Neden Olmadı? (2. Bölüm-Saha İçi)

Winston Churchill 2. Dünya Savaşının başında zorla başbakan seçildiği zaman kendi partisinin bile desteğinden yoksun, ”savaş çığırtkanı” olarak görülmüş, işin içinden hitabet yeteneği sayesinde çıkmıştır.

Öyle ki; Parlamentoda nihayet tam desteği aldığı meşhur konuşmasının sonunda, en büyük rakibi Halifax’ın ağzından da şu sözler dökülmüştür;

Adam İngilizce dilini silahlandırıp, savaşa yolladı

Kayıt Altına Almak…

Futbolda da ”Futbol terimleri ve dili” oluşturmak, hatta ve hatta her ülkeye ait taktikleri isimlendirmek son 20 senedir en önemli işlerden olmuş, böylece ülkelerin futbol tarihlerini kayıt altına almak kolaylaşmıştır.

‘İsimlendirmek” ve ”Kayıt altına almak” için en doğru yolların bulunduğu, yüz sene sonra bile ”Gegenpressing”, ”Sacchi Press”, ”Cruyff’s Diamond” dendiği zaman bunların sadece iki kelimeden çok daha fazlası olduğunu, efsanelerin yarattıklarının ve dahilik derecelerinin karşılığını,senelerce sahaya koydukları taktik savaşlarla aldıkları ve tarih kitaplarına geçtikleri de tasdiklenmiştir.

Dil ve onu doğru kullanıp kayıt etmek, sanıldığının aksine her şeyin başlangıcı, geçmişin ve yarının en büyük silahıdır

Karanlık tarafa geçene kadar Demirkol da bunun savaşını zaman zaman vermiş, Türk futbolunun bir dili, kültürü ve tarzı olması gerektiğini anlatmış, İngiliz dilinden devşirdiği ”Çapa” kelimesini de literatüre sokmuş ama en sonunda Terim ve Arda tarafından basın toplantısı ile fırçalanıp, ”Kaos futbolu nedir olm!!” denilerek de azarlanmıştır..

Sonunda olan yine oyuna ve dile olmuş, memleket kuralları işlemiş, günümüzde Terim omuzlarda, Arda ise aynı güruh tarafından tukaka ilan edilmiş, milli takımda Dünya kupasını dürbünle izlemek zorunda kalmıştır.

Kısaca oyunu sevenler yine kaybetmiştir…

Beşiktaş’ın Dili…

Beşiktaş’ın bu sene saha içinde neyi yapamadığını yine bu süslü kelimeler ile size anlatmaya, en azından istatistikler ile bazı şeyleri isimlendirmeye çalışacağım. ”Yahu Negredo iyi çıksaydı iş bitmişti, ne anlatıyorsun” diyenleri de biraz daha düşünmeye itebiliriz sanırım, buyurun;

GEÇİŞ HÜCUMU…

Kısaca ”Olm Sosa lazımdı bize be” demeniz bunun kelimelendirilmiş hali ama ben biraz kafanızı ütüleyeyim;

Kökeni basketboldan gelmiş olup, oyun planında bir bölgeden diğerine yapılan doğru geçişler, topu en kısa zamanda genelde hücuma, hedefe taşıma eylemidir.

2016 yılında, Sosa’nın sahada yer aldığı dakikalarda Beşiktaş orta sahasının topu rakip yarı sahaya taşıma süresi: 4.85.2 saniye..

2018 yılında Beşiktaş orta sahasının topu rakip yarı sahaya taşıma süresi: 9.4-10.6 saniye..

Oyun planı dahilinde, sete oturmak ve takımın sahaya yayılmasını beklemek artık her ne kadar çağ dışı olsa da (artık hücum topun kapıldığı yerde başlıyor) ileri hamle ve adam eksiltme özelliği olmayan Beşiktaş orta sahası ile kontra atak yapmak, topu geri kazanıldığı yerlerde direkt kaleye oynamak, maalesef bu sene iyice hayal halini aldı.

