Beşiktaş 3 – Galatasaray SIFIR

Hafta içi Şenol Hocanın önündeki seçeneklerin en yalın ve bariz olanları el birliği ile ikiye düşürülmüştü bile;

1. Madem her maç 50 orta yapıyoruz, bu maçta da yan toplarda Cenk’e takviye ile Talisca silahını formsuz da olsa sahada tutmak ve GS’nin yan top zafiyetinden faydalanmak.

2. Oğuzhan ile topa ve tempoya hakim olup onun da şu ana kadar gösteremediği 10 numara performansını ondan görmek ya da rahat ettiği sol içte takıma alışılmış pas oyununu oynatması.

Açıkçası bu maça özel, iki seçenekten birincisi bana daha mantıklı gelse de ”topa ve oyuna hakim olmak” gibi bir seçenek var iken Şenol Hocanın önünde, onun başka bir seçeneğe yöneleceğini düşünmek, ”hoca 3-5-2 deneyecek” demek kadar saçma idi…

Hocam hem oyuna hakim olmak istedi, hem de özlediğimiz pres oyununu tercih etti.

FERNANDO’YA BASKI ve İLK YARI

Yukarıda da göreceğiniz üzere Şenol Hocam GS’nin oyun merkezi Fernando’ya baskıyı daha 46. saniyede başlatıp 20.dakikaya kadar takımı orta sahaya çekmedi.

Takım stratejileri içinde, oyun da baskı-dinlenme bölümleri olduğunu hatırlatarak, 90 dakika sürekli pres yapılamayacağı, bu rölanti bölümlerde de iyi alan kaplayıp, rakibe alan bırakmamanın şart olduğunu da var sayar isek koca devre 1-2 hata dışında GS’ye oyunu ya da kontrolünü verdiğimizi ya da onların planlarını (hangi plan?) uygulayabildiğini söylemek saçmalık olur.

Burada eleştirilebilecek şeyler, yine kanatlara bolca gidip kendini sadece bu seçeneğe hapis etmek, Q7 ve Babel’in sürekli önlerine 2-3 kişi almadan tek pası vermemeleri (Babel de orta sahaya ve kenar çizgiye yaklaştıkça daha çok yapmaya başladı) düşük pas hızımız ve en önemlisi final pasları ve vuruşları idi.

Yoksa daha 36. saniyede pekala  Cenk golü atıp, takımın öz güvenini tavan yaptırıp maçı tarihi bir skora götürebilirdi.

MEDEL ve TEK PASLARI

Sonraki maçlarda bolca tartışacağımız hararetli konulardan ilkini buraya yazarak başlayalım; Medel ile takımın pas hızı artıyor mu?

Buna kesin bir karar vermek şimdiden çokta mümkün olmasa da futbol oyununun en temel maddelerinden birini romantik futbolseverlerin tanrısı Cruyff özetlemişti ;

Toptan hızlı olamazsın. Benim en sevdiğim oyun, topu sürekli ayağınızda değil de sürekli hareket eder iken gördüğüm oyundur.

Sadece tek pas yaparak takımların orta sahalarında senelerce oynayıp, kimsenin de ”bu yeteneksiz adam burada nasıl senelerce kalıyor” diyerek akıl sır erdiremediği oyuncuların listesi uzundur. (Kemalettin, Selçuk Şahin vb.)

Sürekli topu ayağında tutarak ya da yana oynayarak, rakip takıma yerleşme şansı vermek rakibi eksik yakalayamamak, rakibin hata yapma şansını en az indirmek gibi sayısız negatif seçenek vardır. Hele ki modern futbolda klişe olmuş ”saniyeler içinde gol” tanımı kesinlikle ve kesinlikle doğrudur.

Medel’in girdikten sonra ”hiç bekletmeden” attığı öne ve dikine pasların, takıma alan açtığı su götürmez. Oyunu kontrol etmek, yana pas yapmak ya da sürekli frene basmak demek değildir.

Rakibi şaşırtmak, eveleyip gevelemeden topu ayağından çıkartmak, hem arkadaşına hem de takıma saliseler kazandırmak, Olcay’ın da bizde senelerce oynamasının, Ozi’ye ve Cenk’i rahat ettirip alanlar bulmalarının yegane sebebidir.

OĞUZHAN

Geçen hafta jetonumuzun geç de olsa düşüp de, ”Ozi bu takıma lazım” yazımdan sonra, dünkü oyun ve Ozi’nin sol iç tarafa ”yine” işlerlik kazandırması, Cenk ile işbirliğinin bu sezon en yüksek olduğu maçı oynaması, Ozi’nin önemini bir kez daha kafamıza kafamıza vurdu!!

