Konuşan Kafalar

Özellikle son günlerde belli spor yorumcularının “Başakşehir şampiyonluğa daha yakın, haram puanlar silinse lider Başakşehir” gibi sözleri televizyon ekranlarında söylemesi, Beşiktaşlıları çok kızdırıyor. Üstelik kendilerinin de sevmesi ve seyretmesi ile varlığını sürdürebileceğini düşündükleri spor programlarının, bunu niye yaptığına mana da veremiyorlar.

Öncelikle sıkça düşülen bir yanlışı düzelteyim.

Ne ülkemizde ne Batı’da “şöhret” olmak için sevilmek ve yaptığı işle gündeme gelmek gerekmez. Mesela sokaklarda bir seri katilin kol gezdiği günler, TV haberlerinin ve gazetelerin en çok reyting aldığı zamanlardır.

İnsanlar katile besledikleri hayranlıktan değil, yapılan iğrençliğin “şok değerinden”, yani kendilerinde uyandırdığı korku, tiksinme ya da kızgınlık reaksiyonu yüzünden ekran başına kitlenirler.

Kim Kardashian; başlangıçta, şu an adını hatırlamadığım, bir ünlünün arkadaşı olması ve koca kalçası sebebiyle “tanındı”.

“Şöhrete” ulaşması da koca kalçasının ev yapımı bir porno film aracılığıyla dünya erkeklerinin ekranlarında (tabii siz hariç) arzı endam etmesiyle oldu. Kendisinde herhangi bir başka yetenek aranmadan; bir reality show, bir giyim markası ve birçok firmanın reklam yüzü olma ile ödüllendirildi.

Benim, koca kalça ortak paydasından yola çıkarak, bu yorumculardan birini, ne zaman şöhret olma ya da şöhretini sürdürme girişimlerinin bir parçası olarak böyle bir laf etse, bu işlere Beşiktaş’ı karıştırmamaya ve “mesleğini” periscope üzerinden icra etmeye davet etmem, biraz da buradan geliyor.

Dünyanın her yerinde, ama özellikle ülkemizde, “şöhretli” olmak, “değerli” olmaktan daha çok ve daha çabuk paraya çevrilebilen bir özellik.

Üstelik, “değerli olmak”, belli özelliklere sahip değilseniz, “ben olacağım” demeyle elde edilecek bir nitelik değil.

Ama “şöhretli” olmak, örneklerle de anlatmaya çalıştığım gibi, hiçbir pozitif vasıf taşımadan da ulaşılabilecek bir unvan.

Sadece olabildiğince alçalmayı göze almak gerekiyor.

İşin bir de amigo spor yorumculuğu kısmı var.

Ultra taraflı, rakibinin en ufak hakkını teslim etmeyi geri adım atmak olarak kabul eden ve futbol ortamına katkısı, sadece yayına çıkmadan hazırlayıp, takımının yaratmak istediği algıya katkısı olacağını düşündüğü iki-üç argümanı dile getirme/tekrar etmek olan bir garip orta oyunculuğu.

Mantıklı yorumcuların arasına renk olması için serpiştirilse bir yere kadar tahammül edilebilecekken, ekranlarda boy göstermenin ön şartı haline gelen; futbolun konuşulma şeklini belirleyen ve yöneticilerin zaten Allahlık yönetim tarzını zehirleyen, yeni nesil lümpen-fanatik televizyonculuk.

Ekrandaki varlığı, eğer illa olmalıysa, laf anlamaz fanatiklerin “bizi de temsil eden bir spor yorumcusu var” demesi ile sınırlı olmalıyken, koca koca camiaların temsilcisi, yüzü haline gelmiş, aslında o camiaların aklı başında insanlarına da bir hakaret olarak boy gösteren “konuşan kafalar”.

Bu arkadaşlar ile ilgili yapılması gereken çok basit.

Kazandıkları “önem”; yarattıkları tartışma/çatışmalardan aldıkları tepkileri, “takımlarını savunmak için göğüs gerdikleri saldırılar” olarak satmalarına bağlı.

Dolayısıyla ne kadar çok tartışma çıkarabilirlerse, bu illüzyon o kadar sürdürülebilir olur.

Taraftarların “kahraman yorumcu abisi” olarak değer görür ve taraftardan gördükleri destek sayesinde yöneticilerin / futbolcuların / başkanların yanında gözükerek bir kısır döngü içerisinde taraftara da ne kadar “önemli” olduklarının şovunu yapabilirler.

Beşiktaşlı taraftarların burada bir şeyi anlaması gerekiyor.

Bu adamların yaptıkları; hiçbir şekilde diğer takım taraftarlarını ikna etme ihtiyacı hissetmeyen; duymak istediklerini söylediği, zaten kendisiyle aynı fikirde olan renktaşlarını etrafına toplama amaçlı provokatif yorumculuk.

Yani sizinle konuşmuyorlar. Hedefledikleri ve muhatap oldukları izleyici; “bana yalan söyle” diye ekrana bakan, renklilerin gerçeklikle ilişkisi kopmuş bölümü.

Verdiğiniz tepki kimseyi ikna etmeyecek. Sadece bu arkadaşların “linç edildim” konulu yalan mağduriyetlerine bir yenisini daha ekleyip popülerliğini arttıracak.

Hiç üzerlerine düşünmeden yok sayın.

Korkmayın, “tarafsız kamuoyu” bir konudaki fikrini oluştururken bu insanların ne dediğine bakmıyor.

Futbola ve genel olarak hayata bakışını, bu tıynette insanların yorumları üzerinden şekillendiren insanlara da, bir şey anlatarak ikna etmek zaten mümkün değil.

Biz enerjimizi; ne düşündüğü önemsenecek insanlara ulaşacak iletişim kanallarını oluşturmaya, kurmaya ve kullanmaya; Beşiktaş’ımız için iyi olanı savunmaya ve daha iyiyi hayal edip planlamaya ayıralım.

Mark Twain; “Asla bir aptalla tartışmayın. Sizi kendi seviyesine çeker ve sonra tecrübesiyle sizi yener” demiş.

Aptallık ve müptezellikle, alışık ve ait oldukları çamurdan sahada mücadele edilmez.

Hibrit çim bir saha yapar, gelebiliyorlarsa onların gelmesini beklersiniz.

.

Cem Fante

Bir Cevap Yazın