Doğal olarak kazanılan toplar oyun planı dahilinde ya Q7’ye ya da yana paslandı.

Rakip kendi sahasına kolaylıkla yerleşti, herkes dönüp Babel’in topu taşımasını yada Q7’nin bire birlerini seyretti…

İleri hamlesi ve dripling özelliği olmayan, hele ki skorda hiç ama hiç olmayan Beşiktaş orta sahası, Atiba’nın düşen fizik gücü ile de oyuna hakim olma özelliğini yitirdi, esas plan da hep kenarlara kaymak zorunda kaldı…

Yine bunun sonucudur ki ; ligde dış sahada durdurması kolay takımlardan birine dönüştük. Sürekli sete oturmamız ve rakiplerin faullerini almamız kolaylaştı. Tolgay’ı topla döner iken ya da yana pas atar iken faul ile durdurmak, Atiba’ya 2’li 3’lü sıkıştırmalar yapmak kolaylaştı.

Malum hakemlerimizin ”kolluyorlar” algısına çanak tutup, bu faullere göz yumması da buna tuz biber oldu.

Temposuz orta saha, temposuz oyun ve sürekli kenar oyuncularına muhtaç oyunu kontrol edemeyen deplasman oyunumuz kaldı akıllarda…

TOPU GERİ KAZANMA SÜREMİZ… BARİZ FİZİK GÜCÜ EKSİKLİĞİMİZ..

2016 Beşiktaş Takımının Topu Rakipten En İyi Geri kazanma süresi Ortalama: 4.7 Sn

2018 Beşiktaş Takımının Topu Rakipten En İyi Geri Kazanma Süresi Ortalama: 9.4 Sn

Orta sahasını kalabalık tutan rakip takımları göbekten delememenin, böyle maçlarda fizik olarak hep yenilmenin, ilk Akhisar maçında Mustafa Yumlu’nun 18 hava topu kazanmasının nedeni ve istatistiklere yansıması bunlar..

”Q7 penaltıyı atsaydı” diyenler kısmen haklı da olsa, işin özüne bakmak, tek pozisyon üstünden sezon değerlendirmekten kaçmamız elzem artık.

2016 Beşiktaş Takımının Rakipten Karşıladığı Topların Bölgesi (Hücumda): %36.8

2018 Beşiktaş Takımının Rakipten Karşıladığı Topların Bölgesi (Hücumda)%14.2

Şenol Hocanın son maçlarda yılların ezberini bırakıp Medel-Atiba yada Medel-Tolgay denemelerinin sebebi orta sahada düşen direnç ve orayı sürekli 2 kişi ile yamama çabamızdı. Günümüzde tek bir 6 numaranın yapacağı hamallık ve top dağıtımını biz zaman zaman 2, zaman zaman (artı bir öne çıkan stoper ile) 3 kişi ile yapmak zorunda kaldık..

İlerleyen zamanlarda Medel’in top kazanımları ve dikine attığı pasların gözümüze Zidane vari gözükmesinin, Medel’in her kazandığı topta kopan alkış tufanının sebebi de bu.. Seneye bütün defans önü ona emanet edilmeli mi? Kesinlikle hayır. O bölge mutlaka ve mutlaka takviye edilmeli. Beşiktaş orta sahasının omurgası artık riske edilmemeli.. Kaybedilen fizik gücü eksikliğimizi geri kazanmamız, kaybedilen enerjimizi yine avuçlarda tutmamız elzem.

FİNAL MAÇLARINDA DURUM!!

Yine yukarıda ki durumlar ile bağlantılı olarak ;

Başakşehir maçında orta saha oyuncularımızın attığı kilit pas sayısı : 2

Başakşehir maçında orta saha oyuncularımızın attığı isabetli Şut Sayısı : 0 (Yazı ile Sıfır)

Gs deplasman maçında ortasaha oyuncularımızın top kapma hamleleri : Toplam 6

10 kişi kalmış ve oyunu kenarlardan götürelim diye dua eden Avcı’nın ekmeğine yağ sürmüş orta saha istatistiklerimiz, hem fiziken nasıl yenildiğimizi hem de nasıl aklında hiç kale olmayan bir orta sahaya sahip olduğumuzun resmi.

