Yuva

Beşiktaş sezonu kapattığında nefes alıp vermeye ara vermiyoruz elbet, ama Beşiktaşlı günler “hayat”, Beşiktaş olmadan geçen zamansa “yaşam” sanki.

“Yaşam” ile “hayat” arasındaki fark, biraz “ev” ile “yuva” gibi.

İkisi de aynı anlama gelebilir ve fakat aynı hissettirmiyor.

İkinciden bir sıcaklık ve bir aidiyet hissi yayılıyor. İlkindeyse; bildik, güven veren bir rutin ile sarmalanmanın konforundan mahrumuz.

Beşiktaş; onu ne kadar yaşayabilirsen, seni o kadar geri besliyor. Bizi ne kadar zenginleştirdiğini, günlerimizi nasıl süslediğini ve mutluluğa ulaşma ihtimalimizi ne kadar arttırdığını yokluğunda daha çok anlıyoruz.

Bu yeni formaların, gelecek transferlere ait duyumların bu kadar peşine düşmek de hissettiğimiz boşluğu doldurma, Beşiktaş’ı hayatımıza bir an önce katma çabası.

Benim gibi, hayatının geri kalan alanlarında kendini kapana kısılmış hissedenler için durum biraz daha dramatik.

Beşiktaş forması benim düş ülkemin bayrağı. Bayrak dalgalanıyorsa, yani o forma bir yerlerde sahadaysa, uğruna mücadele edilecek bir şeyler var hala.

Birbirine benzer günler yaşamaktan, birbirine benzer insanlarla konuşmaktan, alışkanlıklardan, “böyle gelmiş böyle giderlerden”, “sen mi değiştireceksinlerden” ve benzer boğuculukta beş benzemez, çeşidi bol, yaşama dair kıskaçlardan beni çekip alan; bir dava, bir mana ve bir kavga veren, Beşiktaş.

Beşiktaş varsa mücadele var. Mücadelenin olduğu yerde de umut.

Ben, çok şeylerden vazgeçip; hiç vazgeçemediğime sarılarak büyütüyorum umudu.

Bana benzer ne kadar insana dokunursam, ne kadar çok kişi toplanırsa yaktığımız ateşin etrafına, o umut da o kadar büyüyor dalga dalga.

Haklı ve daha iyi olmanın, diğerlerinden çok çalışmanın kazanmaya yeteceği adil bir oyun sahası yaratana kadar da sürecek mücadele.

O yüzden, oyuncuların yeni sezonu beklediği gibi benim de içim kıpır kıpır.

Bizi sevindiren, heyecanlandıran, bazen üzüp hiç küstürmeyen bir sevdanın peşine düşme sabırsızlığı var içimde.

Varlıkları, beraber yaşanan her şeye fazladan değer katan arkadaşlarımla, Beşiktaş kitabının yeni bir sayfasında , yine beraber olma isteği var.

Beşiktaş’ı, mutluluğa giden o en kısa yolda, tünelden sahaya koşarken görmek için günleri sayıyorum.

Kendini renklerimizde bulduğu manaya adamış güzel insanların arasında, ortak bir kalp atışını tekrar yakalamayı bekliyorum.

“Futbol bu kadar önemsenir mi?” diyenlere inat, futbola yüklediğimden artan anlamla günleri umuda boyuyorum.

Ve ben; hüznü, neşeyi ve insana dair, yaşamı hayat yapan her şeyi, sende arıyorum.

Gel Beşiktaş. En içten sevinçlerimi sana sakladım.

 

Cem Fante

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.