Beşiktaş 0-2 Eibar

‘Futbol gerçeklerin ve eldeki malzemenin tezahürüdür. Elde pasta malzemesi var ise pasta, ekmek malzemesi var ise ekmek yapılır. Hiçbiri yoksa aç kalırsınız” 

Eskiler ve futbolu yaratanlar çokta güzel sözler etmişler, ancak artık okumak yerine sosyal medyadan günün en havalı kelimelerini yazmaya vakit ayırdığımız, haber bombardımanı içinde kaybolmayı tercih ettiğimiz için unutulmaya mahkumlar..

Gerçekler yerine, sürekli ve daha çok bağıranlar tarafından tekrar tekrar beynimize zorlama sokulan süslü klişeler var iken hem karşı fikir belirtmek kimsenin ilgisini çekmiyor hem de, ”Ne okuyacam ya, yan taraftaki kedi videosu daha güzzel” devrimine karşı koymak mümkün değil. (Sahi kedi videolarına kim karşı koyabilir?)

İki üç senedir de Beşiktaş sahada ne yapıyor, ne yapmalı? diye düşünmek ve tartışmak yerine, klişe vurgular ile karşımızdakini susturuyoruz. Benim gibi düşünmüyorsan benden değilsin diyerek hop güvenli sulara kulaç atıyoruz. Kendi güvenli bölgemizde düşünmeden, dinlemeden sallıyoruz.

Kimin sesi daha çok çıkar ise o haklı oluyor. Halbuki mesele haklı olmak değil. Mesele gerçekler ve saha içinde gerçekten ne olduğu. Onu da futbol ilahları ilk denemede suratımıza çalıveriyor;

BEŞİKTAŞ SAHADA NE YAPIYORDU?

-2015’te Sosa’nın top kapma ve ileriye kat etme özelliklerini kullanıp ”işte budur be” futbolumuz vardı. Kenardaki İsmail hatta bazen Serdar ile stadı olmadan alkışı topladı takım. Eldeki malzeme iyi kullanıldı. Gomez de tuzu biberi oldu. Diri Atiba, Oğuzhan’ı da taşıdı,herkes mest oldu. Dinamik, hızlı çıkıp, hızlı düşünen bir Beşiktaş, şahane…

– 2016;  ”Hanedanlık geliyor ulan” yılımız. Bakıldı pası sevmiyor, Talisca forvet olarak kullanıldı, Aboubakar’a bile başta burun kıvrıldı, takım yine işi gördü. Yine hücum, hep hücum, geniş alanda ölümüne hücum futbolu. Biz rakiplere göre değil, bize göre şekil aldı rakiplerimiz.

– 2017 ilk devresi; şimdilerde kullanılması günah olan ”orta” kelimesine nispet yaparcasına demarke Q7 ortaları ile Şampiyonlar Ligi’nden lider çıkma senemiz. Cenk vuruyor, Talisca arka direkte vuruyor, Babel vuruyor, yine eldeki malzeme en iyi şekilde kullanılıyor. Takım 2015’teki gibi pas yapamıyor ama çözüm bir kulvarda bulunuyor. Pas yapamıyorsak topu ileri atıp ikinci bölgede basalım, kenar ortaları ile sonuca gidelim. İş görülüyor…

Uzatmaya gerek yok, hafızalarınızı tazeleyip eldeki malzemelere göre Beşiktaş’ın hücum öncelikli ve geniş alana yayılarak oynadığı futbolu hatırlayın istedim. Buralardaki temel unsur ”Yapabileceklerimiz ve takımın kabın şeklini alabilmesi”

Şenol Güneş, 2015 oyununu, top çalma özellikli, ileri kat edebilen Sosa, orta sahayı tek başına çekip çeviren alan bilgisi prof. derecesinde diri Atiba ve Terminatör Gomez olmadan oynayamazdı. Geçen sene gelinen noktada ve kaybedilen yaklaşık 20 omurga, 30 stoper tandemi sonucunda da uzun vurmaya mecbur bırakılan, pas oyunu değil de topu ileri atıp Dorukhan’ın enerjisi ile rakibe üçüncü bölgede basmaya çalışan takıma kadar gelindi.

