Medya Günlüğü – 1

Her hafta burada ”Spor Medyasında Çıkmış, Haftanın en Fecaat Beşiktaş Haberleri/ Top 10” tarzı, manasız bir köşe yazsak, Beşiktaşlıların itirazı olur mu? Bence olmaz.

Maçlardaki penaltı, ofsayt ya da gri kararlarından bahsetmiyorum dikkat! Alenen ”takım taraftarlığı” yapacağım diye yapılanlardan, başka ülkelerde olsa sendikadan ya da spor camiasından yaka paça atılmaya kadar gidecek işlerden bahsediyorum…

Zamanında Mehmet Demirkol’un ”Medya, yazılan ya da çizilen işin, reyting ve tiraj kısmında kendilerini etkileyeceğini bilse, buna inansa, yazamazlar, yazmazlar. Bu tanıma ise sadece FB ve GS uyuyor. Beşiktaşlı arkadaşlar kızmasın” gibisinden kelimeler ile kıvırarak da olsa anlatmaya çalıştığı, artık benimde düzeltemeyeceğimize ikna olduğum spor medyasının fiyaskolarına, kırdıkları potlara, sonrada pişkince yaptıkları ahlak bekçiliğine, bırakın “Zirve 10” yazısını, “Zirve 110” yapsak o bile yetmez. Malzeme o kadar bol çünkü…

OLMAYAN TİRAJLAR, OKUNMAYAN KAĞIT GAZETELER

Tirajları günden güne eriyen, içlerinde sadece ve sadece ‘‘iki takım taraftarının” görmek istediği kulaktan uydurma yanlı haberlerin bulunduğu, daha evvel de örnekleri ile burada gösterdiğimiz kopya haberler ile idare etmeye çalışan spor medyamızın, ne kendini düzeltmeye ne de ”doğruları”  yazmaya hiç mi hiç niyeti yok!!!

FB ve GS’nin satıp okunduğu günlerin çoktan bittiğini, işin artık öyle ya da böyle ‘‘doğru” haberlerin alınabildiği sanal alemden yürüdüğünü en başta fark edenler ise sadece kulüplere yaranmaya çalışıp, o kanattan ”ne verildi” ise ona uygun şekilde, üstüne zerre düşünmeden yazan, uzaktan kumandalı yeni nesil renkli muhabirler.

Twitter’da da açıkça görebileceğiniz, kolaylıkla ulaşabileceğiniz, benim gibi hiç bir kamu sorumluluğu olmayan sade taraftardan bile daha holigan, daha yanlı muhabir kıtaları ve bunlara koca koca sayfalarını açan, algı amacı ile de bunları kullanan spor medyamızın acıklı halleri…

ROBOT MUHABİRLER

Kişisel profillerinde, yılların tribüncülerinin bile yazmayacağı şekilde sığ kelimeler, pervasızca söylenmiş cümleler olan, sadece  ve sadece kendi tarafına uygun olanları yazan, çizen robotlar bunlar… (yukarıda Fanatik gazetesinde yapılmış haber, buna en uygun örneklerden biri)

Kısaca, önce kulübe yaranıp, sonra tavsiye ile kapağı bir gazeteye atarım diye yancılık sınırlarını bile zorlayarak işlerine geldiği gibi bunu kullanan ya da gazete tarafından ”sadece o kulübe aitsin” diyerek işe başlatılan, gazetecilikten habersiz, iki kulübün emrinde hazır kıtalar…

En son örneklerden biri de Hürriyet Gazetesinin FB muhabirinin düştüğü durum. Daha evvel defalarca yazıp çizdiğimiz, ”tesislere alınmayıp” sonra istenilen şekilde ‘‘ne istenirse yazan” muhabir örneğinin ilklerindendi kendisi.

Yaptığı 1000 kulüp yanlısı habere karşı, 1 tane muhalif haber yapıp, belki de ilk defa gazetecilik yapmaya kalkınca, sevgili kulübünün baskısı ile gazetesinden dakikasında aforoz edildi.

Gazetenin her hafta ”spor ahlakı” nutukları atan spor müdürünün ise gıkı bile çıkmadı.

Peki muhabir ne yaptı sizce? Meslek ahlakıma ve onuruma uymaz diyerek istifa mı etti? Hayır. Şu sıralar yine ne istenilirse yazmaya, ufaktan ufaktan devam ediyor. Spor müdürü ise kulüp ne isterse onu yazmaya, ara ara Beşiktaş’ı karalamaya da bizzat devam ediyor. (Yukarıda gazetenin Beşiktaş’ı karalama haberde zirve yaptığı günlerden bir tanesi)

İTİRAFLAR

Bütün Beşiktaşlıların aklını kurcalayan soru hep şu olmuştur; bu kadar da olur mu? Bilmiyorlar, görmüyorlar mı? Bu kadar iki kulübe ait olmayı nasıl yediriyorlar?

Acı olan, biliyorlar ve bilerek, görerek, isteyerek yazıp çiziyorlar. Hem de yıllardır…

Mehmet Demirkol’un yukarıdaki sözleri nasıl itiraf ise geçen haftalarda Barış Ertül’ün ”Beşiktaş’ı yenmek için sinirlerle oynamak lazım” konulu rezil programı da kocaman bir itiraf…

Fatih Terim’e gönderme yaparak, ”Beşiktaş’ı sahasında ancak sinirlendirip, tahrik ederek yenebilirsin Tudor” demek, ”zaten kart da vermiyorlar, ahanda bak FB maçlarına” demenin, artık kıvırmadan, direkt söylenmiş, ”Biz her şeyi biliyor, görüyoruz ama işimize geleni söylüyor, yazıyoruz” itirafının en yalın hallerinden biri!!!