Devrede hem Ozi-Tolgay-Atiba birleşimi hem de skor yapacak bir adam gökten zembille inmez ise bize yine ”Haydi Kaptan, daha çok çalış” yolları da çoktan gözüktü. Belli ki Ozi, yüksek motivasyon ve iteleme ile çalışan bir makine. Dün maçtan sonra, kutlamaya koşmadan Pektemek’e kaçırdığı goller için hayıflanması da istediğinin ama yapamadığının göstergesi. Biz üzerimize düşeni yapalım ;

”Haydi Kaptan,daha çok Çalış”

TOSİÇ

”Vida geliyor da nerede oynayacak?” diye içinizden düşünmediğinizi, ”Tosiç saatli bomba” diye karşı argüman olarak sunduğunuz kelimeleri, ‘‘ulan acaba mı?” ufak ufak rafa kaldırmaya başlamadığınızı, bana kimse anlatamaz.

Hele ki ”öyle vurulmaz,böyle vurulur” mealinden doksana attığı topu da görünce, tribündeki ”hırslı ama yeteneksiz” algısı bir anda yüzlerde kısık bir gülümseme ile ”ulan helal olsun” mimiklerine nasıl döndü ise, ”Vida lazım ama 10 numara daha çok” lazımcılar kıs kıs gülüyorlar artık….

Helal olsun ”Tank Reis

FABRİ 

Nazar diyecek diye en çok korktuğum mevki kaleciler olduğundan, bu satırlarda bu adama övgü cümleleri her hafta yazılmaz ama bir dönem Muslera’nın geçilmez ilan edildiği göz önüne alınır ise bu naif, bu yüzü ışıl ışıl adamı an itibarı ile göklere çıkarsak, kimse ”ne yapıyorsun kardeşim sen” diyemez…

İspanyol’un kaç maçtır kaleye gelen az sayıda topta sürdürdüğü konsantrasyon ve odaklaması takdire gerçekten şayan.

Topa oyuna sokmasında (bizim de negatif etkimiz ve sabırsızlığımız ile maalesef) geldiği günden beri bazı sıkıntılar oluşsa da ben bu haline de bayağı bayağı razıyım. Maşallah diyelim.

FIRAT KALKANI!

Defalarca ifade ettiğim gibi, tek tek pozisyonları ya da 3 cm ofsaytları herhangi bir mecrada tartışmak, bu işin ana etmeni değildir.

Konuşulması gereken, daha evvel defalarca tereddüt edilmeden  verilen penaltıların, ”harekete değil, teşebbüse” denilerek Beşiktaş’a şak diye çıkarılan kırmızı kartların, Türkiye’nin, belkide Dünyanın en etkili stadında neden çıkmadığıdır?

Oğuzhan’ın penaltı pozisyonuna diğer iki statta ”cart” diye düdük çalınacağını bilmeyen var mıdır? Peki bu kadar bariz bir pozisyonun artı kemikleşmiş ”yanlı” ve ”yancı” tayfa tarafından ”inanmadı” diye dillendirilip, ”çalınmaması doğal” diye kestirip atılması nasıl tarafsızlıkla açıklanabilir?

Daha evvel Babel’in hiç tereddütsüz atıldığı ”teşebbüse verildi” kırmızısının, Gomis’in en az 2 defa kontrolsüz şekilde, Tolgay’ı bayıltarak yapıldığında neden çıkmadığını hangi kural kitabı açıklayabilir?

Memleketteki 40 milyon renkli ve onların gazete ve tv müdürlerinin ”Beşiktaş’ı kolluyorlar” diye yaptığı algının sonucu Tolgay’ın beyin kanaması geçirmesi olacak ise bunun vebali kime kalacaktır? Ya da bu insanların ”vebal” den haberi var mıdır?

Biraz ahlak, biraz izan diyeceğim ama maalesef yine boşa gidecek…

Memlekette Beşiktaşlı olmak her ne kadar çok zor olsa da hakkımız ve alnımızın teri ile aldığımız başarılarımızın değeri diğerlerinden çok çok daha değerli ve kıymetlidir çünkü; sesi çok çıkanlar, her zaman haklı değildir sevgili kardeşlerim. Beşiktaş’ta bunun bu memleketteki karşılığıdır….

İyi haftalar…

 

Cem Göncü

Beşiktaş 3 – Galatasaray SIFIR” hakkında 1 yorum var

  1. ramazan on

    konuyla alakası yok ama Liverpool cl grubunu 1. bitirirse, Chelsea, 2.turda Beşiktaş, Barcelona, yada PSG takımlarından biri ile eşleşecek.

    Cevapla

Bir Cevap Yazın