Benim Hikayem Sensin Beşiktaş / Bukan Çelik Yazdı

Siyah beyazlıların açılış töreninde, Beşiktaşlı futbolcular ve teknik heyet, havai fişek ve lazer gösterileri arasında taraftarların yoğun desteği altında tek tek anons edilerek sahaya çıktı. Böyle diyordu manşetlerde 2002-2003 sezonun açılışı için.

2 Ağustos 2002’de,İnönü Stadında oynanan sezonun açılış maçına, çocukluk arkadaşım Akın’la beraber yerimizi almıştık. Kendisi iyi bir Galatasaraylı idi. Bana ‘’Sizin taraftarı ve stadı merak ediyorum bir gün maç izleyelim İnönü’de demişti’’. Ben de ‘’Tamam olur’’ demiştim. Nasip açılış maçına gitmekmiş. O gün maç ücretsiz idi. Kapalı tribün, saatler öncesinden dolmuş, biz ise yeni açıkta en üst katta yerimizi almıştık. Maç başlamış tribünlerde inanılmaz bir coşku vardı. Ara ara Akın’a bakıyordum. Ne yapıyor diye. Bazen gözleri sol tarafa kapalıya doğru kayıyordu.

Akın’a dönüp ‘’nasıl dedim tribünler’’

Akın ‘’Çok iyisiniz demişti.’’

Maç oynanmaya başlamış gol yemişiz Akın’da hafiften beni kızdırıyor

‘’Beşiktaş’ta iş yok’’diye.

Ben de ‘’Bak kızdırma beni, söylerim bak bu adam Galatasaraylı diye bağırayım mı’’ dedim o da ‘’ulan sus bizi mi dövdürücen’’ demişti 🙂

Akın’la tanışma hikâyemiz 90’ların başındaydı. Silivri’de tanışmıştık. Bizim kaldığımız siteye akrabalarına misafir olarak gelirdi yazları. Oturduğumuz yer kendi halinde güzel bir site idi. 90’larda çocuk olmanın en güzel tarafı sokaklardı. Bomboş sokaklarda deli gibi top peşinde koşturmaktı. Top sahasında tanışmıştık onunla. Oyun stili tipi de İlhan Mansız’a benzerdi. O zamanlar da yan sitelerdekilerle maçlar düzenlerdik ve ne zaman Akın’la beraber oynasak kazanırdık maçları.

Açılış maçı bitmiş evlerimize doğru dönerken Akın da ‘’Cidden iyiymişsiniz çok beğendim taraftarınızı’’ dedi. Ben de tabi gururlandım Beşiktaşlılığımla

Açılış töreninden birkaç ay sonra ise hayatın siyahı bir güne şahit olmuştum. Beşiktaşlı olan amcam vardı o rahatsızlanmış onu hastaneye götürmüştük. Sağ kolu ve ayağı tutmuyordu kısmi felç gibi bir şey geçirmişti…

Amcam güzel adamdı. Eşinin dostunun üstüne titrer imkânı dâhilinde hemen herkese yardımcı olmaya çalışan zor gün adamı idi. Bir ara kahvecilik yapmış Şişli tarafında da bir kahvehanesi vardı. Ne zaman yanına gitsem çayımı söylerdi. Hemen sorardı karnın aç mı yemek söyleyeyim yeğenime derdi. O da benim gibi fanatik olmasa da Beşiktaşlıydı. Kasada oturduğu yerin hemen arkasında 1996 yılına ait siyah beyaz çerçeve içinde Beşiktaş posteri vardı. Amcam sağ olsun bir gün o posteri benim gibi Beşiktaşlı kardeşime hediye etmişti. Çünkü onun en çok kıymetini biz bilecektik o da biliyordu.

 

1997 yılına kadar Avrupa yakasının çeşitli yerlerinde oturdum. Daha sonra lise bitince 1997 yılında Anadolu yakasına taşınmıştık. İçim biraz buruktu. Yeni taşındığımız yer Kadıköy’dü. Doğdum büyüdüğüm yerleri bırakıp bir anda karşıya geçmek çok zor oldu. Tıpkı Feyyaz’ın bizi bırakıp Kadıköy’e Fenerbahçe’ye gitmesi gibi. Açıkçası alışamamıştım uzun bir süre.

