Çamur / Skender Yazdı

Hukukta “Kusur” ve “Sorumluluk” farklı kavramlardır. Kusur bizatihi bir fiili işlemek ya da işlememek sonucu oluşan bir durumken, sorumluluk daha edilgen ve genel bir kavramdır.

Bir insan bir olayda kusurlu olmamasına rağmen sorumlu olabilir ki bu da “kusursuz sorumluluk” olarak ifade edilir. Yani bir insanın bir kusuru işlememiş olması, olayla ilgili sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. On yaşında çocuğunuzun komşunun camını kırması sizi “kusurlu” yapmaz. Ancak o çocuğun sorumlusu siz olduğunuz için “kusursuz sorumlu” yapar.

Maçtan sonra Aykut Kocaman’ın yaptığı “buradaki seyirci bana, oradaki seyirci öbür hocaya küfür ediyor, bu anlaşılabilir bir durum değil” açıklamalarını dinlerken Şenol Güneş’in yakın zamanlarda yaptığı bir açıklama aklıma geldi; “Ortalığı tozu dumana karıştıranlar, sonra sorunu kim çıkardı diye konuşmayı çok seviyor”. Gerçekten de “bizi şampiyon yapmayacaklar”, “hakemler Beşiktaş’ı kolluyor” temalı açıklamalardan sonra ellerini iki yana açıp “ülkenin futbol iklimi niye böyle, anlamıyorum” temalı demeçler vermesi çok ironik değil mi? Belki de, hakemlerin Beşiktaş’ı doğradığı Kadıköy maçından sonra “çatır çatır yendik” diyen insanın, geçen hafta ise bizim lehimize tartışmalı tek karar olmadan “eze eze yendik” dememize takılması daha ironiktir. Siz karar verin.

Aykut Kocaman spotları başka yöne çevirmeye çalışıyor ama birkaç yönetici-hoca telkini ve oyuncuların karşılıklı iyi niyetiyle gerginliklerin önüne geçmek ve sadece futbol oynayabilmek mümkünken, gerilimi bir kulüp kültürü haline getirip bundan beslenenlerin “kusursuz sorumlulukları” ne olacak? Kazanmayı her şeyin önüne koyup onun uğruna geri kalan her şeyi elinin tersiyle itmek bile başlı başına bir hastalıkken, bir de kendini bundan sıyırıp başkalarını itham etmek ve bunun üzerine bir ahlak inşa etmek…

Aykut Kocaman kendi paralel gerçekliğinde yaşayıp gerçek dünyayla irtibatını koparmış vaziyette. Kendi ütopyasında durdurulması ancak rakip lobileri ve hakemler ile mümkün olabilecek biri. Adeta bir kompakt futbol üstadı. Başakşehir’i yenince Avrupa şampiyonu olabileceğini düşünen bir “Morinho”. Elbette kendisinden başka herkesin Türk futboluna zarar veriyor ve o bunu bir türlü anlayamıyor. Arkadaşları ona aynştayn diyor. Hala ve hala şikeli sezonu kendisinin taktik dehası sayesinde kazandığını, ancak Beşiktaş’ın iki şampiyonluğunu hakemler sayesinde kazandığına emin. Bunun için en geçerli argümanı ise “kart görmeye çok müsait mevkide oynayan Atiba’nın ceza sınırında iken kart görmemesi. Atiba federasyon tarafından kollanıyor çünkü. Ceza sahası çizgisine bastığı için oyundan atılan ise Atiba değil, yossi kohen.

Fenerbahçe, mücadele edebilmek için gerginliğe muhtaç bir camia. Bazı aklı başında Fenerbahçeliler başarılı insanların yönetim tarafından sepetlendiğini düşünse de bu hatalı bir bakış açısı. Fenerbahçe başarılı olanı değil, futbol oynatmaya çalışan ve “saha içinde kalan” adamları barındıramıyor içinde. Çünkü genlerinde olan bu değil. Eğreti de duruyor zaten. Ve biz de bu sebeple gergin maçları onlar gibi yönetemiyoruz. Bizim camiamızın genetiğinde de futbol oynamak var. Futbol oynarsak yükseliyor, ayak oyunu oynarsak bocalıyoruz.

Mark Twain’in güzel bir sözü var; “Asla bir aptalla tartışmayın. Sizi kendi seviyesine çeker ve sonra tecrübesiyle sizi yener”. Hak aramayalım demiyorum ama bizim onların seviyesine inmemiz, asfalt yoldan çıkıp toprak yolun çamuruna saplanmamız demek. Bizim lastiğimiz de, motorumuz da, şoförümüz de ona uygun değil. Bu yüzden Aykut konuşacak, yönetimleri konuşacak, yönetim destekli medya ve sosyal medya ekipleri konuşacak ve kimse çıkıp onlara “Fenerbahçe’nin hocası, başkanı ancak konuşuyor” demeyecek.

Bu gerçeği ne kadar çabuk kabullenirsek o kadar çok yol alırız. Futbol oynadıkça herkesi yeneceğiz. Her zaman olduğu gibi…

 

Skender / @_skender

 

Bir Cevap Yazın