90’larda Beşiktaşlı Olmak / Bukan Çelik Yazdı

Beşiktaşlılık, bir arma uğruna can feda dediğimiz bir aşk. Tanımadığın, bilmediğin insanlarla aynı anda sevinip aynı anda üzüldüğün ömürlük bir tutku.

Onunla hikâyemiz de böyle başladı. Ne demişti şair; “Farklı dünyalarda uyanan insanların birbirine tutunma sanatıdır Beşiktaşlılık.”

Futbola çok düşkündü. Futbolcu olmak istemiş ama babası Yakup Amca buna karşı gelmiş; oğlunun okumasını istemişti. O yıllar da futbolculuk popülerdi ama ailelerin çocukları için seçtiği bir alan değildi. Çünkü futbol o yıllarda biraz daha amatör bir spordu. Maddi bir getirisi olmadığı için ebeveynler çocukları için istediği bir iş dalı değildi. Futbol aileler için çocukken oynanan bir oyundu.

Yine de Beşiktaş tutkusu içinde olan futbola düşkün bir Kartal. Çocukken ara sıra sokak arasında futbol oynardı. Sevdası Beşiktaş’tı. Odası Beşiktaş posterleriyle kaplı, Beşiktaş’a tutkuyla aşkla bağlı bir çocuk.

Akıllı çalışkan bir çocuktu. Babasının sözünü dinlemiş okumuş; hayali olan üniversiteyi kazanmış, Yıldız Teknik Üniversitesi’ni başarıyla bitirmişti. Okul bitince de mesleğinde kendini geliştirmek için yurt dışına gitmişti.

İtalya’da bile siyah beyaz tutkusu devam ediyordu. İtalya’da Juventus takımının da renkleri Beşiktaş gibi siyah beyazdı. O yıllarda Kartal Yuvalarının olmadığı genelde korsan forma, flamalar, atkılar satıldığı yıllar. O da kendisine takmak için bir atkı aldı.

90’larda Beşiktaş’ın geleni geçeni yendiği tabanca gibi bir takımı vardı. Beşiktaş kazandıkça sevinen insanlar ve mutluluğuna mutluluk katan bir Kartal…

Onunla tanışma hikayemiz bir Galatasaray maçına rastlar. Günlerden cumartesi Ali Sami Yen’de Galatasaray – Beşiktaş derbisi. O yıllar passolig kombine gibi şeylerin olmadığı taraftarın taraftar olduğu yıllar.

Galatasaray oyuna hızlı başlamış ev sahibi olmanın avantajıyla baskı kuruyordu. Buna karşılık veren Kara Kartallar vardı. Ve ilk yarının sonunda 44. dakikada Turan Uzun golümüzü atmıştı.

’’Sağdan bir orta geldi. İki, üç kişi kafaya çıktı, ben de arkada kalmıştım. Topu göğsümle indirdim, ayağımla biraz sağa doğru çektim, adam bastırdı dönerek vurdum köşeye gitti. Güzel gitti mutluyum.’’ Böyle anlatmıştı golü Turan Uzun.

Maçta o dakikadan sonra gol olmamış, maç 1-0 bitmiş ve kazanmıştık. Maç sonu her Beşiktaşlı gibi ben de çok mutluydum. Beşiktaş’ım kazanmış, sevinçten yerimde duramıyordum. Çünkü Beşiktaş kazanınca dünyalar bizim olurdu…

Maça giden taraftarımız da çok mutluydu. O da maç sonu orada arkadaşlarıyla Mecidiyeköy sokaklarında atkısını takmış yürüyordu arkadaşlarıyla. Karşıdan gelen büyük bir kalabalık üstündeki siyah beyaz atkısını görmüş ve saldırmışlardı. Tek suçu siyah beyaz atkı takmış olmasıydı. Üstüne çullanmış, tekme tokat dalmışlardı. Yere düşmüş, kafasına vurmaya devam ediyorlardı. Aldığı darbeler ile bayılacak gibi olmuş ve arkadaşları sayesinde Şişli Etfal hastanesine götürülmüştü.

O günü Yakup Amca şöyle anlatıyordu;

‘’Doktorlar oğluma kendisinin bir şeyi olmadığını söylediler. Bu sırada hastanede fenalık geçirdi. Durumu kötüleşince ameliyata alındı. Hastanede imkan olmadığı için beyin tomografisi çekilemedi. Ameliyat sırasında kafatasında kan olmadığı görülünce yoğun bakımda tedavi altına alındı. Daha sonra özel bir ambulansla Haydarpaşa Numune’ye sevk edildi. Burada beyin tomografisi çekildi ve kanaması olduğu görüldü. Burada yeniden ameliyat edildi ve yoğun bakıma alındı. Sabaha karşı da onu kaybettik!’’

Kaybetmiştik Oktay Abimizi…

90’larda Beşiktaşlı bir çocuk olarak ilk kez ölümle yaşamı ayıran çizginin ne olduğunu o gün öğrenmiştim. İlk kez bir ölüm bana çok koymuştu o çocuk aklımla. Üzerinden yıllar geçse de her Galatasaray derbisi bana hep Oktay Akdemir’i hatırlatır.

Bir yerlerden izliyorsun biliyorum Oktay Abimiz,

Beşiktaş sevdamız atkın emanetimiz!

Ruhun şad olsun Mühendis Oktay…

 

Bukan Çelik / @bukan

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.