Bardağın Hangi Tarafı?

Bardak yarıya kadar dolu. Boş tarafını görmek de mümkün dolu tarafını da. Ben; Beşiktaş söz konusu olduğunda büyük oranda bardağın dolu tarafını görmeye çalıştım, çalışıyorum. Zira eleştirel yaklaşmak beni çok da memnun etmiyor. Ancak bu sefer bardağın her iki tarafına da bakarak dengeli bir yazı yazmak gerektiği inancındayım.

Öncelikle belirtmem gerekiyor ki; cumartesi akşamı klişe tabirle “altın değerinde bir üç puan” aldık ve yine puan anlamında lig başlangıcını en az hasarla atlattık.

Fakat son iki sezonun şampiyon takımı olarak beklentiler üst düzeyde olduğu için oyun anlamında pek kimse tatmin olmadı ve dolayısıyla da eleştiriler Şenol Güneş ile oyuncular üzerine yoğunlaştı.

Eleştirilerin ağırlığı/haklılığı tartışma konusu ancak oyunun “istenilen düzeyde” olmadığı da bir gerçek.

Özellikle son iki maçta Tosic’in maçın adamı olmaya aday performansı ile orta sahamızın yapamadığını yapması, Tosic adına ne kadar mutluluk verici olsa da takımın durumunun ne noktada olduğunu göstermesi bakımından pek de güzel bir tablo değil.

Aslında defansif açıdan -bireysel hatalar dışında- problemsiz bir takım olduğumuzu söylemek pek yanlış olmaz. Fakat hücum anlamında üretkenlik/farklı hücum varyasyonları yaratma konusunda sıkıntılar var.

Takımımız oynadığı son iki lig maçında sadece Caner ve Quaresma’nın ortalarına bağlı kalmış bir görüntü çizdi. Zaten istatistikler de bu durumu doğruluyor. Kasımpaşa maçında takımımız rakip ceza sahasına 31 (8’i isabetli) orta gönderirken, bunların 22 tanesi Caner (15) ve Quaresma’nın (7) ayağından çıkmış. Bursa maçında ise 32 (10’u isabetli) ortanın neredeyse tamamı Caner (13) ve Quaresma’ya (17) ait.

Sonuç; verimsiz Oğuzhan, Talisca ve Babel.

Gökhan’ın olmaması, Adriano’dan kendi yerinde yararlanamayışımız benim sezon başından beri değindiğim bir husus.

Caner her ne kadar isteği ve hırsı ile ön planda olsa da, ben bir an önce Adriano’nun olması gerektiği yere, sol bek pozisyonuna dönmesi gerektiği kanaatindeyim.

Elbette tüm sorunlar bununla çözülecek değil. Fakat bu sayede hem bu futbolcuların etkinliğinin artacağını hem de orta sahamızın alışagelmiş pas ritmini bulacağını düşünüyorum.

Buradaki pas ritmi ise sadece pas sayısıyla açıklanacak bir durum değil. Zira yeterli sayıda pas yaptığımızı söyleyebilirim; Kasımpaşa maçında %90 isabet oranlanıyla 547, Bursaspor maçında ise %87 ile 452 başarılı pas yapmışız. Ancak bu pasların ne kadar değerli olduğunu anlamak için bir kaç istatistiğe bakalım;

Mevcut kadroda gole en yakın iki isimden biri Cenk Tosun, diğeri ise Talisca olduğu hususunda hemfikir olduğumuzu düşünüyorum.

Öncelikle Cenk;

Bursaspor karşılaşmasında Cenk’i gol yollarında etkili kılabilecek isimlerden biri olan Q7’nin Cenk’e hiç ulaşmış pası yok. Diğer taraftan Oğuzhan ve Babel ancak Tosic’in Cenk’e çıkarttığı pas kadar Cenk’i topla buluşturabilmişler. Bu sayı sadece 3. Talisca ise Cenk’e sadece 1 kez pas atabilmiş.

Talisca’nın arkadaşlarından pas alma durumu ise Cenk’e göre bir nebze daha iyi;

Toplam 35 kez arkadaşlarından pas almış Talisca. Ancak yine kıstasımız Tosic’e göre daha fazla pas atan sadece iki oyuncu var; Oğuzhan ve Babel. Ama aşağıdaki grafiklerde de göreceğiniz üzere bunlar etkili yerlerde olmamış ve Talisca ceza sahası içinde hiç topla buluşamamış. Etkili yerde buluştu diyebileceğimiz yerde ise sadece 4 kez yüzünü kaleye dönebilmiş.

 

 

 

Çözüm yeni transfer mi?

Fark ettiyseniz şuana kadar yazdıklarımın tamamı geçen seneki şampiyon kadro üzerine. Henüz takıma dahil olmamış mevcut transferlerimiz ve olası transferlerimiz geleceğe daha umutla bakmamızı sağlayacak nedenler.

Takımın zorlu fikstürde yorulmasından kaynaklı geçen sezon ortasında sıkça kullandığım “milli ara en çok bize yarayacak” söylemi, bu sefer başka bir sebeple yine geçerli. Arada yapılacak bir veya belki iki hazırlık maçıyla yeni oyunculardan Lens ve Negredo takıma adapte olacaktır.

Bu noktada Şenol Hocaya yönelik eleştirilere de katılmadığımı belirteyim. Geçen sezon da Hoca milli maç arasından sonra önce Talisca’yı -ilk lig maçında- ve sonrasında da Aboubakar’ı -hemen arkasından gelen Şampiyonlar Ligi maçında- ilk 11’e monte etmişti. Aradaki tek fark bu sezon ikinci değil üçüncü lig maçından sonra milli araya gidilmiş olması.

Şenol Hoca için anladığım kadarıyla birlikte oynama alışkanlığı öncelik teşkil ediyor. Hazırlık maçlarıyla bu durum gerçekleşir ve önümüzdeki maçlarda yenileri ilk 11’de görmeye başlarız diye düşünmekteyim.

Olası transfer demişken bir noktayı daha değinmeden geçmeyelim.

Talisca’nın performansına kısaca baktık. Ama bir husus daha var ki, gerçekten önemli. Aşağıda Talisca’nın pas grafiğini görüyoruz;

 

10 numara pozisyonunda oynayan birinin rakip ceza sahasına hiç pas atamamış olması çok ilginç bir istatistik. Zira Tosic’in bile rakip ceza sahasına iki isabetli pas attığını belirteyim.

Geçen seneden de gördüğümüz/bildiğimiz kadarıyla Talisca hiçbir zaman gerçek bir 10 numara ol(a)mayacak. Bu yüzden, şayet yeni bir transfer için tek atımlık kurşunumuz varsa ben onun Sosa olması gerektiğini düşünüyorum.

 

Ufuk Küçükdağlı

Bir Cevap Yazın