Hayır

Cem Göncü ara sıra takılır bana; “Yazı yaz ulan” diye. Ben de ona derim ki, “Abi ben kaostan beslenen adamım, benlik bir durum yok ne yazayım?”. Sanırım 24 saat önce tanıklık ettiğimiz sirk gösterisi ihtiyacım olan kaos ortamını önüme koydu. Tabi maçın sonucu bizim için çok keyifli olmadı maalesef ama 100% emin olduğum bir nokta var ki; uzun vadede kesinlikle hayırlı oldu. Temel olarak üç maddede anlatayım…

MESAJ

Futbol müsabakalarında dosta düşmana mesaj vermenin iki yolu vardır: Ya maçı kazanacaksın, ya da top oynayacaksın. Ama öyle fena oynamama, idare etme kıvamı falan değil bahsettiğim. EZE EZE. Karşı tarafa top göstermeden. 41 dakika boyunca yaptığımız tam olarak buydu. 65%’lik topa sahip olma oranı, rakip kaleye yollanan 7 adet şut, ve en önemlisi orta sahayı geçemeyen bir rakip. Kalemize gelen isabetli/isabetsiz “SIFIR” adet şut. Bizim zaten bildiğimiz, farkında olduğumuz ve son üç maçtır zirve yapan güzel oyun gerçeğini ve şartlar eşit olduğu sürece oyunu asla kaybetmeyeceğimiz mesajını o 41 dakikada tüm ülkenin gözünün önüne koyduk. Fenerbahçe Nisan ayında tekrar Dolmabahçe’ye geldiğinde akıllarında bu maçın skoru değil, o 41 dakikalık bölüm olacak. Yani onlar mesajı aldı. Merak etmeyin.

SIKIŞAN SAFLAR

Bu camianın eksikliğini çekmediği bir konu varsa o da “Paralel Gündem” yaratmada başarılı olan kanaat önderi abilerin varlığı. Her zaman haklılar veya haksızlar diye bir tümevarım yapmayacağım ama en azından dün gördük ki bu paralel gündemlerin zamanı, savaşın sürdüğü sezon içi dönemler değil, sezon sonları olmalı. Kabul edelim ya da etmeyelim, buradaki mücadelemiz bir şekilde karşılık buluyor. Savaşın bir cephesi olarak düşünüldüğünde sosyal medya, bize veya düşmanlara en çok zararın verilebileceği alan. Silahımızı karşı tarafa doğrultmak varken, kendimize doğrulttuğumuzda bu gücün bir kısmını kayıp ediyoruz. Dünden çıkaracağımız ders; iç çekişmeleri, haklı/haksız davaları sezon sonuna, kendi aramızda tartışmak üzere bir kutuya koyup, dışarıya mümkün olduğunca birlik görüntüsü vermemiz gerektiğidir. Rakipler haksızlık, hırsızlık ve utanmazlık üzerinden bile birleşebilirken bizim Beşiktaşlı olarak bunu yapmamamız ellerindeki son koz. Bunu ellerinden alalım.

FİKSTÜR

Kabul edelim ki, her sene dünyanın en kötü kupa formatında, dünyanın en önemsiz yerel kupasını oynuyoruz. Üstüne yayıncısını da düşününce, pek çok sıradan Beşiktaş taraftarı dün akşam ilk defa bir kupa maçı izledi bu sene. Ben grup statüsünün şans bulamayan oyuncular için resmi maç oynama şansı olması açısından varlığından memnunum. Ama o 6 maçı oynayıp elenmeyi de her sene kabul ederim. Bu turu geçse idik, 2+2+1 olmak üzere toplam 5 maçlık bir yük daha binecekti omuzlarımıza. UEFA Avrupa liginin Perşembe oynanıyor olması dolayısıyla zaten Şampiyonlar Ligi fikstürlerine göre daha sıkışık olan maç programı bu 5 maçla iyice sıkışacak, ve neredeyse hiç boş haftamız kalmayacaktı. Elendik ve kendimize 5 tam boş hafta kazandık. Burada tek can sıkıcı nokta, kime elendiğimiz ve eleniş şeklimiz oldu.

Ziraat Kupası sizin için dünyanın en önemli yarışması değilse, şu yazdıklarımda itiraz edilecek bir nokta olduğunu düşünmüyorum. Elbette bu ülkedeki her kupayı alalım, ben de isterim ama daha onun zamanı var. Önümüzdeki 2 sezonun şampiyonluğu her şeyden önemli. Çünkü biz şampiyon oldukça, onlar ölecek ve ait oldukları çukurda baş başa çırpınacaklar. Dün geceyi, Nisan ayında ligde yaşamakla Şubat’ın başında Ziraat Kupasında yaşamak arasında ciddi fark var. Dünü yaşayarak, hem mesajı verdik, hem safları sıklaştırdık hem de ileride soluklanabileceğimiz dinlenme günleri kazandık.

Ve ben dün yaşadığımız şeyin bizim için “Şer” değil “Hayır” olduğuna inanıyorum.

“Düşleri çalınan Beşiktaşlı çocuklar hayallerinizi yıkmaya geldi” dedik ya Faik Tribünü’nden bu hafta. Gene çaktırmadan bir şeyler çalmaya çalıştılar ama yakalandılar. Ve Nisan ayında tekrar “Düşlerimizi çalmaya” geldiklerinde hayallerini yıkmakla yetinmeyeceğiz…

 

Batuhan Bayazıt

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.