İki Maç, Omurga ve Love

Ne yalan söyleyeyim, Paşa maçından sonra İlker abi ”yazı nerede olm” dediği zaman, çoğunlukla zihin yorgunluğundan, çokça da ”hep aynı şeylerimi yazıyorum” hissi yüzünden elim klavyeye gitmedi. Maçtan çıktınkan sonra da sahadaki vaziyet için ”bunları nasıl düzelteceğiz” diye yine sabahı sabah ettiğim de doğrudur.

İtiraf ediyorum; ”yapamadıklarımız” takım skor avantajını yakalasa bile ”kocaman bir acaba!” olarak hep havada asılı kaldı beynimde. Tribünlerdeki hiç sevmediğim homurdanma hali de ilk golü yiyince Park’ın üstüne çöken panik bulutu da değişen taraftar profilinin etkisi ile de maalesef ki takımın oyununun tribüne yansımaları idi…

Öne Geçip Tempoyu Kontrol Edememe Hali ve OMURGA!

Takımın genel oyun halini defalarca yazdık çizdik. Baş rolünde  Talisca-Q7 olan, tek yönlü de olsa ”sonuç” odaklı bu oyunun işlemeye devam edip 2-0 a getirdiği skoru tutup, daha farklı sonuçlara gidemeyişimizin nedenlerine bakmak lazım ki burada da meşhur ”omurga” ve işleyişinden bahsetmemek olmaz;

”Takım omurgaları” klişe değil gerçektir. Oyuncu kalitesi, takımdaki görevi, o görevi yerine getirme, oyuna katkı ve en önemlisi sahaya yansıyan ‘‘oyun aklı ve liderlik”ten oluşur. Mevkisinde ”lider” olan oyuncuların toplamıdır.

Bazen takımdan çıkan ya da giren ”tek bir” kişinin bile takımın oyununun tamamına sirayet etmesinin sebebi de budur. Makineden düşen ufacık bir vida bazen tüm motoru stop ettirebilir.

Trabzon maçında oyuna giren Sosa’nın aklı ve birleştiriciliği, dün Talisca’ya eklenen Oğuzhan’ın takımı nasıl derleyip toparladığı da omurgaya dahil olup onu işleten adamlara önemli örneklerdir. Böyle oyuncuların yanındakileri de 2-3 kademe yukarı atması, onların iyi yönlerini sergilemelerini sağlamaları da bir gerçektir.

Beşiktaş’ın tempoyu kontrol edemeyişinin en büyük sebebi orta sahada ve en uçta sürekli fiziki olarak yenilişi maalesef.

Düşen pas oranımızı, Atiba’nın artık geliştiremediği pas rekorlarını, değişen oyunumuza bağlamak mümkün, ancak Paşalı Trezeguet’nin kanattan gelip 17 ikili mücadelenin 10 unun dan galip çıkması, buna karşılık Negredo’nun 2’de 1’de kalması, omurganın daha en uçtan sıkıntı yaşadığının göstergesi…

Kenar oyununda dönen topları toplamak, sahada tempoyu ayarlamak elzem işlerdir. Oğuzhan’ın yazı ile ”Sıfır” kazandığı ikili mücadele, Atiba’nın ise sadece ”Üç” sayısında kalması büyük göstergelerdir. Onların eksiğini Medel ve Adriano’nun kapatması da durumu kesinlikle izah eder.

Orta sahada fizik olarak ”yenilmek” hocanın bunun farkında olup sürekli Tolgay hamlesi yapmasının da sebebidir. Tolgay’ın bu eksiği kapatması da yine maalesef çok da mümkün olamıyor. Tek kişinin yapması gerekeni 4 kişi ile yapmaya çalışınca da sonuç yükseltilemeyen tempo ve kontrol edilemeyen oyun ritmi olarak bize geri dönüyor.

