Beşiktaş 1-0 Alanyaspor

Anlıyorum…

Dünkü 50 dakikalık işkenceyi, buna istinaden bir ”kurtarıcı” arayışımızı anlayabiliyorum.

1 senedir sahaya çıkmamış Töre’ye ”girse ne yapar” diyenleri, ”Larin neden alındı yahu” yazanları, ”Mustafa girse daha iyi oynar” diyenleri bile anlayabiliyorum ama, sinirle ”hoca bahane üretmesin, iş yapsın” diyenleri, ”Q7 olsa ne olacak yahu” diyenleri anlayamıyorum…..

SIKINTILAR…

Sürekli aynı şeyleri yazmak kadar zor bir şey yoktur. Mevcut kadro içinden sorunları çözeriz, elden ne gelirse yapacağız dilek ve umutlarımızı sürdürsek de sahadaki çaresizliği izlemek zor.

Anlayamadığımız ise şu;

Aynı tabloyu hocamız da çaresizce izliyor. Defalarca oyuncu ve formasyon değiştiriyor, uğraşıyor, didiniyor ama olmuyor..

Tolgay-Atiba/Atiba-Ozi/Medel-Atiba/Caner önde/Love içeride/Dün Talisca sahte 9/Dün 4-3-3 Diomand/ deniyor da deniyor hoca ama giren çıkan fark etmiyor işte.

Sonlardaki panik oyuncu değişiklerinin sebebi de bence bu çözümsüzlük hali. Kim girerse etki etmiyor çünkü.

”Bana ne kardeşim,sorumlu o” ”Allah mı bu adam yahu, eleştiremeyecek miyiz”

Tabii ki de eleştireceğiz, tabii ki de tartışacağız ama zaten hocamızın kendisi her maçtan sonra ‘‘sorumluluk bende” demedi mi? ‘‘Kazanınca oyuncuların, kaybedince benimdir” demedi mi bu adam yahu?

Defalarca söyledi bunları hoca. Sorun zaten, 2 senenin Şampiyon takım hocasının, her sene mecburiyetten en iyi oyuncularını kaybeden hocanın, yetersiz olduğunu, denemediğini dayatmak, bunun yanlış olduğunu izah etmeye çalışanlara ”yancı” muamelesi yapmak.

Kusura bakmayın ama nereden bakarsanız bakın buna mantıklı bir sebep bulamıyorum…

TRANSFERLER OLMADI, ARTIK KABUL EDELİM..

Artık lütfen kabul edin; transfer de her sezon yüzde yüz isabet diye bir şey yoktur. Alınanların doğru analiz edilmediği gerçeği de ortada iken, bazen en iyi analizlerde bile ”tutmama” durumu futbolda olağan şeylerdendir.

Kıvırmadan; Negredo/Lens/Love olmadı.. Şu an olmazsa olmazımız, kıymetlimiz Talisca bile modern futbolda, pas oyununda ne yapar muamma. Kabul edelim artık, yıpranmış oyunumuza kulübeden gelen katkı yok!!!

-Babel‘deki düşüşün sebebi en iyi anlaştığı, solda en çok pas yaptığı adamın satılmış olması olabilir mi? Sürekli topu alıp 3 kişiyi geçmeye çalıştığı, çaresizliğini bir tek ben mi görüyorum?

-Devrede alalım diye yırtındığımız ”orta sahanın” eksikliğini başka görebilen? Önde hareketsiz oyunumuzu, herkesin birbirine baktığını gören yok mu?

-Dün nihayet bir devre de olsa sahada eskiyi hatırlatan, illa ki oynasın diye kendimizi yırttığımız Ozi’nin, attığı pasların boşa gittiğini gören, bir ben mi varım?

-Yaş itibarı ile enerjisi düşmüş ama bu kadar acımasız eleştiriyi bence hak etmeyen, yerini doldurabilir isek (!) kulübede mutlaka olması gereken Atiba’nın halinin sebebinin, Negredo’nun pressiz ve kolay geçilebilir olduğunu, Talisca’nın zaten o işlerde hiç olmadığını gören yok mu yahu?

-Öndeki hareketsizliği, Negredo’nun 50’den sonra yürüyecek halinin kalmadığını, Lens’in bırakın formunu, futbolun temel ilkelerini bile yerine getiremediğini, Love’ın fizik olarak kaybolduğunu, 2 senedir ”yedekleyin, yenileyin” diye feryat figan ettiğimiz orta sahamızın golsüzlüğünü direkt hocaya bağlamak?

Nevzat Demir’in içini bilecek sihir kabiliyetlerim olmadığı da göz önüne alınırsa, ”hoca transferlere neden karışmıyor, modern futbolda olmaz öyle şey kardeşim” tezimizi de sanırım sezon başındaki istemediğimiz ama hocamızın ısrarla ”alınsın” dediği Burak transferi çürütmüyor mu?

Yok illaki her şeye karışsın bu adam diyor isek de, başka hoca bakmaya şimdiden başlanılsın o zaman, çünkü hoca bu işlere 30 senedir ”tam olarak” dahil olmuyor, olmayı da istemiyor…

BOZULAN OMURGA…

Özetle arkadaşlar; Bir takımın sürekli bozulan omurgasını, sürekli ”tam isabet” transferler ile yamamak mümkün olmadığı gibi, her seferinde ”Al hocam, baştan başla” demenin sonuçları elbet olacaktı..

Geçen sene gerileyen ama hocanın Talisca hamlesi ile çözdüğü şampiyonluk oyunu, bu sene gelenlerin takıma katkı yapmaması ile bir adım daha geri attı. Artan yaş ortalamasını geçtim, sezon sonunu şimdiden konuşmak manasız ve gereksiz olsa da, yönetimin ve hocanın işi zor olacak….

