Nǐ hǎo*

*Merhaba

“Audi Summer Tour kapsamında Çin’e çıkartma yapan Bayern Münih’in Globalleşme ve Strateji’den sorumlu yönetim kurulu üyesi beklentisini, Çinli taraftarların takımın “Stern des Südens” (güneyin yıldızı) marşını Almanca söylemeleri şeklinde açıklıyor. Bu, aslında çok da uzak bir beklenti değil. Zira FC Bayern henüz Şangay’a ulaşmadan Alman havayolu şirketi Lufthansa takımın “Mia san mia” (wir sind wir-biz biziz) sloganının Almanca nasıl telaffuz edildiğini Çin sosyal medyasından bir video ile paylaştı. Yani bu umudun gerçekleşmesi için dil artık bir engel teşkil etmiyor!”

Ülke takımlarının Çin’e seyahatlerini yorumlayan Alman medyasının en çok içinde biraz da espri barındıran bu paragrafı ilgimi çekti. Çünkü bu cümleler, Çin pazarında aralarında bulunmak istediğimiz Avrupa’nın büyük kulüplerinin halihazırda ne noktada olduklarını göstermekle kalmayıp aynı zamanda bazı ipuçları ile gelecek için nasıl bir strateji izlememiz gerektiği yönünde de bilgiler veriyor.

Bu noktalara yazı içinde tekrar yer vermek kaydı ile şimdi isterseniz Avrupa basınında yer bulmuş ancak ulusal medyada –Beşiktaş medyası hariç- işin magazinsel yönü dışında haber konusu edilmeyen Beşiktaş’ımızın ilk Çin seyahatinin önemini ve bundan sonrası için nasıl hareket edilmesi gerektiğini ele almaya çalışalım.

Neden Çin?

Çin, insan potansiyeli ve ekonomisiyle dünyanın en güçlü ülkelerinden biri. Ancak tek başına bu durum bir futbol takımının Çin’e seyahat etmesi için yeterli bir sebep değil. Bu noktada karşımıza Başkan Xi Jinping’in kişisel olarak futbola önem vermesi ve Çin futbolunun gelişmesini ülkenin politik ajandasına koyması çıkıyor. Örneğin; futbolun okullarda zorunlu ders olarak literatüre girmeye başlaması, 2025 yılına kadar ülke çapında 50.000 futbol akademisi kurulmasının planlanması ve aynı süre zarfında 70.000 futbol sahası açılması yapılan yatırımların sadece bazıları. Bunun dışında zaten Çin Ligi takımlarının yaptığı astronomik transferler de herkesin malumu.

Bu durum Avrupa kulüplerine ekonomik anlamda yeni ve çok büyük bir pazar sunuyor. Konuşulan rakam 500 Milyon taraftar potansiyeli ve onların getireceği ekonomik fayda. Ancak olaya sadece bu yönden bakmak da yanlış. Zira Çin pazarında hiç yadsınamayacak düzeyde sponsor imkanı da var.

Ne yapıyorlar?

Avrupa’nın önde gelen kulüpleri aslında çok uzun zamandır bu pazarda. Örneğin; Bayern Münih ilk olarak 2000 yılında ilk teması gerçekleştirmiş. Bu bizim açımızdan uçuk bir örnek olabilir ama hazırlık maçındaki rakibimiz Schalke 04’ünde üç senedir Çin ile temas halinde olduğunu ve bu sene ikinci seyahatlerini gerçekleştirdiklerini belirtelim.

Aslında bakarsanız seyahat edip, orada turnuvalara katılmak işin en kolay kısmı. Zor olan kısmı ise bir altyapı kurabilmek. Öyle ki taraftar ile sürekli ilişki içinde olabilmek için belirli adımların göz ardı edilmemesi gerekiyor.