Daha çok fiziki mücadeleye ihtiyacımız olan G.saray maçında, atılan tekmelere göz yumulacağı belli bir ortamda, ayakta kalması gerekir iken de orta sahamızın sayıları da yukarıda.

2.Bölgede özet ile takımların ve omurganın beyni orta sahamızı gözden geçirmemiz ilk şart. Yabancı sınırının ne olacağını Allaha emanet bir mevzu olsa da, en azından seçimden sonra oluşacak durum itibarı ile eldeki Türk orta sahalarımızı ne yapacağımızı netleştirip, ekonomik durum ile de ilk başta bakacağımız bölge yine burası olmalı.

SOS vermeyi geçip, artık iflas etmiş bu bölgeyi yamamayı bırakıp, tedavi etmemiz şart oğlu şart. Golsüz ve atletizm olarak hep yenilen bir Beşiktaş orta sahasından hanedanlık beklemek, maalesef hayal…

DEFANSTAN ORTA SAHAYA GEÇİŞ…

Toşiç’in değerini bulduğu an satılması kalplerimizi sızlatsa da, artık Beşiktaş’a uygulanan karşı oyun planlarının temeli;  ”Presi Toşiç’ten başlat” yerine, giden Marcelo’nun dolmayan yerini dolduracak ”Pasör Stoper” alınacağının müjdesi olabilir mi?

Vida ne güne duruyor=Paramı var yahu!!!  diyenler kulağımı çınlatsa da, Beşiktaş bu sene defanstan geçişlerde ve oyunu buradan kurmada sınıfta kaldı.

3 Bölgede,Toşiç-Pepe Topla oynama oranı :%46

3 Bölgede Toşiç-Pepe Pas isabeti Oranı : %32.3 (doğal olarak yüksek çünkü aralarındaki paslaşma dahil edilmiş)

3 Bölgede Toşiç-Pepe İsabetli İleri Pas Oranı : %12.4

2016 Beşiktaş Defansının Vurulmuş Uzun Top Ortalaması : 3.9 Rastgele Vuruş…

2018 Beşiktaş Defansını Vurulmuş Uzun Top Ortalaması :  8.6 Rastgele Vuruş…

İki senede rastgele yapılan uzun topları ikiye katlamak sanırım kötü bir istatistik nasıl olur göstermiş bizlere. Medel’in uzun süre defansta tercih edilmesinin sebebi de buradan topu oyuna sokma kabiliyeti idi. Yoksa Hocanın Medel’i orta saha da kullanmamak gibi bir kuralı yoktu.

Vida her ne kadar gerekli süreleri almamış, benim canlı seyrettiğim her maçta nacizane temel hatalar yapıp durmuş olsa da bize lazım ”pasör’ün” birebir karşılığı zaten değil.

Bu ekonomide ve eldeki mevcut kadroda, ”orayı idare ederiz” demek mantıklı olsa da takımın omurgasının başlangıcına sağlam bir takviye imkanı keşke olsa. Nitekim, devrede buraya adam aramaktan bıktık artık…

FORVETTE NE ARIYORUZ?

Transfer dönemleri gelenekseldir ama hiç kimse onca dönen 5 benzemez isim arasından ; ”Yahu Bize Hangi Özellikler Lazım” demez…

Geçen sene Aboubakar’dan, Negredo’ya geçer iken yaptığımız hatayı tekrar etmemek en büyük işimiz olmalı..

Anıl Demirci’nin geçenlerde anlattığı üzere, scout etmek sadece gençleri ya da keşif edilmemişleri bulmak değildir. Takımların sistemlerine uygun, hocanın aradığı özelliklere haiz nitelikleri de yaşça büyük olsa da bulmaktır.

