Taraftar Ve Motivasyon İlişkisi / Deniz Irmak Yazdı

Büyükanneler, dedeler neden çok sevilir? Çok basittir aslında cevabı, sorumlukları sınırlıdır çünkü. Torunlarına istedikleri her şeyi alabilirler, her isteklerine izin verebilirler. Sürecin devamında yaşanacak sorunları onlar çözmek zorunda değillerdir. Bebeği alırlar öperler severler, uykusunu kaçırırlar. Akabinde bebek ağladığında hemen anne babasına verirler ve “al oğlum/kızım çocuk ağlıyor” derler. Anne baba sustursun şimdi çocuğu…

Ve tek işleri sevmek olduğundan çok eğlencelidirler torunları için, haliyle çok da sevilirler. Torunları hata yaptığında kızmak, uyarmak, davranışı düzeltmeye çalışmak gibi bir sorumlulukları yoktur. Hem kendi evlatlarının tepkisinden çekindikleri için hem de torunları ile gerilmemek için hiç girmezler o toplara.

Futbolcu-taraftar ilişkisini de biraz bu ilişkiye benzetirim ben. Sahadaki her futbolcumuzu evlat gibi sevebiliriz ama torunlarımız gibi davranmalıyız. Yaptıkları iyi işlerde gururla çığlıklar atıp, mutluluğu sonuna kadar yaşarız. Ama kötü günlerinde kızsak ve üzülsek de, onları eğitmenin bizim işimiz olmadığını bilmeliyiz.

Zira bunun için takımın eğitim, fiziksel kondisyon, sağlık, psikolojik durumları ile ilgilenen bir teknik ekibi var. 7/24 çalışıyorlar. İşlerinde de gayet başarılı insanlar bunlar. Takımın babası dediğimiz bir Şenol Güneş var. Yaptığı işi bir saniye bile ciddiye almadığını kim iddia edebilir? Takımın geldiği durumdan herkes memnun. Ligde açık ara şampiyonluk adayıyız. UEFA’da kupanın güçlü adaylarından biriyiz. Ve bu durum seven sevmeyen herkes tarafından kabul edilmek zorunda olan bir gerçek! Dolayısıyla artık arkamıza yaslanalım ve bu durumun keyfini sürelim… Hem oyuncularımızla gerilmeyiz hem de böylesi daha eğlenceli.

Bizler seyirci değil taraftarız diyenler olacaktır. Ben de o yüzden zaten dede-torun örneğine benzetiyorum. Büyüklerimiz ailemizin en önemli parçasıdır. Bugüne kadar maddi manevi tüm olanaklarını seferber eden, dünden bugünü hazırlayan onlardır ancak işin eğlenceli kısmıdır şu an onların nasibine düşen. Tıpkı biz taraftarlar gibi (Bir Kibrit Çaklardan, Fedalara) zamanında cefa çekmişlerdir, şimdi sefasını sürme vaktidir. En önemli görevleri ise ailenin en büyüğü olarak motivasyon sağlamaktır…

Motivasyonu en basit haliyle, yaptığı işi/eylemi maksimum verimle ve istikrar sağlanarak yapılması olarak tarif edebiliriz. Futbolcuların da en büyük motivasyon kaynağı taraftar. Çok uzaklara gitmeye gerek yok Benfica maçının öyküsü yeterince açıktır. Motive etmenin faydaları ortadayken demotivenin yapacağı yıkıma da yine ligimize bakıldığında çokça örnek bulunacaktır. Olumlu eleştiriler ve gerekli motivasyonu ile yere düşeni nasıl ayağını kaldıracağını en iyi Beşiktaş taraftarı bilir.

Taraftar ve motivasyon demişken, dün gece 100 kişiyle 30.000 kişilik stadı inleten o güzel yüreklere bir selam çakmadan geçmek olmaz. Hepinizin eline ağzına yüreğine sağlık güzel insanlar. Tüylerimiz diken dikendi sizlerin her çığlığında. Gözlerimiz dolarak dinledik İzmir Marşı’nı. Sadece ekran başında bizleri heycanlandırmadınız elbette, eminim ikinci yarıdaki toparlanmamızda çok ciddi katkısı oldu yaptıklarınızın. 100 kişiydiniz ama tüm ailemizin kalp atışlarının sesini duyurdunuz dünyaya.

Vefa

Bilimsel bir gerçek var ki; sürekli yükselme eğilimi göstermez bir grafik. Pik noktasına gelir ve düşüşe başlar. Daha basit bir ifadeyle ‘her çıkışın bir inişi vardır’. Niyetim kesinlikle karamsar bir tablo çizmek değil. Belki haddim olmayarak hatırlatmak; biz Beşiktaş kültürüyle büyümüş insanlarız, biz bu armaya aşık insanlarız, bu forma için ter döken her futbolcumuzu baş tacı ederiz. Yaptığı bir yanlış hareket için (oyun sırasında yapılmış teknik hatalar elbette) takımımıza, oyuncularımıza sınırı aşan söylemlerde bulunmayız. Sadece hakemler ya da renkli basın doğradığında değil, o formayı sırtında taşıdığı her an bunu unutmayız. Vefa bilen insanlarız.

Futbolcularımızın sahada yaptıkları bir yanlış pas, ya da benzeri hareketlerden ötürü ağza alınmayacak laflar duydum dün gece. Söz ağızdan çıkana kadar sizin esirinizdir ancak ağızdan çıktıktan sonra siz onun esiri olursunuz. Sosyal medyanın sayısız faydasının yanında, şuursuzca ilerleyen bir linç kültürü de oluştu maalesef. Ancak biz Beşiktaşlıyız ve kendimize yakışanı yapmak zorundayız. Taraftarlığın gurur veren kısmı ve bakıldığında zor olanı hep destek, tam destek…

Zaten ülkede/dünyada canımızı sıkabilecek o kadar çok şey varken, isyan etmek istesek; kızmak bağırmak istesek milyonlarca neden bulabilecekken, bu öfkeyi takımımıza oyuncularımıza yöneltmemize anlam veremiyorum ve gereksiz olduğunu düşünüyorum. Üstüne üstük her şey bu kadar iyi giderken bizim için…

Biz 15 yıl şampiyonluk beklemiş taraftarlarız, biz sıkça söz edildiği gibi Feda’lardan buralara gelmiş taraftarlarız… Bunları hiç unutmamak lazım… Şimdi lütfen oynadığımız bu güzel oyunun tadını çıkaralım, oyuncularımızı da Şenol Hocam’a bırakalım. Hem bu konuda kuşkusuz hepimizden daha iyi olduğu için hem de böylesi daha zahmetsiz ve neydi anahtar kelimemiz ‘eğlenceli’. Sefa sürme sırası bize gelmiş, neden geri pas yapıyoruz…

.

Deniz Irmak / @deSniz

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.