Beşiktaş Öz Kaynak Ve Samimiyet

Beşiktaş’ın tarihine şöyle bir bakınca gençlere şans vermeye başladığı dönemler, hep ekonomik olarak sıkıntıya düştüğü zamanların sonrasına denk geliyor… Kibrit Çak dönemlerinde başlayan Sanlı ve Yusuf’lardan Ziya, Metin, Ali, Feyyaz ve Sergen’lere, devamında Nihat, Yasin derken Feda dönemiyle başlayan Oğuzhan, Hasan Türk, Sinan Kurumuş gibi futbolculara şans vermek zorunda kalmış…

Ara dönemlerde oluşturulan yüksek bütçeli takımların da başarıları ortada… ”Portekiz Çetesi” tabirleriyle girdiğimiz sezonda kaçıncı olduk mesela… o dönem yapılan acayip transferler unutuldu gitti bile.

Ortalama 5-6 senede bir gelen şampiyonluklar kesiyor mu bizi ???

Mehmet Üstünkaya döneminde zorunluluklar dolayısı ile genç futbolculara şans verme dönemi Süleyman Seba’nın göreve gelmesi itibarıyla devam etmiş. Gordon Milne ile anlaşıldığında ilk 2 sene yaşanılan sıkıntılar, Taraftarların tesisleri basması ve teknik ekiple futbolcuların tartaklanma haberleri arşivlerde duruyor. Süleyman Seba Başkan olarak ısrar etmese Gordon Milne için hazırlanan idam sehpasına tekme atmak için bekleyen çok kişi vardı. Hatta Süleyman Seba, Hoca’nın arkasında durmasa bugün gurur duyduğumuz ve göğsümüzü kabarta kabarta anlattığımız lige ambargo koyan bir takımımız dahi olmayacaktı…

Futbolda para vasıtasıyla kısa süreli başarılar kazanmak gayet mümkün… Fakat sonucunda 3 milyara dayanan borç ile başbaşa kalıyoruz. Uzun vadeli başarılar kazanmak için sabır şart. Kadronun ana gövdesinin de elde tutulması şart oğlu şart.

Şenol Güneş döneminde yaşanılan 2 yıl üst üste şampiyonluğa bir bakalım. Kadroları inceleyelim. En iyi dediğimiz, en çok güvendiğimiz adamları satmak durumunda kaldık. Hepimiz ”gelsin eurolar” diyerek alkış tutuyorduk. Fakat ana iskelet ile bu kadar oynanırken gelen başarılar gözlerimizi kamaştırmıştı…. Evet başarılı olduk ama istikrar adına sınıfta kaldık. Bu kadar başarıya rağmen, futbolcu satışlarına rağmen geldiğimiz duruma bakınca Feda sezonunu bile aratan bir durumla karşı karşıyayız…

Dün gece Abdullah Avcı bana göre çok cesur bir karar verdi.

Kalede Utku, sağ bekte Kerem, stoperde Erdoğan ve orta sahada Erdem ile başladı. İlk yarıya bakınca sahada verilen mücadele en azından gençler açısından tatmin ediciydi. İşin enteresanı sahaya ağırlığını koymasını beklediğimiz tecrübeli futbolcularımız piyasada yoktu…

İkinci yarı başladığında ise ne olduysa 10 dakika içinde oldu. Tecrübeli dediğimiz adamlar bile yokları oynarken gencecik çocuklar nedeniyle kaybettik demek işi en kolayı.

Benim Naçizane gördüğüm; taraftar ister, taraftar kızar, taraftar satarsın alkışlar, alırsın alkışlar, taraftar gerekirse tesis basar!

Kulübün borcu ve durumu ortada… Tüm gelirler temlikli… Çıldırt bizi başkan diyecek durumumuz da yok! Burada en önemli olay; Yönetimin, yönetmekte olanların duruşudur. Her esen rüzgara göre yön değiştiren zihniyetlerin başarıları geçicidir. Asıl tarihi, esen sert rüzgarlara rağmen dik duranlar kazanır ve efsane olur…

 

Beşiktaş Iğdır

Elveda

Biz çok kaybettik Hocam…
Sen de çok kaybettin…
Bizi buluşturan bu kaybedişlerimizdi… Sana inanmamızın ve sarılmamızın en büyük nedeni de buydu…

Sen geldin bahar geldi, çiçekler açtı, kuşlar yuva yaptı, Güneş bile bir başka doğdu…

Sana yaşatılanları ve yapılanları biliyoruz Hocam. Ego savaşlarını, ben yaptım olduları, hepsini biliyoruz Hocam…

Biz kazandığında nasıl yanındaysak, kaybettiğinde dahi yanında olduk…

Sen ne yaptın Hocam; sustun !!!

