miktardaki transfer kaynağının dağıtımında kale; bonservisi elinde, ve Tolga ile eşit seviyede rekabet edebilecek olarak gözüken bir isim ile doldurulmuştur. Yoksa Şenol Hocaya, “Dünyada hangi kaleciyi istiyorsun söyle alalım” diye sorulduğunu, onun da “Bana Fabri’yi alın!!” dediğini kesinlikle düşünmüyorum.

Şahsi kanaatim (bugün itibarı ile olan kadro yapısına göre), 2 adet iyi stoper, ve İsmail’den iyi bir sol bek alındığı taktirde gelecek sene kalenin çok ciddi sorun teşkil etmeyeceği yönündedir. Hatta Glik tarzı baba bir stoper ile, iyi döndüğü taktirde Rhodolfo da gayet iyi bir ikili oluşturacaktır.

Ben şu önümüzdeki 1-2 yıl için biraz daha lokal düşünüyorum. 2016-17 sezonu için benim hedefim; olmazsa olmaz Ligde şampiyonluk ve büyük başarı olarak ŞL grupta 3. olmak olacaktır.

Ha sizin hedef ve vizyonunuz Şampiyonlar Ligi’ni kazanma üzerineyse ona da hayır diyemem. Helal olsun…

 

Batuhan Bayazıt / @BatuhanBayazit

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.