Sağ Kanat

Atak sürekliliği sağlayabilmek için topu geri alabilmek gerekir. Sadece geri alabilmeniz değil, ne kadar zamanda ve nerede geri alabildiğiniz de önemlidir. Özellikle yaşlı takımlar geri koşarak atak önledikçe ilerideki etkinliklerini ve patlayıcılıklarını kaybederler. Nasıl hücum edebileceğimizin hayalini kurarken, oyuncuların ofansif özelliklerini birbirine ekleyip, “işte bu takım hem ortadan hem kanattan hücum eder” dersiniz, fakat ufak bir problem yaşanabilir. Topu kaptırınca geri alamayabilirsiniz. Biz dün akşama kadar aşağı yukarı bütün ilk yarıyı Talisca-Tolgay-Oğuzhan’dan ikisinin bu konuda direnç göstermesini bekleyerek geçirdik.

Gole yakın tek kanat oyuncunuz sol kanatta oynuyorsa, üstelik ikinci bir forvet gibi arka direk yapmayı biliyorsa, orta yapıp sonra içeri koşup kendi ortasına kafa vurmasını beklemektense, ortaları sağdan yapmak daha iyi bir fikirdir.

Sağdan orta yapmak üzerine bir oyun planına mahkum olmayalım demek için, işleyen başka bir hücum planınınız olması gerekir. “Hatırlar mısın 2015 yılında ne güzel ortadan geliyorduk? Öyle oynayalım.” bir öneri değildir. Değişen oyuncu tiplerini, sabit kalan oyuncuların yapabilirliklerindeki değişiklikleri ve yeni eklenen oyuncuların eskilerin oyununa yaptıkları etkiyi hesaba katmak gerekir.

Medel-Atiba ile elde ettiğiniz performansta, Atiba’nın yerine daha ofansif birini koyunca Medel’in performansı sabit kalır üstelik daha hücumcu oluruz diye düşünmek iyimserliktir. Başka bir oyununuz ve başka bir Medel performansınız olur. Ama daha iyi olur konusunda emin değilim.

Aynı mesele “Talisca yerine Oğuzhan oynasa hem ortadan gelebiliriz hem de dünkü kanat etkinliği devam eder” konusunda geçerlidir. Oğuzhan kanat ortalarda ceza alanına koşup pozisyon almadığı için -alsa da defansı telaşa düşürecek bir etkinliği olmadığı için-, başka bir ceza alanı yerleşimi yaşanır. Babel’in bomboş kaldığı iki golü ve Atiba’nın markajsız vurduğu kafayı ceza alanında Talisca olmasa da vururduk diyemiyoruz.

Q7’ye herhangi bir ekstra sevgi beslemiyorum. Bir oyuncunun topu ayak içiyle değil de makasla kontrol edebildiği için çeşitli ayrıcalıklar beklemesi de bana gülünç geliyor. Tarafsız olarak bir maç seyrediyor olsam belki hep sahada kalmasını isterim. Fakat benim için başarısıyla ölüp dirildiğimiz takımımızın maçlarında, topu bir yere ulaştırması ya da ulaştırıp ulaştıramadığı, yani efektifliği, oraya nasıl ulaştırdığından yani denemenin estetikliğinden çok daha önemli. “Ayağının dışıyla vuruyor ondan öyle şeyediyor, imkansızı deniyor ondan öyle oluyor” mevzuları bana bir şey ifade etmiyor. Şutları çerçeveyi bulsun, ortayı zamanında yapsın, Babel-Adriano’dan biri gibi olsun sırtımda taşırım.

Fakat meseleyi oyuncu üzerinden konuşmanın da teşhisi zorlaştırdığı için tedaviyi yanlış aramamıza sebep olacağından endişe ediyorum. Dün akşam can dostum saydığım insanlarla da bu konuda kendi aramızda inatlaştık. Yani ortada “herkes böyle düşünmeli”lik bir durum yok. Benim elimden gelen kendimin meseleye nasıl baktığını anlatmak.

Gole yakın oyuncumuz az. Cenk/Negredo’dan hangisi oynuyorsa, Babel ve Talisca dışında skora katkı veren oyuncumuz yok. Tosic’in sürpriz gollerinin üzerine plan/hesap yapılamayacak bir katkı olduğu ortada. Orta sahamız ilk yarıyı toplam 1–2 golle kapatacak gibi gözüküyor. Üstelik o herkesin özlem duyduğu ortadan paslı oyun oynanmaya çalışıldığı zaman,yine Atiba ve Medel’den farksız olarak skora katkı veremeyen oyuncularımız oynadığı gibi Babel-Talisca ve forvetimizi de pozisyona sokmakta zorlanıyoruz. Topun bizde kaldığı, aheste çevrildiği ve gole yakın oyuncuları doğru yerde topla buluşturamadan, topu eveleyip geveleyip halı saha golleri atmaya çalıştığımız bir oyuna maruz kalıyoruz.

