Beşiktaş 1-1 Porto

-Topu tekrar göreceğiz olm, o topu tekrar göreceğiz!!!

-Hangi topu olm? Töbe töbe ne diyosun?

-Şampiyonlar Ligi topu olm, Şampiyonlar ligi topunu…

43 yaşında, 30 senelik can kardeşim Çağatay dün maçtan sonra çocuk gibi zıplayarak, bana bir üst sıradan böyle bağırıyordu. Genelde sevinçten ağlar ama bu sefer gözleri ışıl ışıl idi. (Maçta 2-3 kerede dil altı hapı aldığına da şahit olmuşumdur!)

Allah’ın gücüne gitmesin, ”bir çocuğun doğumu, birde Şampiyonluk maçı” diyeni de çok görmüşümdür ama Şampiyonlar Liginde grubu Lider bitirip, gruptan çıkmayı bu mertebelerin neresine koysak da bu güzel günü üzmesek diye düşünür iken, içimde uçan kuş gecenin bu saatinde karaciğer,kalp,mide üçgenin de uçmaya devam ettiğine göre, bunu da yukarılara bir yere koyup, ”oradaydık” koleksiyonumuza ekleyebilir, hatta eşimin ”gollerde bana sarılmıyorsunuz,arada,orta sırada kalıyorum” sitemini de günün sözü ilan edip huzur içinde devam edebilirim sanırım;

İlk Yarı ve Top Kayıpları

Böyle mutlu günlerde futbolcularımız ve hocamız çıkıp güzelce ve sakince neler olup bittiğini maçlardan sonra izah ediyorlar. Hiç bizlere gerek falan kalmıyor…

Bu sefer sıra Tolgay’da idi ”İlk yarı çok top kaybettik, ikinci yarı sakin kalıp topa sahip olunca her şey düzeldi!” dedi, takımın panik halini, yapılan 16 top kaybını anlatıverdi Tolgay Kartal’ımız.

Hocamız da maç sonu çıkıp ilk yarı için ”oyunu geriden kontrol edelim dedik ama ikisini birlikte dengeli bir şekilde yapamadık” diyerek savunma halimizdeki sıkıntıyı, Pepe’nin sürekli kulübeye dönüp şikayet etmesini, dengede kalamayışımızı, ikinci yarı rakip ceza sahasına yakın oynayıp, kısaca en doğal ve hücum takımı halimize dönüp, topu en kısa zamanda geri kazanıp savunmayı hücumda yapan takım hüviyetine geçmemizi tarif etti zaten.

Şiir Gibi!

45-65 arası oynadığımız şiir gibi oyunu çok basit cümleler ile anlatsa da hocamız, benim tribünde ”biri çıkıp, bunu taçlandırsın artık” dualarım Babel ile az daha karşılık buluyordu ama olsun, darısı tur maçına deyip yolduğum kaşlarımı usulca koltuğun aşağısına bıraktım gitti…

Aklımda sadece ”bunu 90 dakikaya değil, 50 dakika yapsak, şu presi yeniden canlandırsak, ligde seri olur” diye beynimin bir kenarına bıraktığım düşünce kırıntıları kaldı…

Maç Sonu

Anlam veremediğim şekilde presi bırakıp, topu çevirmemize daha fazla izin veren Porto ve ”Rabona” yapacağım deyip golü kaçıran kardeşimize ”maşallah,ayağına sağlık” nidalarımız ile Aboubakar’ı önümde üçlü çekerken görünce, ”yok abicim, bu gece normal değil, bambaşka bir gece” düşüncelerim tasdiklenmiş oldu.

Üstüne koşa koşa eve gelip, ”Soyunma odasına kamera sokmuşlar abiii” haberi ile sahneyi yakalayıp, soyunma odasındaki şahane manzarayı görüp, hocamın muhteşem ”teşekkür” konuşmasına şahit oldum ki, her şeye değdi.

(Hocamız çok alçak gönüllü, çok kibar adam. Ben patavatsızlık edip tekrar ve yine söyleyeyim; Beşiktaş kulübünün, bu ya da daha sonraki herhangi bir başarısında, Türk spor medyasının zerre katkısı yoktur!)

Sonuç

Her zaman söylerim, bazen sadece makara yapıp, tadını çıkarmamız gereken ”zamanlar” vardır diye. İşte bu, o anlardan, zamanlardan birisi arkadaşlar. Bakın makaranıza!

 

Cem Göncü

Beşiktaş 1-1 Porto” hakkında 1 yorum var

Bir Cevap Yazın