Savunmada sınırlı Adem’i üçlü orta saha ile süspanse etmek tercih değil zorunluluktu, çünkü ne Atiba eski Atiba idi ne de Dorukhan’ın sırtı dönük top alma ve pas dağıtma özelliği vardı. Sonrasında baktık Burak da yüksek yüzdeli atıyor, boş alanı da seviyor, rakipleri ikinci bölgede karşılamaya başladık. Medel savunma önünden (mecburen) sol içe çekildi, gidildiği ve müsaade edilen yere kadar yine şampiyonluk mücadelesi  verildi..

Sonrası mı?

AVCI TERCİHİ..

Beşiktaş’a ne lazımdı? Yukarıdaki gibi sonuç odaklı hücum futbolu ve hemen gelecek başarılar mı? Yoksa inşa edilecek, baştan yaratılacak bir sistem ve taraftara buna mukabil söylenilecek tek kelime mi? ”Sabredin”..

Sabredin, çünkü oyuncuya göre sistem değil, sisteme göre oyun derseniz, buna göre transferler yapıp, bu tercihe göre mevcut teknik kadroya zaman vermeniz gerekir! Sisteme uyum sağlayacak oyuncular seçip, sistemin otomatikleşmesine zaman tanımanız elzemdir. Tabii ne yaptığınızın farkında iseniz ve buna zamanınız varsa!!!

İkincisi tercih edildi ama taraftara hiçbir şey söylenmedi. Sanki futbol tek unsurlu bir oyunmuş gibi ”Biz yaptık oldu işte. Size ne” felsefesine devam edilip ilk resmi maça 1 aydan az kalmış bir sürede dünkü maça çıkıldı..

EİBAR MAÇINDA NE OLDU?

Olmadı…

Eibar teknik heyeti sürekli pas arzumuzu ve buna uygun olmayan bir dolu oyuncumuzu daha 5. dakikada fark edip defansımızın üzerine pres ile çöktü.

”Artık Karius bile uzun vurmuyor  lennnn”diye gaza getirilen sistem vurmamaya ve pas yapmaya Eibar’ın istediği gibi devam etti ve Güven ileride ”Lan ben burada ne yapıyorum. yağmur da var. bari çömeyim” tadına gelinceye kadar devam etti..

Oğuzhan’ın iki uzun pasında (Başakşehirden hatırladığınız demarke kanada uzun top) sadece Boyd biraz kendini gösterdi, Adem gerilere gelip pas yapmaya çalıştı ama nafile. Yine Caner’in yanlış savunması sayesinde gol de yenip, artık otele dönelim tadında maç bitti..

Sonuç: İstenilen oyuna uygun olmayan bir dolu oyuncu ile sistem işlemedi…

Caner birden bire doğru savunma yapmaya başlamadı. Ya da Vida birden bire ipek gibi pas yeteneğine kavuşmadı. Dorukhan, İniesta gibi pas dağıtmaya, sırtı dönük top almaya falan başlamadı. Oğuzhan ”lider benim” deyip topu karşı sahaya defalarca falan da taşıyamadı. Q7, Visca gibi içeri kat etmedi .Bunları hiç biri olmadı, olamazdı.

SİHİRLİ DEĞNEK!

Hiç kimsenin elinde oyuncuların temel özelliklerini değiştirebilecek bir zaman makinesi ya da sihirli değnek yok! En az 5-6 nokta transfer yapılmayacak ise Avcı’nın bu oyunu oynatabilme imkanı mucizelere bağlı. Gençler oynasın biz bekleriz denemesi zaten yapılmayacak ama buna yürekten inanıp, 3 mağlubiyette tribünlerin ne hale geleceğini tahmin edemeyecek olan var mı gerçekten?

Ya da orta saha ve stoper tandemi değişmeyecekse ayağı düzgün Vida-Atiba-Medel üçlü defans fantezisi mi bekleyeceğiz hocadan? ”Hoca da çok sabit kafalı. Hep aynı, hep yana pas. Korkak futbol bu yeaa” twitlerine ben vallahi hazır değilim. Olamam…

İki senedir belli eksikleri ”Hoca geldi her şeyi çözecek” diye gözümüze sokmaya çalışanlara artık inanan var mı peki? Yine 3 beraberlik ve işlemeyen ölümüne pas oyununda oyuncuların baskıda yeter deyip topu ileri vuracağını göremeyen?

