Akıl ve Kalp

Pek iyi değilim. Beşiktaş iyi değilken olunabilecek iyiliğin de bir sınırı var gerçi. Depresyona en kolay tanıyı “eskiden beri yapmaktan keyif aldığınız şeylerin aynı tadı vermemesi” ile koyarsınız. Tabii psikiyatri “Beşiktaş bizi üzüyor” ihtimalini pek hesaba katmaz. Dünyanın solan renginin, yediğimiz yemeğin tadının, her zaman bizi gülümseten dizide eksik olan neşenin; “bir Beşiktaş zaferi” ardına saklandığını, bilemezler de zaten.

Yarın bir derbi oynayacağız. Sonuç ne olursa olsun “yaşam devam edecek”. Böyle söylenince pek itiraz edilecek bir şeymiş gibi durmuyor aslında. O kadar kritik problemin içinde –ki eksik olmuyor başımızdan- bir maçı kaybetmişiz, bir sezon şampiyon olamamışız, önemsiz kalıyor. Bir adım geriye çekilip soğukkanlı bakınca, meseleyi “alt tarafı futbol” diye hafife almadan da olsa, neden bu kadar kaskatı, neden bu kadar gergin ve suskun olduğumuz pek anlaşılır değil. Beşiktaş ulu çınar. Daha ne sezonlar, ne derbiler, ne zaferler görür. Biz yine çok severiz, sabrederiz, o yürür biz eşlik ederiz.

Fakat işte bu konu; “söylemesi kolay, aklınızın kalbinize laf anlatması zor” meselelerden. On altı yaşında aşık olursunuz. Sonra kalbiniz kırılır. O an size “bir daha asla mutlu olamayacakmışsınız” gibi gelir. Aslında alttan alta, aklınızın bir köşesinde bilirsiniz ki, önünüzde uzun bir yaşam var. Yeniden seveceksiniz. Bir süre sonra bu acı unutulacak. Yine de kalbinizde, ruhun bedene değdiği her yerde, o gelecek güzel günlere kadar dayanamayacaksınız gibi hissedilir. Yeniden mutluluk vadeden uzak zamanlara varmak, imkansız gözükür. İşte biz Beşiktaş’ı böyle seviyoruz. Güzel günler göreceğine eminiz, ama yalpaladığını görmeyi kaldıramadığımızdan, biz o güzel günlere çıkamayacağız gibi geliyor.

Uzun zamandır elim yazmaya gitmiyor. Böyle olunca dostlar –hafiften bir sitemle- maç öncesi takıma bir şeyler yaz bari dediler. Oysa bence yarınki maçın önemini takıma anlatmak için bir şeyler yazmak gerekiyorsa, biz zaten bu güne kadar boşuna yazmışız. Statları titreten o insanlar, soğukta dönecek uçakları, yağmur altında tesislerden çıkacak otobüsleri bekleyenler, boşa paralamış kendini. Dişten tırnaktan arttırılıp bin bir fedakârlıkla bir forma almak için kavanozlara atılan bozukluklar boşa birikmiş. Hadi benim gibi süslü konuşanı geçin bir kalem de, Anadolu’nun ufacık ilçesinde, iki numara traşlı, koca kafalı, okulunda yalnız Beşiktaşlı çocuklar, alaylara laf yetiştiremeyince dudağını ısırıp, boşa dökmüş o güzelim gözlerinin yaşını.

Tamam, işin içine bolca para girdi. Profesyonellik var. Yabancı oyuncu çok. Sürekli insan içine karışıp, kahvede hasbihal edecek, mahallede çocuklarla top peşinde koşacak halleri yok. Ama yine de yarınki maç önemli demek gerekiyorsa onlara, bu kadar can bedende zor dururken açıklama yapmak, altını çizmek gerekiyorsa, valla bende o kuvvet yok. Ben, halimden anlayan sizin gibi bir avuç taraftara söyleyeyim. Elinden gelen varsa, iletiversin.

Deyin ki; ev ile yuva nasıl aynı yeri işaret ediyor ama aynı şeyi anlatmıyorsa, yaşam ile hayat da öyle. Beşiktaş üzülünce yaşam devam ediyor ama hayat duruyor. Soluk alıp veriyoruz, yaşıyoruz yani ama buna hayat denemez. Günler geçiyor geçmesine, biz de o günlerle beraber sürükleniyoruz. Bu ilerlemekse, zaman ilerliyor. Fakat mutluluğumuz, ağız tadımız, sevinçlerimiz ve gülümsemelerimiz –o çok hak ettiğimiz, çok ertelediğimiz gülümsemelerimiz- Beşiktaş’ın üzüldüğü günde kalıyor.

Deyin ki; dostlar can acısını hatırlatıyor diye birbirinden kaçıyor. Sofralar kurulamıyor. Açık havada ağız dolusu küfredince de atamıyoruz hüzünlerimizi. Önemli olsa dahi haberler anlam ifade etmiyor. Müjdeleri bile mırıldanıp kutluyoruz. Evet, ölmüyoruz, yaşam devam ediyor. Fakat insan sevdiğinin bile yüzüne gülemiyor.

Biliyorlardır. Ne olur ne olmaz diyorsanız, varın siz iletin. Ben söyleyemeyeceğim.

Deyin ki; orada bir takım var, canıma kast ediyor.

 

Cem Fante

 

Akıl ve Kalp” hakkında 1 yorum var

  1. Burkan Yıldıran on

    sevgili Fante; sen her zaman hislerimizin en güzel tercümanı olmayı başarıyorsun..
    eline, gönlüne, kalemine sağlık..

    bu gece uzun olacak..haftanın tüm yorgunluğu üzerimizde olsa dahi, uzun zamandan beri süregelen ve salı gecesi de zirveye çıkan bir huzursuzluk var bizleri uykudan alıkoyan..
    sporcu kardeşlerimiz elbette bizim gibi uykusuz kalacak değiller; ancak en azından ısınma esnasında bi gözlerini gezdirsinler tribünlere..
    “biz Beşiktaşlılar bir aileyiz” demiş ya Vedat Okyar; eminim ki tribünlerde sporcularımızın gözlerine, ‘allianz arena müziği çocuklarının çirkefliği’ türünde değil de benimkiler gibi “bizi üzmeyin..sonucu geçin ama mücadele edin, teslim olmayın, bizim kadar didinin” ifadeli gözler görecekler..

    uzun bir gece..yarın akşam hasret giderme..
    ümit ederim ki biricik sevgilimiz yüzümüzü yere düşürmesin..

    tekrar gönlüne sağlık Fante..

    Cevapla

Bir Cevap Yazın