Günümüzün en önemlisi ”atletizm ve hız’‘ ile birleşen bitiricilik bulmak artık çok zor ve pahalı olsa da bunların yarısına sahip, hızı ve adam eksiltmesi ile takımı ileride tutup, enerji katabilecek birini bulmak, takımı ileri de tutan ve çeken “vinç”in operatörü görevini Q7’den almak, aranan ilk özellikler olmalı sanırım…

Ya bu adam vazgeçilmez mi denilen Q7’nin sahada olmasının ilk sebebi, içeriye yaptığı yüzlerce orta değil, topu ileride tutabilme, takımı öne çekebilme süreleri ;

Q7’nin ileride top tutma ve saklama ortalaması : Her atılan 9.8 topun, 7.6 sını ilk seferde kontrol edebilmiş Q7.

Q7’nin ayağında başarı ile top tutabilme yüzdesi : %86.7

Q7’nin ayağında top tutma Süre Ortalaması : 3.9 Saniye…(Modern futbol için çok kötü ama önde top tutma özürlü Beşiktaş için maalesef gerekli idi!!!)

Kısaca ve umarım artık sadece isimleri değil, sisteme ve takıma uygun, ”lazım” olan oyuncuları konuşabiliriz!!!

KİRİŞLER..

Her büyük takımın gizli kahramanları ve saha içi liderleri, kirişleri vardır. Biz bazen göremesek de takıma yakın olanlar, soyunma odası hallerinden, bazen çıkan kavgalardan bunun kim olduğunu bilirler..

Bu kesinlikle bir gereklilik değildir, ancak olması faydalı hallerdendir. Takımın dayak yediği bu sezonda en çok aklımda kalan sahneler, yerde kalan oyuncularımızın yalnızlığı, hakeme itiraz eden kaptanın ”kaale alınmama” sahneleri maalesef.

Bir takımda bayrak olmak, zaman ve saha içi faydalarının toplamıdır. Kimse sahada gezen birine kendini emanet etmez.

Her antremana 2 saat önce gelen LeBron, her idmandan sonra 500 şut atan Kobe, kaybetmeyi yediremeyip, takım arkadaşı Steve Kerr’ü (şimdi ki Warriors hocası) yumruklayan Jordan gibi isimlerin büyüklüğü buradan gelir.

Kısaca, ”yolla 10 kişi” ”gelsin 10 kişi” demek de, yenilenmenin böyle yapıldığını sanmak da, yine futbol iklimimizin palavrasıdır. Liderler yaratmak çok zor, kirişlere sahip çıkmak elzemdir…

Revizyon yıkarak değil, yavaşça ve onararak yapılır. Atiba’nın kalmasını istemek, kulübeden bu sene göremediğimiz etkiyi sağlamak, kulübün ”sahip çıkmak” hikayelerinden biri olacaktır,olmalıdır..

Takımda ki Türk oyuncuların temel olup oluşturacağı ”kiriş” de bu açıdan önemlidir. Almanların, hocalarını artık genç eğitimli Alman antrenörlerden seçmesinin temel sebebi, ”Dilin etkisinin takım üzerine oranının %73’lerde” çıkmış olmasıdır. Alınacak düzgün karakterli Türk oyuncularda bu açıdan çok önemlidir.

Şenol Hocanın da yabancılık hissetmeyeceği, kendi dili ile motive edebileceği oyuncuları takıma doğru şekilde kazandırmakta da sakınca yoktur. Yoksa pasaportlarda ”iyi oyuncudur” yazmaz. Sahada canını verenin milliyeti önemli değildir…

ÖZETLE; 

Özet ile çok uzattım.. 3. ve 4. bölümlere yer bırakıp, omurgamızı tekrar ve doğru kurup oluşturabilecek, ayağı düzgün stoper+orta sahalar+forvet+aç Türk oyuncular duasına çıkıp geliyorum… Sağlıcakla…

 

Cem Göncü

 

Neden Olmadı? (2. Bölüm-Saha İçi)” için 5 yorum var

  1. Cem Göncü

Bir Cevap Yazın