Söylemeye dilim varmıyor ama; şampiyonluklarını çalan adamlarla iş tuttun el altından…

Para pul kazanılır kaybedilir, alacağın da var biliyoruz…

Güzel bir vedayı bize çok gördün…

Bilmiyorum ne söyleyeceksin, hangi kararı vereceksin???

Devam diyeceksen, deme Hocam…

Biz gene kaybettik ve Güneş battı…

Biz boğazın derin sularına yine gömeriz kaybettiklerimizi…

Ama sen bu para ve pulla ölçülemeyecek sevgiyi nasıl kaybettin ? Bir düşün Hocam…
Milli Takımda yolun açık olsun…

Bir yerde karşılaştığımızda selam alıp verecek yüzümüz olsun…

Elveda

Umut İyi Bir Şeydir

Aslında neye kızıyoruz! Taraftar olarak kulübün ekonomisini ve gidişatını takip etmek herkesin ilgi alanına girmiyor ve bunu saygıyla karşılıyorum. Taraftar, sahada mücadele var mı? Takım maç kazanıyor mu? İyi oynuyor mu genellikle ona bakar. Bu gerçeği öncelikle ortaya koymakta fayda var…

Fikret Orman Yönetiminin Feda döneminde gelirken yaptığı en önemli iş gerçeklerle yüzleşmekti. Ekonomik olarak eli kolu bağlı bir camia vardı. Haciz, FIFA, CAS gibi mevzularla uğraşmak zorunda kaldılar. Samet Aybaba ve Biliç dönemlerinde tabelaya baktığımızda başarısız ama umut beslenen bir ortam vardı. Sonrasında Şenol Güneş tercihi ile bir şahlanış ve namabet şampiyonluk geldi.

Kadro elde tutulamadı ki bunun gerçekçi sebepleri vardı “15 Temmuz darbesi” gibi. Ekonomik darboğazın yanında yaşanan bu vahim olay aslında tüm dengeleri bozdu. Buna rağmen, son güne bırakılsa dahi efektif transferler yapabildik. İkinci şampiyonluk da geldi. İşte tam burada takıma ve gidişata dair bir neşter vurulmalıydı.

Başta da söylediğim gibi taraftar kulübün ekonomisi ve para işleriyle o kadar ilgilenmez, sahaya bakar. Burada yönetim; ister küçülme deyin, ister gerçekler deyin; takıma genç, ücret olarak nispeten düşük ve alternatifli bir kadro aşısı yapmalıydı. Çünkü Borç sarmalı başarılı iken gelirler sayesinde sürdürülebiliyordu. Yöneticiliğin farkı da burada ortaya çıkmıyor muydu? Takımın gelirini, giderini hesaplamak, Ekonomik riskleri görmek taraftarın işi değildi… Bunu görecek kişiler Beşiktaş Yöneticileriydi, göremediler. Başarıyı paylaşamadılar ve insanın yaradılışının bir eseri olarak ego savaşları başladı. Ben yaptım, sen yaptın kavgaları… Arada karambole giden Beşiktaşlıların umudu oldu.

Peki gelinen noktada ne yapmalı ? Herkesin düşüncesine saygılıyım, bunu tekrar belirtmek istiyorum. Sade bir Beşiktaş taraftarı olarak diyorum ki; bazen kaybetmek bile hayırlıdır. Kaybederken kazanılan tecrübeler masaya yatırılıp, biz nerede hata yaptık diye kafa yorulup, gerçeklerle yüzleşirsek doğru yolu buluruz.

Ben İstikrardan yanayım. Şenol Hoca ile Yönetim Şapkayı önlerine koyup düşünecek ve bize salt başarıyı değil; öncelikle yitirdiğimiz umutları geri verecek. Yaşımız icabı çok gördük değişen hocaları ve oturtulamayan sistemleri. Beşiktaş Taraftarı olarak günlük çözümler ile bu işlerin olmayacağını da hepimiz biliyoruz.