Bu adımlardan en önemlisi ise Çin sosyal medyasında var olabilmek. Örneğin Bayern Münih 2014 yılında açıkladığı rakamlara göre Çin sosyal medya kanallarından WeChat ile Weibo’da 4 milyon kişiye ulaşmış. Güncel rakamlara göre ise, sadece Weibo’daki takipçi sayısı 3 milyondan fazla, ki bu rakam kulübün resmi twitter hesabındaki takipçi sayısıyla neredeyse aynı. Ayrıca aynı platformda Barça’nın 5, Manu’nun 9 milyon takipçisi var. Üstelik bu rakamlar takım bazında ulaşılan rakamlar. Yazının başında belirttiğim gibi Lufthansa vb. gibi sponsorlar da sosyal medya üzerinden takımların Çin taraftarlarıyla ilişki halinde kalabilmesine olanak sağlanıyor. Burada sanırım en can alıcı nokta da bu. Zira bu pazardan her ne kadar takımların bireysel anlamda kazançları/getirileri olsa da, lig bazında da ciddi bir şekilde tanıtım yapıldığı unutulmamalı. Zaten bu noktada Bundesliga federasyonunun Orta Asya seyahati gerçekleştiren takımlara 300.000 Euro’ya kadar destek vermeleri hiç de şaşırtıcı değil.

Avrupa’nın önemli takımlarının Çin pazarında var olmak ve tanınmak için diğer bir uyguladıkları strateji ise ülkedeki okullara sosyal projelerle destek vermeleri. Bayern, Barça, Real ve Manu bu konuda öncü kulüpler. Bu özellikle yarışmacı eğitim sisteminde, ailelerin gereksiz gördükleri fans/taraftarlık kültürüne bir nevi sessiz kalmalarına yardımcı olması bakımından önem arz ediyor.

Ve elbette elindeki yıldızları kullanmak. Takımdan ziyade bireysel olarak futbolculara yönelik hayranlık Orta Asya’da daha ağır bastığını söylemek yanlış olmaz. Bu, özellikle forma satışlarının maksimum düzeye ulaşılmasına büyük katkı sağlıyor. Örneğin; Messi, Ronaldo gibi isimleri sponsorlar aracılığıyla halkın ulaşabileceği her yerde resimlerini görmek mümkün. Takım bazında da bunu kullanmak, özellikle sosyal medyada çok değerli ki bunun yapıldığını söylemek gereksiz bir ayrıntı olur sanırım.

Ve son olarak; direkt temas, yani büro açmak. Taraftarlara sundukları ve özellikle sponsorlarla ilişkilerin yürütülmesi açısından önemli. Ancak bu belli bir aşamaya geldikten sonra hayata geçirilmesi gereken bir adım olarak görülmüş. Zira Bayern’in dahi henüz yeni -Mart ayında- bağımsız bir büroya sahip olduğunu unutmayalım.

Ne yaptık?

Yukarıdaki yazdıklarımdan yola çıkarsak ilk Çin seyahatimizi gecikmiş ve eksikleri çok olan bir adım olarak görmek mümkün. Özellikle sosyal medyada henüz var olmamak, seyahatin kısa sürmesi –burada bahsettiğim eksiklik süreden ziyade etkin olamamak anlamında, zira takımın bir şehir gezisi dahi yapmadığını okudum-, uluslararası alanda tanınmış Q7, Pepe gibi isimleri seyahate dahil edememek ilk akla gelenler.

Ancak her ne kadar eksikleri de olsa benim düşüncem bu ilk adımın çok değerli olduğu yönünde. Orada çok ciddi bir pazar var ve “artık ben de buradayım” demek kulübümüzü globalleşme yönünde büyük katkı sağlayacaktır. Zaten bunun meyvelerini de hemen almaya başladık ki The Guardian’ın uzun bir makale ile Çin sehahetimize yer vermesi buna güzel bir örnek teşkil ediyor.