Artık kadro mecburiyetinden pas ile oyuna hakim olarak değil de ikinci bölgede alan kapatarak oynayan takımımızın en önemli bağlantı ismi halen Oğuzhan. Onu pas ve akıl ile daha da oyuna sokacak oyuncu da alınmadığına göre, artık ondan daha şahsi bir gelişim, daha evvel de yaptığı fiziki mücadele ile oyuna dahil olma işini beklemek daha gerçekçi bir hedef.

LOVE…

Oyunu artık daha yerden oynamak için, onun dripling ve ”sızma” yeteneklerini kullanmak için de kocaman bir sebebimiz var; Vagner Love…

Yukarıda da anlattığım ”bazen tek bir oyuncu bir takımı 2-3 kademe ileri atabilir” cümlesinin tam karşılığı, bizi de bu umut dolu hayallere sürekleyen yeni transferimiz. Hayal ettiğimiz, yerden ve hızlı oyuna uygun, yanındakileri de buna zorlayacak oyuncu tipi Love.

Birebirde etkili olup rakip defansın dengesini bozabilecek, iki ayağını da etkili kullanabilecek referanslarını Züpper ligde de defalarca verdi.

Q7’yi daha yerden oynamaya, Ozi’yi merkezden daha etkili kılmaya zorlayabilecek, kanat ortalarının azalmasını sağlayabilecek hayalleri kurduruyor Love. En önemli özelliği ”hava topları” olmayan bir oyuncuya, sürekli uzun orta yapılamayacağına göre arkadaşlarının buna ikna olması, onun da golleri ile buna ikna etmesi, oyunumuzun çeşitliliği açısından da en büyük dileğimiz. İnşallah gerçek olur ve omurgamız en ucundan iyileşmeye başlar.

Kupa Maçı…

Çoğalınca doğal olarak değişen tribün profilimiz ve artık sürekli kazanmaya alışan genç kardeşlerimiz (maşallah) hakkında defalarca görüş bildirdik, ancak her maç daha büyüyen homurdanma ve az da olsa oyuncuya ıslık işleri çokça can sıkıcı.

Her maçta sağımda solumda gördüğüm farklı insanlardan da belli olduğu üzere, kombine sahiplerinin her maça gelmediği, bunun da doğal olduğu aşikar, ancak futbola yoğun ilgisi olmasa bile, Beşiktaş’ın mevcut durum  itibarı ile de her maçta Barca performansı sergilemeyeceği, bu sene işin çok çok zorlu yollardan geçeceği ortada iken her pozisyona, her oyuncuya küfür etmeyi ben anlayamıyorum.

Başlatılan küfürlü tezahürattan defalarca ceza aldığımızı bilerek, yine aynı tezahürata neden başlandığını anlayamadığım gibi…

Bazen büyük takımların bir kıvılcıma ihtiyacı olur. Dün öne geçilse bile uyuyan takımı ve taraftarı uyandıran Gençler oyuncularının sertliği ve hocalarının manasız hareketleri gibi mesela. Tamam Ozi’nin ve Talisca’nın girmesi başka mesele ama Ozi’ye atılan tekme ve daha öncesi diye maçı ayırmamız yanlış olmaz.

Homurdanmalar kesildi, takım odaklandı,”ortak düşman” yine her şeyi yoluna soktu. Her ne kadar bizim oyuncu profilimize uymasa da sanırım bunu daha çok içerideki ve uyuduğumuz maçlarda kullanmamız lazım. Bunun yeri ve zamanını da sahadaki tecrübeli ve lider oyuncuların inisiyatifin de… Kırmızısız, ufaktan didişmeler ile bu iş çözülebilir bazen..

Love’a dualarla, Talisca’ya minnetle,Ozi’ye kuvvetle, Q7’ye akılla güzel dileklerimizi yolluyoruz. Zor dönemece girdik. Dualarımız sizinle…

 

Cem Göncü

 

Bir Cevap Yazın