Şimdi suçlu arama zamanı değil; uzun vadeli ve gerçekçi kararlar alma zamanı… yapabilir miyiz ? İşte orası zurnanın zırt dediği yer…

Unutma Red, umut iyi bir şeydir, belki de en iyisi. Ve iyi şeyler asla ölmez. The Shawshank Redemption / Esaretin Bedeli (1994)

 

Iğdır Beşiktaş

 

Dejavu

Evsiz barksız kalmışız, Kaptanımız Tolga Zengin’in dediği gibi; sadece adı güzel olan Atatürk Olimpiyat Stadında oynamaya elimiz mahkum bırakılmış… Dere tepeleri aşıp Beşiktaş’ımızın peşinden koşuyoruz.

Bir G.Saray maçı. Çoluk-çocuk, cümbür-cemaat; gümbür gümbür giden takımımızı desteklemeye, onunla buluşmaya gelmişiz. Stadın ful çekeceği aşikar. Takım evden uzakta ya, yalnız bırakmak olmaz fakat nereden bilelim elli tane fırıldak döneceğini… güvenlik önlemleri yetersiz, maçtan önce turnikeler kırılmış, Beşiktaş’ın içine bir grup hain sızmış.

Maçın bitmesine dakikalar varken bir serbest vuruş kazanmışken ve gol şansımız devam ediyorken bir grup kendini bilmez taraftar sahaya atlıyor! Kimse ne olduğunu tam olarak kavrayamamışken bunlara ne dur diyen var ne de engelleyen. Sonrası malum toplum psikolojisi devreye giriyor. Gözlerim kan çanağı, iki elimin arasına aldığım başım, yanımda eşim, kucağımda kızım ile öylece olanları izliyorum. Yapmayın oğlum, yazık bu takıma diye diye yaratılan kaosu ve Beşiktaş’ın başına örülen çorabı bir film gibi izliyorum…

Çok zorumuza gidiyor ama hiçbir şey yapamıyoruz. Adeta Beşiktaş gözümüzün önünde katlediliyor ve biz öylece çaresizce izlemek zorunda bırakılıyoruz… aradan 4 yıl geçti. Acısıyla tatlısıyla Beşiktaş’ımızın peşinden koşmaya devam ediyoruz. Derken süper kupa maçı geliyor… Dejavu yaşarcasına önce yollarda eli bıçaklı taraftarlar Beşiktaş otobüslerini taşlıyor, maçtan önce turnikeler bozuluyor, arama ve güvenlik sıfır hemen aklıma o maç geliyor. Ulan diyorum acaba bu maçta yine bi operasyon mu olacak acaba ???

Çok şükür ki Büyük Beşiktaş Taraftarının ezici bir çoğunluğu bu tahriklere ve oyunlara gelmiyor. Rakip takımın taraftarları Konyaspor yönetimimin elden bedavaya dağıttığı biletlerle, ücretsiz ulaşım araçları ile tribünlere bıçaklarla giriyor, hatta birini de sahaya futbolcumuza sallıyor. Sonra yetmiyor sahaya dalma girişimleri. Polisleri ve güvenlikçileri darp ediyorlar. Hakem desen tescilli operasyon hakemi…

Türkiye büyük bir uçurumun kenarından döndü farkında mısınız ? Eğer Beşiktaş Taraftarları sukunetini korumasaydı şu anda olacakları düşünemiyorum… Biz kaybedilen kupaya üzüleceğimize, sahadan canını sağ salim kurtaran takımımıza seviniyoruz.

Sonrası mı yine üstü örtülmeye çalışılan bir yanlışlar silsilesi, utanmadan sıkılmadan atılan iftiralar… Konyaspor yönetimi tarafından Samsun’a getirilen bedavacılar ve sporu yönetenler, Beşiktaş taraftarına kurban olsun.

Susuyorsak Asaletimizden…

 

Beşiktaş Iğdır

Sen Kimin Adamısın?

Not: Lütfen yazıyı okumadan önce yukarıdaki videoyu izleyiniz.