Avcı tabi ki kendini geliştirmeli. Artık etrafında onu koruyan bir cam fanus yok, aksine taraftar ve medya baskısı, ispat etmesi gereken bir dolu şey var ama onu, Türkiye’nin en çok kollanan ama hep mağdur iki camiasının önüne topsuz tüfeksiz yollayacaksınız neden seçtiniz?

Destek vermeyecekseniz neden oyuncuya göre şekillenecek, hemen sonuç almaya namzet bir hoca değil de sisteme ve zamana inanan birini başa geçirdiniz? Şenol Hoca’ya da defalarca yapılan, en iyi oyuncularımızı sattık ama hoca nasıl olsa hallediverir yahu garabetini ne zaman bırakacaksınız sevgili Beşiktaş yönetimi?

SONUÇ

Acayip teknik tespitler yapıp, grafikler ile destekleyeceğim, istatistikleri herkesin gözüne sokacağım diye başlayıp, ne olacak bu takımın hali, bıktık kardeşim feryatları ile biten, çok daraldım aman yeter be, diyerek kesip bitirdiğim bir yazının daha sonuna geldik arkadaşlar..

Okuyanların gözleri dert görmesin… Allah Beşiktaş’a zeval vermesin…

 

Cem Göncü

Çaykur Rizespor 2-7 Beşiktaş

Vurduğumuz Gol Olsun” duamız bir daha ne zaman kabul olur ben bilemem ama deplasmanda 22 yıl aradan sonra 7 gol atmış Beşiktaş’ın, oyun resitali olmasa da gol vuruşu resitali izlettirdiğini Planet ötesinden bile görmüşlerdir sanırım.

Peki bugün geç saatlerde Rizespor’un yayınladığı anlamsız ve manasız metinden sonra, sadece ve sadece Rize’den gözükmediğini net olarak söylemek yanlış olur mu?

Her Kadıköy ve TT Arena deplasmanında dayak yiyerek ve hakları yenilerek yollanan bu takımların, neden sadece Beşiktaş’a seslerini yükseltebildiklerini de, birazcık bu futbol iklimini bilenler bilir..

Bu ligin hep mağdur iki renkli takımı ve yandaşları, Beşiktaş’ın yenilen haklarını 1000 yıl tövbe ederek haykırsalar yine de temizlenemez, hakkımızı veremezler..

Beşiktaşlının da kimseye verecek hesabı yoktur evelallah.

Neyse, tabelada koca koca YEDİ de yazıyordu ama neyse…

Maçta ilk 3 dakikada yaptığımız 4 top kaybı ”Takımın aklı galiba İstanbul da kalmış” dedirtmiş, Caner yine bu işin savunma tarafını hiç ama hiç bilmediğini ilk 5 dakikada ispat ve tasdik etmiş olsa da 11 kere kaleye vurduğumuz her bir şutun %100 isabetle kaleyi bulması, yazmaktan bıkmayacağım hali ile YEDİSİNİN de gol olması, hem bana uzun zaman sonra şu yazıyı yazma enerjisini verdi hemde bu sabah ”Dünya Varmış” diyerek kalkmayı nasip etti.

Yine dün Twitter’da atılmış en güzel manşetlerden birinde, sürekli mutsuzumculara Haluk Bey’in yazdığı muhteşem kelimeler ile;

”Skor aldatsın, deplasmanda atılan 7 golün keyfini yaşamayacaksak, neyin keyfini yaşayacağız?” füzesinden sonra, bu günü en güzel şekilde değerlendirip,(yuvadan Kagawa t-shirt’ü aldım) artık bu takım neden bu kadar pozisyon verip, gol yiyor kardeşimmm kısmına gelmeyi uygun buldum.

Hep  beraber buyurun ;

BEŞİKTAŞ NEDEN BU KADAR GOL YİYOR?

Daha dakika 4.32 gösterir iken, Boldrin katından önce Adem (saliseler sonra Atıf’ı fark edip sağ  çizgiye koştu) sonra Dorukhan, daha sonra Atiba ”bu adam ne ara oraya geldi’‘ diye aval aval bakar iken, Boldrin ve Atıf’ın sürekli yer değiştirip bu deparları 36 kez daha yapacağını, her seferinde de adam paylaşımında hata yapacağımızı kimse tahmin edemezdi sanırım..

