Bela

Hayatta yazılı olmayan kurallar vardır.

İnternet oylamalarında seçenekler arasında bir Türk varsa, oylamayı o kazanır. Rakı masasında içki içmeyen kişi, aynı zamanda mezeyi en çok sevendir. Anahtar destesi içinde aradığınız anahtar, her zaman son denediğiniz çıkar. Şarjınız ne kadar azsa, sizi o kadar çok kişi arar.

Beşiktaş hiçbir şeyi kolay elde etmez.

Bunlar aslında herhangi bir doğa kanunu ile falan belirlenmeyen, ama sürekli tekrarlanarak gerçeklikleri kabul edilmiş olgulardır. Saçma buluyor olmanız başınıza gelmesine engel olmaz.

Benim gibi, genel beklentisi; “kötü şeyler olacak, ben onları düzelteceğim, sonra daha kötü şeyler olacak” olan antrenmanlı bireyler için bu durumlar, büyük bir sıkıntı teşkil etmiyor.

Yanlış anlamayın. Hayatın özellikle Beşiktaş ile ilgili; “ilişkinizi canlı tutmak için ona küçük sürprizler yapın” tarzı yaklaşımındaki sürprizlerin hep “şimdi; sezonun en önemli derbi maçında, stoperin geri pası versin kalecin de ona ıska geçsin” şeklinde sevimsizliklerden meydana gelmesi beni yormadı değil.

Hatta bu durumun kalp damar sağlığımı da olumsuz etkilediğine eminim. Fakat yaşım ilerledikçe bu meselenin bana sağladığı iyi yanları da görmeye başladım. (Ya da hepten üşüttüm. Bu yaşa kadar şahit olduklarım göz önüne alınınca, bu da gayet kuvvetli bir olasılık.)

Johnny Cash’in “A Boy Named Sue” diye bir şarkısı vardır. Erkek çocuğunu 3 yaşında terk edip gitmek zorunda kalan bir adamın, gitmeden önce oğluna bir kız ismi vermesini konu alır.

Doğal olarak çocuğun bütün yetişme dönemi alaylar ve bu alaylar yüzünden ettiği kavgalarla geçer. Yıllar sonra çocuk, geçen bu zor hayatın intikamı için babasını arayıp bulur. Bir barda karşılaşır, uzun uzun dövüşürler. Çocuk sonunda babasını alt edip, son darbeyi vuracakken adam; “Seni terk edip gidecektim. Sana bırakacak hiçbir şeyim yoktu ve babasız büyümenin zor olacağını biliyordum. Ben de sana, seni ya sertleştirecek ya öldürecek, bu kız ismini koydum. Bugün olduğun adam için bana teşekkür etmelisin” der.

Benim Beşiktaş ile ilişkim, şarkıdaki babanın şerefsiz olmasını saymazsak, biraz da böyle. Beni biraz sertleştirdi. Olaylara bakışımı berraklaştırdı, taraf olmada griliklere müsaade etmeyişimi netleştirdi.

Beşiktaş sayesinde, İlker Pırlant Abi gibi, gerekeni gerektiği kadar söyleyen, ama her söylediğinin özgül ağırlığı olan insanlarla tanıştım. Şatafata, kuru gürültüye, “ben var ya benlere” değil sessiz, bilge insanlara saygı duyarım.

Çoğunluğun yanlışta birleşebileceğini ve sesi en çok çıkanın en haklı olmadığını Beşiktaş’ın rakipleri öğretti. O yüzden argümanın tonunu değil içeriğini önemserim.

Şımarmanın şık durmadığını ben Beşiktaş’tan öğrendim. O yüzden biz ne zaman şımarsak, bana hiç “Beşiktaşlı” gelmez. Başımıza bir şey geleceğinden korkarım.

Başarmak kadar belki de daha fazla, başarmanın mutluluğunu paylaşmanın güzel olduğunu inanırım.

Osmanlıda da kullanılan Arapça bir söz vardır: El – beliyyetü iza ammet tâbet. “Bela umumileştikçe güzelleşir” demek.

Ben Beşiktaş tribünlerinde başa gelen ortak belanın “bitmesin dertler…” diye şarkılarla ağırlandığını gördüm. Ne yaşandığı kadar nasıl karşılandığı önemlidir ondan biraz da bende.

Acısını sessiz çeken, az şikayet eden, sevgisini yüksek sesle söyleyen insanları severim.

Beşiktaş’a olduğu gibi bana da hayatta hiçbir şey “sunulmadı”.

O yüzden dişle tırnakla kazınarak, düşe kalka ama inatla denenerek elde edilen başarılar, altın tepside sunulan piyango mutluluklardan daha değerli gelir bana.

Pes etmeyen on kişinin bir tribünü, o tribünün stadı, o stadın takımı ayaklandırdığını gördüm. O yüzden kuru kalabalıklara değil içten, inanmış insanlara güvenirim.

Beşiktaş beni olduğum adam yapan değerlerden biri. O yüzden onunla ilişkimi kazanmak-kaybetmek üzerinden kurmak, bana biraz “babasına maaşı kadar değer veren çocuk olmak” gibi geliyor.

Bu bir teslimiyet değil.

Kestirme yollara sapmadan kazanmaya yürürken, bazen düşüp kalkmaya hazır olmak.

Beşiktaş bizi çağıracak, biz ona koşacağız.

Kesin kazanacağı için değil, yenilmeye isyan etmeyi bildiğimizden.

Biraz biz olduğundan, biraz bizi anlattığından.

Önce biz inanacağız, sonra çocukları inandıracağız.

Beşiktaş canımızın bir parçası. Bizi ne zaman çağırırsa, orada olacağız.

.

Cem Fante

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.