Görünen lüzum üzerine ;

Bir Beşiktaş Taraftarı olarak daha iyisini, daha güzelini ve daha profesyonel bir bakış açısını talep etmek hakkımızdır diye düşünürüm hep. Bu hakkı da, kişisel tatmin için değil, hep ” Beşiktaş için daha iyi nasıl olur, şöyle yapsak daha güzele nasıl ulaşırız, böyle olsa daha mı iyi olur?” şeklinde ifade etmeye, özen göstermeye çalışırım.

Beşiktaş bizim için sadece bir takımdan ibaret değil. Hayatımızın bir parçası, hatta her şeyimiz…

Beşiktaş’ın başarısı ile hayata tutunmaya çalışan insanlarız biz. Kara kartal hep en iyisine layık diye, hep en iyisi olsun diye kendimizce uğraşıyoruz, didiniyoruz ancak çoğu zaman eleştiriye ve iyiye doğru olan yolda ”fikirlere” tahammülümüz yok!

Kartal Yuvası ve Sponsorumuz olan Adidas firması ile alakalı sorunları görüp bunları dile getirdiğimizde hemen bir yafta yapıştırılmaya çalışılıyor mesela. “Siz kimin adamısınız” cümlesinin öznesinde, bir o duvara bir bu duvara çarpılıyoruz.

Hadi Adidas firması ile bir anlaşma imzalamışız ve bazı yazılı maddeler elimizi kolumuzu bağlıyor, bunu anlarım ama bundan sonra yapılacak anlaşma için, Beşiktaş için, daha iyisini, daha faydalısını talep etmek neden suç ?

Görünen o ki Adidas;  ”Biz paramızı verdik kardeşim, antlaşma da bu, işinize gelirse, alın Formalarınız da bunlar” yolunda ilerler iken (benim hissettiğim bu) Lansmanmış, taraftarın yüreğine dokunacak reklammış falan bunlar hikaye kafasında iken, kusura bakmayın ama ben mutlu olamam.

En çok parayı bunlar veriyor, başka veren yok diyorsak zaten işimiz yaş. Çözüm; bizim kendi şartnamemizi oluşturup, şartlarımız bunlar diye ihaleye çıkıp, sadece en çok parayı vereni değil, ruhumuza dokunanı da tercih edebilir duruma gelmemiz.

Kartal Yuvasına gelirsek maalesef çok şey var yazılacak. Sadece kartalyuvasi.com.tr `ye bakmak bile nasıl kötü yönetildiğinin kanıtı. Sipariş vermek zor, ürün çeşitliliği az, teslimat desen kağnı hızında… Akıllı telefonların bu kadar çok kullanıldığı ortamda satışları yüzde yüz etkileyebilecek bir platform kuramıyoruz ! Tamam ardı ardına mağazalar açıyoruz bir büyümemiz var ama ciro-kar bağlamında neredeyiz ? Şampiyonluk Gaziantepspor maçında belli olmuşken, Kartal Yuvası mağazalarında üç yıldızlı ürünleri neden göremiyoruz ? Neden zamanında bazı şeyleri beceremiyoruz? Pepe geldiğinde neden üzerinde yeni Formamız olmuyor da, kolilerin içinde yeni sezon formalarımızı görüyoruz ?

Son olarak,taraftarımızın adeta markalaştırdığı tişörtünü neden taraftarımızı içine katacak, onlara kıymet verdiğimizi gösterecek bir tasarım yarışması şeklinde yapıp Resmi sitemizde açılan bir Anket ile onurlandırmıyoruz ? Ben yaptım oldular ile Dünya kulübü olamayız, farkındasınız değil mi ?

Peki neden her yapıcı eleştiriye gelen cevaplar böyle tarafgir ve illa birinin yancısı olmamız üzerine? Neden bu işin bir ortası yok? Neden illa ya yıkmak yada yakmak zorundayız? Neden fikirler üzerinden tartışamıyoruz? Neden bana gelen ”katılmıyorum” cevapları hep nefret ve illa birinin tarafında olmak üzerine?

-Sen kimin adamısın kardeşim? Hiç bir şeyi de beğenmiyorsunuz be! Yönetim daha ne yapsın sus! Ben alıp giyeceğim, sen giyme kardeşim!!