Burada üzerinde durmam gereken diğer bir husus ise geç kalma meselesi. Bu tarz stratejik adımlar başarıyla sıkı sıkıya bağlantılı olduğunu düşünüyorum. Bundan iki sene öncesine kadar zaten böyle bir adımı atacak maddi olanağımız yoktu ama başarı anlamında da elimizde sunacağımız bir ürün de yoktu. Fakat gelen şampiyonluklar, Şampiyonlar Ligi’nde boy göstermemiz ve ardından gelen Kupa 2’deki başarı, belki de bize ürünü vitrine çıkartmak açısından en doğru zamanı yarattı. O yüzden geç kalmayı Çin pazarına girmek bakımından değil, girmemize olanak sağlayacak şartların geçikmiş olması bakımından anlamak gerekiyor.

Sonuç olarak, içerisinde büyük bir vizyon barındaran çok önemli bir projeye start verdik. Türk futbolu adına da önemli bir ufuk açtık ve her zamanki gibi öncü olmayı başardık. Bunun desteklenmemiş olması ise apayrı bir yazı konusu ancak şuan sadece „köstek olmasınlar yeter“ noktasında olduğumuz için böyle bir yazı için henüz vakit var. Zaten yerel anlamda spor kamuoyunun ertesi gün konuştukları ve bu büyük projeyi görememeleri bunun en önemli kanıtı.

Ne yapmalıyız?

Şuan artık en önemli husus, bundan sonra nasıl hareket edeceğimiz. En baştan şunu söylemek lazım, eğer ilişkiler kesilir ve süreklilik sağlanamaz ise gerçekleştirdiğimiz bu ilk yolculuğun pek bir getirisi olmaz. Hatta tabiri caiz ise; „yorgunluğumuz yanımıza kar kalır.“ Yıllardan beri bu pazarda olan Avrupa’nın büyük takımlarını iyi gözlemlemek lazım. Bu pazar, uzun soluklu ve kesinlikle geleceğe yapılan bir yatırım.

Bu bağlamda öncelikli atılacak ilk adımın Çin sosyal medyasına girmek olduğunu düşünüyorum. WeChat ve Weibo gibi kanallarla insanlara ulaşmaya çalışmak ve oluşan taraftar kitlesini korumak yapılması gereken en öncelikli şey olmalı. Zira örneğin; WeChat’de günde 768 milyon aktif bireysel kullanıcı mevcut. Bu, sıkı ve direkt bir iletişimi mümkün kılan çok önemli bir araç ve buralarda aktif bir şekilde var olmak çok önemli.

Diğer bir atılması gereken adım ise sosyal projeleri desteklemek. Çin’i sadece para kazanacağın bir ülke olarak görmeyip, onlara nasıl katkı verebileceğimizi de düşünür ve hatta tecrübelerimizi de onlara aktarmak için orada olduğumuzu hissettirebilirsek ulaşmaya çalıştığımız hedefe daha kolay bir şekilde ulaşabiliriz.

Daha önce bahsettim, bu tarz ileriye dönük projeler başarı ile sıkı sıkıya bağlantılı. Bu anlamda özellikle uluslararası başarıların yukarıda bahsettiğimiz kanallarla iyi pazarlanması gerektiğini düşünüyorum. Yine bu alanda uluslarası tanınmış transferler önemli bir güç. Bu oyunculardan faydalanmak çok değerli olacaktır. Hatta Çin Ligi’ne daha önce transferlerini gerçekleştirdiğimiz isimlerden de –Demba Ba, Ersan gibi- yararlanmamız şart.

Büro açmak ve bu yolla sponsorlarla ikili ilişkileri geliştirmek bunlardan sonra takip edilmesi gereken diğer adımlar olmalı.

Ve son olarak, tüm bu faaliyetleri gerçekleştirirken karşımızda bin yıllık değişmeyen bir kültürel yapının olduğunu unutmadan, onların duyarlılığına dikkat etmek gerekiyor.

Hepimizin dileği Beşiktaş’ımızı her alanda en büyükler arasında görmek. Bunun gerçekleşmesi için çok değerli bir başlangıç yaptık. Umarım doğru adımlarla süreklilik sağlanır.

Saygılarımla..

 

Ufuk Küçükdağlı

Bir Cevap Yazın