Q7… BIKMADINIZ MI?

Yoruldum… Sayısız kere bir oyuncunun Arma’nın önüne geçmesinin sıkıntılarını anlattım burada, sayısız kere Q7’nin oyun aklının bu kadar olduğunu, 30 yıldır bu adamın bu olduğunu, anlattım ama oyunun liderliği tam da yukarıdaki sebepler yüzünden mecburen kucağında bulduğunu, alternatifsiz olduğunu, sağ tarafta demarke oyununun faydalarını, alanı genişletmenin faydalarını defalarca yazmama rağmen duymak istemeyenlere izah edemedim.

Sadece saf sevgi ya da nefret ile yaklaşmanın zararlarını, takıma katkı sağlayacak her hamlenin önemini, dün kenardan gelebilse oyuna katacaklarını ”futbol’‘ üzerinden konuşabilmek yerine, yine sinir ve kamplaşma ile; ”olsa ne yapacak yahu” ”bela adam” ”kendi kabahati, görmese idi kartı” diyen saf nefrete ise hiç bir şey anlatamadım..

Konunun sadece ARMA olduğunu, kenardan gelip katkı yapacak adam Süreyya abi bile olsa, kabulüm olduğunu, Lens’in tutmadığını, mevzunun Q7 sevgisi yada nefreti değil, Q7’den başka kenar oyuncumuz kalmadığını, koca sene hiç ama hiç anlatamadım..

İSTEK-ARZU MESELESİ…

Bu aralar bayağı konuşuluyor, ”Takım da istek arzu düşük” diye. Kısmen katılsam da bunun ”Ana neden” olma ihtimali yok…

Sergen’i hatırlayanlar bilirler. Ortada prim ya da araba var ise oyuna girer, topu 90’a atar, sonra seke seke çıkardı. 100 senede bir çıkacak yeteneklerden olsa da, ona hayran bırakan ”oyun zekası” ve Allah vergisi sol ayağı idi.

İstek ve arzusu 1-2 maç dışında hiç olmadı ama yeteneği ve oyun aklı hep baki kaldı.

Bu yüzdendir ki, oyunu ve maçı ”oyun zekası ve buna sahip lider” oyuncular yönlendirir ve belirler. Herkesin sahada (özellikle züpper ligde) illa sahada 15 km koşmasına gerek yoktur.

İştah tabii ki lazımdır ama onun yerine, takıma ve oyuna akıl katabilecek, oyun aklı yüksek olan bir oyuncuyu devrede ya da sezon başı takıma katmamız lazımdı… Olmadı…

BİTMEDİ…

Dün eşimin kardeşi yapılan güzel tezahüratın gazı ile de, kapalıdan arayıp, ”abi sen moral bozma yeter” dedi bana. Beni sürekli endişeli görmekten bıkanlardan biri de o sanırım…

43 yaşında tribünün en baba hallerini görmüş biri olarak, karakter itibarı ile de ”rahat olmayı” sadece sezon sonlarında tabloda en üstte yer alırsak başarabilen biriyim. Yüzüm sadece ”Şampiyon Beşiktaş” anonsunda ya da bizi sayısız kez gururlandırmış tribün görüntülerimizde güldü.

Ya da İnönü’de Bahattin Hocanın işareti ile (geliyorlar diye haber verirdi) koşarak tünelden çıkan takımı görünce ağlayacak gibi olurdum.

Liverpool maçında eski açıkta idim. Kapalının muhteşem halinin görüntüsünü hala net hatırlarım. 100.yılda GS maçında, kutuya yakın, merdivenlerde idim. Son dakikada ”orası bizim” deyip, eşi ile gelmiş arkadaşa ses etmeyip, merdivene atmıştım kendimi.”Numara yok” diye bağıracak halim de yoktu zaten, adım atacak da yer yoktu… Bilen bilir..

2-3 lük GS maçında, Ali Sami Yen’de Ali golünü önümde attı. Sabah 6’da copu sağlam yemiş, burada da anlatmıştım.

Kısaca ve sanırım sürekli endişeli halim hem biraz doymuşluktan, hem de geçen senelerin verdiği iyi ve kötü tecrübelerin katılaştırdığı, artık şaşırmadığım bir dolu şeyden ama en önemlisi senelerin hırsızlarına duyduğum nefretten…

Dualar yazılıp anlatılmaz ama son zamanlarda hep ettiğim duamı affınıza sığınarak yazmak istiyorum;

‘Allahım 4 şampiyonluğumuzu göz göre çalanları, hırsızları sevindirme. Kabadayıları, güçleri ile istediklerini alacaklarını sananları başarı ile ödüllendirme. Senelerdir kollananları, güç nerede ise sırtlarını oraya dayayıp, istediklerini alanları başarı ile sınama… Gerçekten kibir sahiplerini, böyle yetişmiş nesillerini, çok olup da ”sizi ezeriz” diyenleri değil, az olup da senelerce alın teri ile mücadele edenlerin alacaklarını gör Allahım. Biliyorum sen bu işlere çok karışmıyorsun ama durum vaziyet bu. Her şey senden Allahım, bizi affet…”

Evet gerçekten yaşlanıyorum yada iyice delirdim sanırım… Kaldı 7… Sonuna kadar arkandayız Beşiktaş’ım… İyi haftalar herkese…

 

Cem Göncü

 

Beşiktaş 1-0 Alanyaspor” hakkında 1 yorum var

Bir Cevap Yazın