Biz biz olalım ve Beşiktaş’ımız için daha iyisini ve güzelini talep edelim. Hep Beşiktaş’ımız nasıl daha ileriye ve güzele gider, bunun peşine düşelim. Yok eğer, fikir üretmek ve yapıcı eleştiriye tahammül etmek suçsa, ben SUÇLUYUM kardeşim. Bütün suçu üstüme alıyorum…

 

Beşiktaş Iğdır

Tolga Zengin & Yüzleşme

Sade bir Beşiktaş taraftarı olarak eğmeden bükmeden aklımdan geçenleri sizlerle paylaşmak istiyorum… 38 yaşındayım. Çocukluğumdan beri Hayatımın bir parçası olan Beşiktaş’ı yakından takip etmeye çalışıyorum. Şöyle bir geriye dönüp baktığımda Efsane kadro ile başlayan ve büyük bir Sevda’ya dönüşen Beşiktaş serüvenimde toplasan 1-2 kaleci hafızamda kalmış. İlki Mrmiç, ikincisi Cordoba, bunun dışında gelen tüm kaleciler sadece durumu idare ettiler. Hatta batırdılar bile diyebiliriz. O kadar acayip kalecilere kapımızı teslim ettik ki. İsimlerini saymaya kalksam rahat 20 kişi sayabilirim. Fakat hiç bir kaleci Tolga Zengin kadar tepki görmedi nedense. Bu olay sadece onun kaleciliği ile alakalı değil çünkü.

İlk ismi geçtiğinde taraftarımızın ezici çoğunluğu bu transfere sıcak bakıyordu. Trabzonspor camiasının kaptanını ve düzgün bir adamı transfer ediyorduk. Geldiği kadro genç ve feda sezonu sonrası bocalama döneminde olan evsiz barksız bir takımdı. Kaptanlık bandının verilmesi ona verilen kıymetin en büyük örneğiydi. Fakat saha içinde yaptığı hatalardan ziyade, taraftarın tezahüratına karşın soyunma odasına gittiği gün aslında en büyük hatasını yaptı. Beşiktaş takımının kaptanlık bandını taşıyan biri kendi taraftarına posta koyamazdı. Koydu. Canı Sağolsun…

tolga2

Beşiktaş taraftarı özellikle annesinin vefatı sonrası ve basına yansıyan evlilik ile alakalı sorunlarını görmekteydi ve gerektiğinde sapına kadar sahip çıktı. Ancak Tolga yaşının getirdiği tecrübeyi yeterli gördü ve her defasında taraftar ile arasına setler kurulmasına belki de istemeden izin verdi. Halbuki profesyonel iletişim uzmanları ve psikologlar yardımıyla bu olayı rahatlıkla çözebilirdi. Belkide denedi bilmiyorum… Ha burada biz taraftarların hataları yok muydu ? Tabiki de vardı. 1. Kaleci olarak çıktığı maçlarda yükselen Boyko sesleri, maç içerisinde yükselen homurdanmalar ve ıslık sesleri günden güne işini zorlaştırdı. Evet taraftar yapımız gitgide erozyona uğramakta, yeni stat ile o eski ruhu bırak yakalayabilmeyi korumayı bile başaramayacağız gerçeği gün gibi aşikâr…

Peki ne olacak, neler yapmalıyız ??? Kadromuz belli, takımın başında Şenol Güneş gibi kıymetli bir hocamız var. Onun kadro adaletine kesinlikle güveneceğiz. Kaptan Tolga Zengin’in saha içindeki görüntüsü ve tribüne verdiği görüntü olumsuz. Bunu pozitif enerjiye ve diyaloğa çevirmenin yollarını araştırmalı. Tolga bu ligin en iyi kalecilerinden biri, bir kere son Şampiyon takımın kaptanı apoleti halâ omuzlarında. Bu güveni hissetmeli ve biz taraftarlara hissettirmeli. Son maçta Quaresma’nın hatası sonrası ekranlara yansıyan, arkadaşını satmayan ve onu koruyan vücut dili tüm soruların cevabı aslında…