Zordu çünkü Avrupa yakasında otururken Beşiktaş’ı doya doya yaşıyordum. Antrenmanlara gider futbolcuları izlerdim. Hatta ara ara kaçak girer toprak sahada top oynardım Fulya’da

Amcam Avrupa Yakasında Hürriyet Mahallesi tarafında otururdu.. Benim de doğup büyüdüğüm yerdi Hürriyet Mahallesi. O yıl üniversite sınavına giriyorum ama O yıllarda da hayatım hep Beşiktaş olduğu için bazen gitmediğim maçlar olunca “Amca maça gideceğim para verir misin?” derdim verirdi, “Amca maçı izleyeceğim yer ayarlar mısın?” derdim, en kral yeri ayarlardı.

Süreyyapaşa Hastanesine gitmiştik amcam, babam, kuzenimle beraber, Eylül gibi, o zaman 22 yaşındayım. Filmleri çekilmiş içeride amcam otururken babam dışarı çıktı. Gözleri kan çanağı içinde ne oldu baba dedim bir şey demedi kuzenime sordum. Amcan iyi değil dedi. Amcam çok sigara içerdi ciğerleri tüketmiş son demine gelmişti vücut. Kolunun tutmama nedeni tümör beyne kadar gitmişti. Doktor içeride bizimkilere 6 ay yaşar demiş. Kaynar sular başımdan aşağı inmişti duyunca.

2002 sezonu açılmıştı ama hep içim yarımdı. Beşiktaş sezona iyi başlamış maç üstüne maç kazanıyordu. Ama amcam zamanla eriyordu. Ölümle yaşamı ayıran çizgi dedikleri o idi. Beşiktaş’ın siyahını da beyazını da yaşadığım yıl oldu. O yıl geleni geçeni yenmiştik. Şampiyon olmuştuk ama ailecek kahroluyorduk. Sezon bitmiş yeni sezona doğru yol alırken amcamın hastalığı daha da ilerlemiş. Artık her geçen gün daha da eriyordu. Bir Pazar günü, 28 Eylül 2003’te aramızdan ayrılmıştı. Vedası da bir Beşiktaş maçıydı. Trabzon’u 5-0 yendiğimiz maçtı. Bazen o maçı televizyonda nostalji maçlarını gösterdiğinde televizyonda denk gelirim. Hayatımda 8-0 yenildiğimiz maç olmak üzere izlerken içimin buruk olduğu maçtır.

Amcam hasta iken kuzenim bir türküyü kaydetmişti telefona. Sözleri şöyledir, bir derdim var bin dermana değişmem diye. Seneler sonra ne tesadüftür ki Beşiktaş taraftarı o türkünün bu sözünü marş yaptı sanki onu anar gibi.

Hatta bir gün mezarını ziyarete gitmiştim Hasdal’a, kardeşimle beraber. Elveren Ailesine ait bir mezarlığı göstermişti abi bak dedi Beşiktaş amblemi var diye. Arabayı durduk mezarın yanına gittik. Garip bir ruh hali içinde idim. Bir Fatiha okudum Beşiktaşlı kardeşime.

Daha sonra kardeşim ‘’Abi mezarın arkasında da bir şey yazıyor.’’ Hemen gittim mezarın arkasındaki yazıyı okumaya…

 

“Ölüm ne zaman ve nereden gelirse gelsin, mezarıma siyah beyaz güller atılacaksa, mezar taşıma Beşiktaş yazılacaksa, öyle ölüm hoş gelmiş sefa gelmiş” yazıyordu.

Seneler önce İnönü’de açılan bir pankartın sözleri idi. Psikolojide algıda seçicilik diye bir şey vardır. Bizim algımız da Beşiktaş olmuş. Nereye gitsek nereye baksak hayatımız ona dair bir anıyla dolmuştu.

Amcam vefatından sonra zaman geçtikçe özlemi daha da büyüyordu. Akın ile o açılıştan sonra eskisi gibi sık görüşemez olmuştuk. İnsan belli bir yaştan sonra iş hayatına atılınca iş güç derken arkadaşlıkları eskisi gibi görüşme şansı olmuyor.