ALTAYLI, ULUÇ ve ESKİ PRENSLER. BİTMEYEN ALGI!!!

Şikenin babası, 1993’teki Gençler hadisesinde Adnan Polat emri ile bütün hafta yazılıp çizilen ve okları hep Beşiktaş’a yönlendirme taktiği ile ”Beşiktaş Şike Yapacak” manşetlerinin gelindiği yıllardan, Hıncal Uluç’un başı çektiği, Luce’yi Beşiktaş’tan yollatan büyük algı operasyonuna kadar yaşadıklarımız ortada iken 2017 yılında değişen hiç bir şey yok mu?

Maalesef yok.

Mesela Altaylı hala köşe sahibi ve hala yazdıkları ile GS lehinde algı yapıp, bir şeyleri değiştireceğine inancı tam. Bunca yıllık lobi geleneğinden gelip de bir anda değişebilmek zor tabi.

Yıllarca medyaya hükmedip, maçlara etki edebilme gücünden şimdilerde vazgeçebilmek, özellikle ve başta Hıncal Uluç için de çok zor olmalı.

Şimdilerde ”Reklam amaçlıyorlar, paylaşmayın” diye kaale almayanların, bu üç adamın (Uluç-Erman-Şansal) yıllarca lige nasıl yön verip, Beşiktaş’ı ne hallere soktuklarını bizim yaş grubumuzdakiler çok çok iyi bilirler. Hala da küçümsemenin iyi fikir olduğunu düşünmüyorum ya, o da başka yazıya…

İŞİN BEŞİKTAŞ KISMI?

İşin bizim kısmındaki tarafında ise İlker Abi’nin Cenk Penaltısından çok önce söylediği sözler hala geçerli;

– ”Allah insana, her net penaltısını savunmak zorunda kalan Beşiktaşlı sabrı versin” İngiliz ligi dili ile senelerce bundan çok daha ”yumuşak” pozisyonlarda ”penaltıyı aldı kardeşim, konuşmayın” diyen renkli ahali ve medyası, cümbür cemaat yine iş üstünde idi bu hafta.

– En akılsızından, en zeki ve sinsi olanına kadar, Umut’un bile ”ayağına vurdum’‘ dediği penaltıyı, saatlerce sulandırıp,üstüne ek ile sanki Deniz Türüç’e ‘‘git kavga edip, küfür et” diyen Beşiktaş camiası imiş gibi, günlerce suçlamalara maruz kaldık ama... Bitmedi, bitmezdi…

– Malum kulüp tarafında bayağı ışığı ile oynanmış, maç dakikası silinip, gazetelere servis edilen, maç başındaki oturma telaşında ki insanların fotosu ile ”Onlarında merdivenleri boş değil amaaaaaa” seviyesizliğine maruz kalıp, sağa sola ”kollanmıyoruz” diye laf anlatmaya devam ettik.

– 20 senedir yönetimde olup, bu işlerin bu hale gelmesinde ki baş sorumluların, yıllık 5.5’lik RVP’yi şimdi nasıl ”iş ahlakı olmayan” adam ilan ettiklerini görüp, bizim maçtan sonra nasıl ”kahraman” ilan ettiklerini, nasıl o ahlaksızlıkları göklere çıkarmada hiç bir sakınca görmediklerini hatırladık!!!

– GS maçından sonra 6-7 yiyecek duruma gelenlerin, ertesi gün hiç bir şekilde yüzleri kızarmadan, Ozi penaltısı, Gomis ve Serdar kırmızılarını sanki hiç olmamış farz ederek, ”Cenk küfür etti, ceza nerede” isyanlarını şaşkın şakın takip ettik. ”Ulan ben 1 hafta sokağa çıkamazdım” dediğim yenilgiden sonra ki bu pişkinliği, Muslera’nın, Maicon’un küfür videoları, eşinin kafa kesme hareketinin resimlerine bakarak, hakemin derdest olduğu şişe yağmuru haftasını da yad ederek, takip edip, daha da bir şaşırdık!

– Her Avrupa maçında rotasyona gitmiş, Beşiktaş maçından önce ”sakatlar” palavrası ile yedek kadronun dibine vurmuş takımın, elendiği haftada, medya tarafından nasıl alkış yağmuruna tutulduğuna şahit olduk! Ülke puanı?

– Bayern kurasından sonra yine insan üstü pişkinlikle, sezon başı kimlere elendiklerine bakmadan, ”ho ho ho” tarzında anlamsız bir sevinçle nasıl coştuklarına baka kaldık. Memlekete Bayern getirecek takıma, grubundan ilk defa ”lider” çıkmış takım taraftarının karşısına geçip, ”Bayern ho ho ha” sırıtmalarını da görmüş olduk. ”Biz neler gördük hey yavrım hey” diye hiç susmadan maziyi çoşturup, ”ulen daha geçen hafta kepaze ettik” cümlelerini hiç duymayan insanlar gördük.

– Geçen hafta ”Olm kaleye gidebildik lan” diye sevinç naraları atanların, bu hafta ”geliyoruz” diyerek yine Şampiyon ilan edilmelerini şaşkınlıkla okuduk, izledik…

Allah hepinize Beşiktaşlı sabrı versin diyerek, bir sonra ki Medya Günlüğü’nde görüşmek üzere hoşçakalın….

 

Cem Göncü

 

Bir Cevap Yazın