Tolga Zengin, Beşiktaş taraftarından tepki alan ilk oyuncu olmadı son da olmayacak. Bu tepkilere karşın küsmeyip, trip atmayıp, başını eğip, sadece işini yapacak… Evet ortada bir sorun var. Bu sorunun Sabahtan akşama kadar Tolga Zengin’i eleştirerek ve kızarak çözüleceğini zanneden Taraftarlarımıza ise mesajım şu; gelin eleştirmeyi ve kızmayı bırakıp, onu anlamayı ve sevmeyi deneyelim. En güzel Beşiktaş’ın çocukları sever değil mi ? Ne kaybederiz? Beşiktaş Sağolsun yeter ki… Saygılar

 

Beşiktaş Iğdır

Sevgi Neydi? Sevgi Emekti

Sevgi neydi ? Sevgi Emekti… Sözlerime nereden başlayacağımı bilemedim amma, yazmadan da edemezdim. Öyle iddialı değilim yazmak konusunda, derdimi anlatabilirsen ne mutlu bana…

Beşiktaşlı olmanın getirdiği bir çok sorumluluk var gibi hissederim zaman zaman. İyi olmak, örnek olmak, güçsüzün yanında olmak, haklının yanında olmak, yanlışlara karşı susmamak, kibirli olmamak, tevazu sahibi olmak, eyyamcı olmamak, yalakalık yapmamak, düşene vurmamak, dostunu, arkadaşını satmamak vb. bir çok özelliği taşımak gibi… Bunların hepsini yapabiliyor muyum ??? Takdir yakın arkadaşlarımın olsun ki çok da iddialı değilim. Hayat felsefem hep şu olmuştur; helal kuru soğan ekmeğim olsun, sağlığım yerinde olsun ve ailemle birlikte huzurlu bir şekilde yaşayayım. En kral insan benim. Para pul yat kat mevki ve makamlarda hiç gözüm olmadı.

8dyxurip

 

Gelişen futbol ile beraber bazı kavramlar bazı duygular erozyona uğramakla beraber kimsede sabır yok, her şey başarı ile kupa ile şampiyonluklar ile orantılı. Bugün kral ilan ettiğimizi 2 hafta sonra neredeyse hain ilan etme noktasına getiriyoruz. Çok hızlı tüketen bir toplum olduk. Yiyecekleri, gezeceğimiz yerleri, kendimiz için değil de, sanki birilerine nispet olsun diye seçiyoruz. İnsanları, hatta dostlarımızı bile bir çırpıda harcayabiliyoruz…

Bu yazıya gelince; yazmamın nedeni, Olcay Şahan ve “bir kısım” taraftarın ona karşı olan acayip vefasızlık kokan tavırları. Karabükspor maçında ayağına her top geldiğinde çıkan homurdanmalar ve oyundan alınırken gösterilen tepkiler canımı acıttı. üzüldüm… Biz ne zaman bu kadar vefasız olduk, hani nerede karşılıksız sevginiz ve saygınız, hani sevgi emekti ?… Koluna kaptanlık bandı taktığı maçta ve nispeten kötü oynadığı ama hiç bir zaman kötü koşmayan Olcay Şahan, bize Feda sezonundan kalan bir mirastır ve o mirası kolay kolay yedirmeyeceğiz… Haberiniz olsun…

 

Beşiktaş Iğdır

 

Kerkük Beşiktaş Mahallesi

Irak, Kerkük Beşiktaş Mahallesi…Güzel bir hikayesi var bilir misiniz ?

 

 

Kerkük Türkmenlerinin Beşiktaş sevgisinin uzun bir geçmişe uzandığını söylenir, 

1966 yılında Irak Futbol Federasyonu’nun davetlisi olarak ülkeye gelen Beşiktaş futbol takımı, Kerkük’te misafir olarak kalır. Bu sırada oyuncularının büyük çoğunluğu Türkmenlerden oluşan Kerkük futbol takımıyla bir dostluk maçı yaparlar. Maç şehirde günlerce konuşulur, İnsanların Türkiye’ye ve ay-yıldıza duyduğu özlemi gideren Beşiktaş şehirde bir efsane haline gelir…

 

 

O tarihten itibaren Kerkük şehri, Beşiktaş’la yatar, Beşiktaş’la kalkar. “Burada yürekler Beşiktaş için atar. Beşiktaş’ın başarıları ve başarısızlıkları burada günlerce sohbet konusu olur. Kahvehanelerde ilk gündem Beşiktaş’tır… o kadar ki, Son yıllarda alınan başarısız sonuçlar bile taraftar sayısını azaltmamıştır. İşte Bu sevginin bir ürünü olarak, şehrin bir mahallesine de Beşiktaş adı verilmiş…