Seneler sonra, Akın evlenmiş Anadolu yakasında benim çalıştığım yerin yakınına taşınmıştı. Bu sayede arada görüşme şansımız oluyordu. Eski günleri yâd ediyorduk.

Bazen arayı açar 2-3 ay dükkâna uğramayınca arar sorardım ‘’Nerelerdesin, ne yapıyorsun?’’ diye o da ‘’Oğlum ne olsun. İş güç evlilik’’derdi. ben de “Tamam arayı açma uğra’’derdim.

Bir ara Akın 5-6 ay kadar kaybolmuştu. Bir gün dükkâna geldi Akın. Uzaktan, arabasıyla kornaya bastı laf attı. Ben de Allah Allah kim bu diyordum. Tanıyamamıştım Akın’ı. Saçlar gitmiş, beti benzi değişmiş bir halde. Arabadan inince fark ettim Akın’dı. İçeri gelmiş oturmuştuk. Ne oldu lan dedim, Bukan dedi hastayım, ne oldu hayırdır dedim. Kanser dedi. Benim başımdan aşağı kaynar sular indi tıpkı 2002 yılı gibi.

Akın bir keresinde bu hastalığından önce bana ‘’Tuvalete giderken küçük abdestimi yaparken zorlanıyorum’’demişti. Ben de ‘’İstersen bir doktora git Akın’’demiştim. O da gitmiş ve prostat kanseri olduğunu öğrenmiş. Hastalık epey ilerlemiş, teşhiste biraz geç kalınmıştı. İşin acı tarafı bu kadar erken yaşta görülmesi çok nadir oluyormuş. Görüşmediğimiz o zaman sürecinde kemoterapi görmüş saçlar dökülmüş yüzünün rengi bile değişmişti.

Akın’ın abisi de doktordu. Epey yeri araştırmışlar fakat pek bir çare bulamamışlar doktorlar 3 ile 5 sene ömür biçmişti Akın’a. Ben tabi ikinci şoku yaşadım amcamdan sonra bunları duyunca.

Ben atlatırsın canını sıkma diyorum o da bakıcağız dedi tedavi görüyorum inşallah iyi gelecek diyor.

Akın’la 3-4 yıl boyunca telefonlaştık konuştuk sık sık. Görüştüğümüze hastalıktan pek konuşmak istemiyordu ben de pek açmıyordum konuyu. Eski günleri Beşiktaş’ı Galatasaray’ı hayatı konuşuyorduk biz de. Zaman ilerledikçe amcam gibi Akın da erimeye başlamıştı. Epey zayıflamış bir deri bir kemik kalmıştı.

Ramazan bayramında Silivri’ye ailemin yanına gitmiştim. Bayramın son günü idi. Sahile inerken bir diğer amcam beni gördü. Bukan dedi Akın vefat etti…Ben şok oldum. Gözlerimden yaşlar… Hani bazı anlar olur ne yapacağını ne söyleyeceğini bilemezsin. İşte ben de o durumda idim. Silivri’de çocukluğumuzun geçtiği yerde ölüm haberini almak hayatın da bir kötü tesadüfü idi. Akın’ı 2015 yılının 19 Temmuzunda yine bir Pazar günü kaybettik…

Ne zaman 2002-2003 sezonuna dair televizyonda bir videoya rastlasam o yıla dair anılarım Akın ve Amcam oldu artık. 100.yıl şampiyonluğu bazıları için en güzel sene idi. Benim içinse o seneye ait keder olarak kaldı. Zaten bir insan neden Beşiktaşlı olur bilir misiniz? Beşiktaşlı insan hüzünleriyle güçlenir.

31 Mart 2017 Akın’ın 37.doğum günü. Doğum günün kutlu olsun güzel insan.

Bir Beşiktaş maçında

Rastlamak vardı sana

Anılar acıtsa da

Selam olsun Akın’a canım amcama

Geride kalan tüm güzel dostlara

 

Bukan Çelik / @bukan

Benim Hikayem Sensin Beşiktaş / Bukan Çelik Yazdı” hakkında 1 yorum var

  1. Eflatun Zaman on

    Bu kadar güzel bir kurguyla anlatılabilirmiş. İnsan ancak yaşarsa hissederse bu kadar iyi aktarabiliyor. Okurken gözlerim yaşardı.

    Cevapla

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.