Park’ta Bir Yürüyüş

Bir takımın hocası, galibiyetle biten maçla ilgili eleştirisini yaparken; “atağa çıkarken kaptırdığımız toplarla oyunu git-gelli hale getirdik, daha kontrollü paslarla çıkmamız lazımdı, o bölümde biraz yıprandık” diyorsa bu neyi anlatır?

Bence bu, kimsenin “oyun üstünlüğünü rakibe verir miyiz, skoru alabilir miyiz?” gibi bir endişesi olmadığının, artık; “boşuna yıpranmadan maçı nasıl bitirebiliriz, tempoyu nasıl kontrol ederiz” gibi meselelere kafa yorulduğunun ipucudur.

Beşiktaş, bu ligin en iyi takımı. Üstelik potansiyeli de rakiplerinden yüksek. Maksimumunu oynadığı, oynamak istediği ya da oynaması gerektiği zaman ulaştığı/ulaşacağı seviyeye Türkiye Ligi’nden herhangi bir takımın çıkma ihtimali yok.

Bu sezon çok tekrarlayacağım bir cümle olacağına emin olarak şunu söyleyeyim:

Ligde skorun bizi tedirgin ettiği anlar/maçlar olur, ama rakip bizden iyi oynuyor diye tedirgin olacağımız bir 90 dakika göreceğimizi zannetmiyorum.

Zaman zaman rakibin coşku ve enerjisine bağlı oyunu geride kabul ettiğimiz bölümler mutlaka olacaktır. O zamanlarda bizim seyrederken tedirgin olduğumuz kadar, sahadaki oyuncuların tedirgin olmadığına emin olabilirsiniz.

“Herkesin ne yapacağını bildiği, kendi içinde bir aktif dinlenme barındıran, ahenkli bir takım halinde savunmada kalınan” maç içi belli dönemler yaşamak; öğrenmemiz gereken bir şeydi ve üst üste yaşadığımız iki maçta –ama özellikle bu akşam- ben, bunu iyi yapmaya başladığımıza kanaat getirdim.

Yüksek nemin, sıcak havanın ve üst seviyede sıkı bir maç yapmış olmanın yaratabileceği defoları fazla göstermedik. Vitesi yükseltip düşürme meselesini -ikiyi attıktan bir süre sonra maç bitti psikolojisine girene kadar- gayet iyi yaptık. Hepsinden önemlisi estetik, sonuca giden ve seyredenleri mutlu eden bir oyun oynadık. Porto zaferinin daha tadı damağımdayken yaşadığım böyle bir gecede ben; şikâyet edecek fazla bir konu bulamadım, açıkçası çok da aramadım zaten.

Top ayağına yakışan, yetenekli, iştahlı, tecrübeli ve IQ’su yüksek oyuncularla; takım disiplini içinde bir oyun oynuyoruz. Böyle, basit bir şeymiş gibi, aralarına virgül koyup saydığım bu özelliklerin, tamamına sahip oyuncuların sayısının ülkemizde pek fazla olmadığı düşünülürse; belki çok atletik değil ama estetik, olgun ve sonuç odaklı futbolu bol bol seyredeceğiz.

Çeşitli sakarlıklarla kendimizi zora sokma işini azaltırsak -ki oyuncu tercihleri de bu yönde olacak gibi- özellikle iç sahada bu akşam seyrettiğimiz maç benzeri birçok doksan dakika bizi bekliyor.

Bu sezon; kazanmak için sahada her şeyini vermesi gereken rakiplerle, lig uzun maraton maçlarda fazla yıpranmadan fişleri çekin diyen Hoca’nın takımının mücadelesi olacak. Ben ikincinin kendi takımım olmasından son derece memnunum.

İlk 3 hafta bazılarımızın endişe ettiği gibi kötü bir takım zaten değildik, ama galiba iyiyiz ve daha iyi olacağız diyenlerimizin tahmin ettiğinden de daha iyiyiz.

Fante demişti dersiniz :)

 

Cem Fante

Bir Cevap Yazın