 

Hep Böyle Kal İsmail

Beşiktaşımızın iyi olması, güçlü olması ve alınan galibiyetler sayesinde, bu acımasız hayata karşı umudumuzun yeşermesi, bizlerin Beşiktaşlı’lığının özeti gibi… Öyle hayattan çok beklentisi olan insanlar da olamadık çoğumuz. Yeni neslin Beşiktaş taraftarı olmasının zorlukları da ortada. Şimdi herşey şampiyonluk ve kupa ile orantılı. Bu pencereden bakınca, çoğunluğumuzun İsmail’e olan bakışı olumsuzdu...

Gaziantepspor’dan Geldiğinde ödenen yüksek bonservis bedeli, istikrarsızlığı ve yaşadığı çok önemli sakatlıklar nedeniyle İsmail bir türlü ”tamam bu oldu” dedirtmedi bizlere. Hep takımın en zayıf halkası gibi gözüktü. Bu sezon gelen Tosic transferi sonrası 3. Bek konumuna düştüğü ortamda, Şans kapısını tekrar çaldı. Şenol Hoca da tak diye formayı verdi…

Tribünlerde hep bir homurdanma ve gene mi İsmail sesleri arasında Rizespor maçı geldi çattı. Maça da çok kötü başladı. Pas hataları ve adamını devamlı kaçırması nedeniyle sağımda solumda olan herkes İsmail’e tepki koyuyordu. Evet kötü oynuyordu ama biz taraftarların asıl görevi, kötü oynayanı ve düşeni ayağa kaldırmak değil miydi !!! 

İlk yarının ortalarına doğru tepkiler daha da artınca, kendimi Beşiktaş tribünü değilde, Rizespor tribününde gibi hissettim… O ara “Haydi İsmail, Koçum İsmail” diye bağırınca sağımda solumda olanlar şaşırdı. Ben bağırmaya devam ettikçe İsmaellll diye, tribündeki tepkiler azalmaya ve asıl enteresanı İsmail iyi oynamaya başladı. (Belki de ben öyle zannettim) 

Maçın ikinci Yarısı başladığında, çevremde İsmail’e destek olanlar çoğalmıştı. Çoğu gülerek bana bakıyordu...


Bizim Faik tribününde olan İlker abim, Murat bağır oğlum bağır, İsmail düzeldi diyerek beni gaza getirince ben bağırmaya, İsmail de nisbeten iyi oynamaya devam etti. Sonraki maçlarda, bir iyi bir kötü oynamaya devam ederken, Galatasaray maçı ile zirve yapan İsmail’in performansına hepimiz şahitlik ettik. Olimpiyat stadının kuzey tribününden maçı izlerken, karşı kalede İsmail’in Muslera ile karşı karşıya kalıp, golü kaçırdığında biz bile şaşırdık. Hatta o an golü kaçıranın Jose Sosa olduğunu zannederek Sosa’ya güzel şeyler söyledik 🙂 

Derken, Milli Takım ve Beşiktaş formasını yeniden sahiplenmesi sonrası gelen sakatlık haberi, hepimizi tedirginliğe itti. İsmail’i arar oldu gözlerimiz. Çok şükür ki önemli bir şeyi yoktu. Gaziantepspor maçında öyle bir top oynadı ki İsmail, artık herkes inanmaya başladı ismaellll…

Asıl şimdi başlıyor her şey. Sen bu takımın en kıdemli oyuncularındansın. Ve artık kötü oynama şansın yok. Çıtayı öyle yükselttin ki, geri adım atmak yok sevgili İsmail. Bu takım bu sene şampiyon olacaksa, en zayıf halka gibi görünen senin, böyle ağırlığını koyarak oynaman ile olacak. 


Unutmadan, Beşiktaş’a borçlusun İsmail ve artık ödeme Zamanı kardeşim. Lütfen bizleri mahçup etme. 


Bir Atasözünün de dediği gibi;

“Bir çivi bir nalı, bir nal bir atı, bir at bir yiğidi, bir yiğit bir memleketi kurtarır” 

Çivi gibi ol Sevgili İsmail, Çivi gibi..

 

Iğdır Beşiktaş..