Ben Hocamızı bir şey için eleştireceksem; herkesin vazgeçtiğini düşündüğü yıllardır bildiğimiz sistemini uygulamak, Oğuzhan ve Tolgay’dan birisini ya da ikisini de aynı anda kullanarak en azından kenar oyununa alternatif yaratmak için çok uzun süre direndiği için eleştiririm.

Eldeki oyuncular o oyunu oynayamadı. Oynaması da şu anki form durumları ve oyuncu tipleriyle mümkün değil. Ortada düşük tempolu paslar, bir yere varmayan girişimler ve en sonunda dön dolaş topun kanada atılması, Hocamızın “alternatif setinin” orta saha üretimimizin inanılmaz düşük olması sonucu ana hücum planımız haline gelmesi aslında.

İçinde Talisca olmayan bir orta saha planıyla gol bulmamız iki kişiye bağlı kalıyor.

Talisca yerine forvet oynatalım deseniz hem orta sahayı bir kişi eksiltmiş oluyorsunuz, hem de şut tehdidiniz kalmıyor.

İçinde Talisca olan bir orta sahada Oğuzhan ya da Tolgay oynadığında topu geri almada zorlandığımız gibi o hayal edilen pas oyununu da oynayamıyoruz.

Özetle eldeki oyuncu tiplerinin tek tek özelliklerine değil, birarada olduklarında ortaya çıkan kombinasyonlara baktığımız zaman bizim Atiba’nın önde bastığı ve Talisca’nın liberosu gibi oynadığı, Medel’in de tüm bunların emniyet sübabı gibi görev yapıp, kaptığı topları bir an önce ve dikine oyuna soktuğu bir abluka oyunu dışında “kazanacak” bir oyunumuz yok. Golü üç kişi atacaksa bunları sık sık ve doğru yerde topla buluşturmaya çalışmak için orta yapmak da ayıp falan değil.

Golü Babel-Talisca ve forvetin atacağını kabullenip, onları gole en yakın oldukları yerde topla buluşturmaya yarayan bir direk oyun bu. Babel’i ceza alanında kullanabilmek için genelde sağdan işleyen, Negredo’nun golünde olduğu gibi Talisca’nın hem içeriyi kalabalıklaştırıp hem dönene vurduğu, Adriano’nun seken topları Babel’in golünde olduğu gibi tekrar içeri kestiği bir ara çözüm.

Bunun Hocamızın istediği oyun olmaması ya da bizim diğer oyunu seyretmekten daha fazla zevk almamız bir şey değiştirmiyor. Eldeki oyuncu yapısı bunu oynayabiliyor. Bu oyun bizi devre arasına atar, en az bir mümkünse iki orta saha oyuncusu alırız, o zaman başka şeyler konuşuruz.

Peki tüm bunların Q7 ile ne alakası var. Hocamız Lens’i katmanın sihirli bir şekilde orta sahamıza tekrar hayat vereceğini düşünmüyor. Yine bu oyunu oynayacaksak da kanatta orta kesen adamın Q7 olmasında bir mahsur görmüyor. Seyrettiğiniz oyunun Q7’nin baskın karakteri yüzünden böyle oynandığını, onun yerine Lens girse şıkır şıkır pas yapan verimli 2015 oyununa döneceğimizi, sorunun Q7’nin geleni ortalaması olduğunu düşünüyorsanız bence yanılıyorsunuz. Orta saha verimsiz gevezeliğini by-pass eden bir oyun oynamak zorundayız ve bu oyun sağ taraf üzerinden oynanmak zorunda. Ha, “bu noktaya kadar hemfikirim ama yine de o maç başı yirmi ortayı kesen adam Lens olsun” diyorsanız, saygı duyarım. Yalnız işi kornerleri niye Talisca kullanmıyor noktasında ele almamanızı rica ediyorum. 1.91 boyundaki takımın gole en yakın oyuncusunu ceza alanından çıkarıp korner kullandırmak sanki çok mantıklı değil gibi.

Kısaca ben ligin ilk devresinin kanat oyunu oynamaya çalıştığımız için değil, dün geceki gibi elimizdeki imkanları tam anlamıyla kabullenip bu oyunu sıkı sıkıya sahiplenmediğimiz, arada kalıp çok zaman geçirdiğimiz için çalkantılı geçtiğini düşünüyorum. Ne Beşiktaş’ın ne Hocamızın ideal oyununun bu olmadığının farkındayım. Uzun vadeli düşünülmediğine de eminim. Fakat başka bir oyun talep edebilmek için özellikle orta sahada başka oyuncu tiplerine ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum. Neyse ki devre arası geldi sayılır. Sivas maçını da atlatıp kendimizi araya atarsak, gerekenlerin yapılacağına eminim. Sanırım o zaman arkamıza yaslanıp bambaşka bir ikinci yarı seyredebileceğiz.

 

Cem Fante

 

Bir Cevap Yazın