Başka Bir Beşiktaş Mümkün – 29

Şapkayı Duvarın Üzerinden Atmak

J. F. Kennedy 12 Eylül 1962’de Houston, Texas Rice Stadyumunda 35.000 kişinin önünde “10 yıl içinde aya gideceğiz” dediğinde ortada böyle bir uzay programı yoktu.

Amerikalılar 1969 yılında aya ayakbastı.

“Şapkayı duvarın üzerinden atmak” deyimi tam da bu gibi olaylar için kullanılır.

Vizyonerlik, bizde sıkça kullanılıp tüketildiği gibi; modern görünüp, güzel konuşup büyük düşünüyormuş gibi yapmak değildir.

İnsanları heyecanlandıracak bir hayal kurar ve bir hedef belirlersiniz. Önce hedefinizi açıklar ve ihtiyaç duyduğunuz desteği toplar, sonra da onu bir proje haline getirirsiniz.

Yani önce şapkayı duvarın üzerinden atar, sonra da şapkanıza kavuşmak için, o duvarı geçecek bir yol ararsınız.

Bunu insanları hayallerle kandırmaktan ayıran, sizde o liderliği yapacak altyapının, liderlik yaptığınız toplulukta da o hayali destekleyecek güç ve enerjinin olmasıdır.

Bu seriyi yazarken ara ara bir karikatür geldi gözümün önüne.

80’li yıllarda, duvarlarda ucuz erotik film afişleri olan salaş bir ofiste, Yeşilçam film yapımcısının karşısına geçmiş heyecanlı genç senarist elindeki casus filmi senaryosunu anlatıyor.

“Ondan sonra Hilton Hotel’in çatısına çarpan helikopter, kalabalığın üzerine…”

Eldeki imkanları, içinde bulunulan şartları göz önüne almadan proje üretirseniz, bir de bunları “yav bunları niye yapmıyorsunuz” bilgiçliğiyle sunarsanız, hem sorumluluk taşıyanlara haksızlık yapmış olursunuz, hem de ciddiye alınmanız pek mümkün olmaz.

Ben bu yazıları yazarken, mümkünse kısa vadede işe yarayacak, uzun vadeliyse de büyük kaynaklara ihtiyaç duymayacak konularla uğraşmaya çalıştım. Ama bugün müsaade ederseniz, biraz hayal kurmak istiyorum.

Hadi gelin birlikte şapkamızı duvarın üzerinden atalım.

Önce size biraz “augmented reality” denen konseptten bahsedeyim. Türkçeye “artırılmış gerçeklik” olarak çevrilen bu teknoloji, gerçekliğin üzerine mekana bağlı dijital bir katman koymak demek.

Bu çok bilimsel açıklamadan sonra, benim gibi teknoloji fakirleri için özetliyorum; milletin koşturup “pokemon” aradığı oyundaki teknoloji.

Tabii her yeni teknolojide olduğu gibi, bunu başka hangi alanlarda kullanabiliriz diye kafa yorulmaya başlandı. Kısa sürede de işin ucu futbol endüstrisine dayandı. Buyurun, bizim de yakında başlayacağımız stat turları ile nasıl kombine edilmiş, beraber bakalım.

Şimdi hazır stat turlarından başlamışken, biraz da teknoloji spor müzelerinde nasıl kullanılıyor, onu görelim. Aşağıdaki video, Minnesota Vikings Amerikan Futbolu Takımı’nın müze turuyla ilgili.

Bunları seyretmek sizlerde nasıl hisler uyandırıyor bilmiyorum. Bende sürekli biz de bunları hak ediyoruz, bunlar yapıyorsa biz de yapabiliriz hissiyatı hakim.

Teknolojiyle geleneksel gelir kaynaklarını birleştirerek nelerin mümkün olduğunu aşağı yukarı gördük. Şimdi müsaade ederseniz, daha büyük çaplı, daha gösterişli, muazzam bir gelir kapısı olma potansiyeli olan bir hayalden bahsetmek istiyorum.

Belki de dünyanın en pahalı sportif gayrimenkul arazisine sahibiz.

Stadımızın tabela değeri dünyanın en prestijli meydanlarıyla kapışabilecek seviyede. Peki, madem öyle, biz, Vodafone Arena’yı, hem yerel ve küresel reklam kampanyalarının lansmanının yapıldığı dev bir sahne olarak; hem de akıllı cihazlara indirilen basit bir app ile görüntülenebilecek, dünyanın en pahalı reklam tabelası olarak kullanamaz mıyız?

Olmaz mı diyorsunuz? Olsun, en azından şu aşağıdaki videoları seyredin. Beraber hayal kuralım.

 

Başka bir Beşiktaş mümkün.

.

Cem Fante / @johncelinefante

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.