Çıta

Kötü günlerde “sakin olalım” yazısı yazmaktan, keyfimizin bu kadar yerinde olduğu zamanlarda nasıl bir yazı yazılacağını unutmuşum. Dün 3–0 kazanılan bir maçtan sonra “keşke” denebilecek tek şeyin “yakaladıklarımızdan bir bu kadarını daha atsaydık” olması durumu özetliyor aslında.

İlk yarı da dahil olmak üzere oyuncularımızın iyi niyetinin, sorumluluk bilincinin ve coşkusunun taraftarın beklentileri ile paralel olduğu bir maç yaşadık. Üstelik bu sarf edilen efor telaşlı değil olgun ve kıvamlı olunca, aslında hep potansiyelimiz olduğunu bildiğimiz oyun da tam anlamıyla sahaya yansıdı.

Galatasaray defoları olan bir takım ama asla kötü bir takım değil. İlk yarıda, henüz yorulmamışken, kurduğumuz baskıdan bir kaç kez kaliteli varyasyonlarla çıkabilmeleri bunun en önemli delili. Sonucu, iyi yaptıkları hiçbir şeyi yaptırmadan tüm zaaflarının üzerine giderek kusursuza yakın oynamamız belirledi.

Dün özellikle defanstan Cenk’e atılan uzun topların sırrı benim açımdan çözüldü. Hocamız Cenk’in fizik diriliğinden ve yükselen formundan olabildiğince yararlanmak istiyor. Hava topunu alamasa da onun kuvveti ve mücadelesi topun sağlıklı uzaklaştırılamamasını sağlıyor. Düşen %50 toplardan da oradaki çoğalma ve baskımıza göre ne kadar ne kadar fazlasını alırsak, o kadar “ucuza” fırsat yakalamış oluyoruz. Bunun eskiden beri kullanılan “hedef santrafora şişir orada baskı yap” taktiğinden önemli bir farkı var. (Bu hedef santrafor konusunda Hocamızın aklındaki nokta gibi. Sadece hava topu mücadelesi yapabilen değil, indirdiğinde de atıp sürebilen, doğru pası verebilen bir oyuncu arandı. Gerçi bütün dünya bunu arıyor. Cenk’in o tipe evrilmesi ve formu bizim büyük şansımız oldu.) Cenk stoperiyle birebir bırakılamayacak seviyede bir oyuncu haline geldi. Birebiri riske ettiğinizde alıp indirip dönerse kesin sıkıntı yaratıyor. Bakınız Porto maçı. Bu maçta olduğu gibi ikinci stoper yardıma gelir ve yaklaşırsa da oyunun merkezi ve diğer kanadında alanlar açılıyor. Cenk alamasa bile düşen topa baskı ve alır almaz diğer kanada dönmek tehlike yaratıyor. Ben dün akşam ilk defa bunun taktiksel avantajlarını, -basketboldaki mismatch gibi- yarattığı eşleşme sorunlarını idrak edebildim. Bunun için sistemin net işlediği halini görmem gerekiyormuş.

Oyuncu performansları içinde ayrım yapmak zor. Bu oyunu oynamak için bireysel parlamasa da her “parçanın” iyi işlemiş olması lazım zaten. Ama Gökhan’ın insanüstü gayretinin, Oğuzhan’ın “işte bu kaptan!” dedirttiğinin ve Cenk’in araya bıraktığı toplara ve Quaresma’yı bekleyip görerek yaptğı ortaya “yok artık” diye kahkaha attığımın altını çizmek isterim.

Bundan sonraki her günümüz ve her maçımız böyle olmayacak. Fakat buna yakın bir ortalama tutturmamız bile bizi şampiyon yapar. Bunun mümkün olduğunu görmek, güven vermesi açısından bazı taraftarlarımız için iyi oldu. Oyuncularımız da, futbolunun üst çıtası bu olan bir takımın alt çıtasının Gençlerbirliği ve Malatya maçlarındaki futbol olduğuna kimsenin ikna olamayacağını anlamışlardır. Ben karşılıklı oluşan bu bilincin sezon sonuna kadar süreceğini inanmak istiyorum. Ne olur bana başka “sakin olalım” yazısı yazdırmayın.

 

Cem Fante

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.