Medel-Dorukhan-Atiba üçlüsü kağıt üstünde canavar gibi dursa da takım olarak 148 ortada mücadelenin sadece 70 tanesini kazanabilmeyi nasıl açıklarız?

Bu üçlünün bir tanesinin hep öndeki baskıyı başlatma görevinde olduğu (genelde Dorukhan oluyor bu) göz önüne alınırsa, bir büyük takımın tempoyu bir türlü ayarlayamaması nasıl açıklanır?

Yukarıda dakika 9.22 ve golden sonraki savunma pozisyonumuz bu şekilde. Görünen, savunma önü görevi Medel’de ancak Medel’in alan savunabildiği çok da görülebilmiş bir şey değil.

Oyununu daha çok adam markajı şeklinde tanımlamış bir oyuncu Medel ve üstüne gelen hızlı oyuncu karşısında sürekli savunma içine kaçıyor! Savunma içine kaçan 6 no da günümüz futbolunda rakip orta sahaya ”Gel kardeşim rahat rahat vur” demek maalesef.

Dakika 11.08

Kaptırılan topta geri dönüşlerimiz yine arızalı. Atiba kadraj içine yeni giriyor, yine Medel savunma içine kaçmış, Dorukhan ortada yok, Adem yine gelmiş ama arkasını ve Caner’i kollamaya çalışıyor…

Boldrin sonunda 7-8 adım daha atıp füzeyi çıkarıyor ama çok şükür Karius çataldan çıkarıyor..

İlk yarı rakipte pivot görevi gören Boldrin sürekli ve rahatça top alıyor. Orta sahamız ya önde kalıyor ya da savunma içine kaçıyor. Rize forvetlerine verdiğimiz boşluk 3-4 metreden aşağıya ise hiç düşmüyor (!)

 

Yukarıda, şu an oynanan Tottenham-Man.City maçından, Tottenham’ın verdiği bir ani bir pozisyon üzerine takımın geriye koşu reaksiyonu..

Top kanada açılsa da herkes topa doğru pozisyon alıp, adam paylaşımını da ihmal etmiyor. Geride kalan yok. Takımın en tembeli denilen Dele Alli ilk geri koşanlardan.

Bu seviyede bu normal diyenler olabilir ancak artık kazanmak istiyorsa takımlar, savunmayı hücumda, hücumu savunmada başlatmak zorunda. Hele ki takımın merkezi orta sahanızın tembellik edip alanı rakibe verme lüksü hiç ama hiç yok!

0-2’den sonra büyük takım nasıl oluyor da oyun temposunu kontrol edemiyor, buna da değineceğiz ancak yediğimiz golden evvel pozisyon almamızdaki devam eden büyük sıkıntılara bakmadan olmaz.

Yine yukarıda Burak’ın gerginlikten taca attığı top sonrasında takımımızın alamadığı pozisyonu görmek mümkün.

Atiba yine geri koşmada gecikmiş, Dorukhan rakibe en yakın adam ama kapatmakta o da gecikmiş.

Medel, Atıf’ı adam adama almaya başladığı ve yine pozisyondan uzak kaldığı için kadraj içinde yok! Caner zaten defans yapmaktan bihaber çevre kontrolü yapmayı da unutmuş! Sonuç? Gol…

Bunca resim ve cümlelerin bize anlattığı ise şu ;

Beşiktaş takımı orta sahası geri dönüşlerde eksik, alan kapatacak bir dinamik 6 numara hala elzem, Dorukhan’ın ise hala enerjisini doğru kullanma adına öğreneceği çok şey var.

İkili mücadelelerde yenilip, geriye koşmayan takımlar ise gol yemeye mahkum işte…

Hafta sonu Visca ile eşleşecek Caner’i düşünmek ise kalp sağlığına zararlı.

Takımı maç boyunca 10 kişi oynatan Lens’i de katmadan bu bölümü bitirmek de olmaz. Maçı ikinci kez izler iken ben bile Lens’in bu kadar süre sahada kalmasına anlam vermedim. Beşiktaş’ta nasıl top oynuyor derseniz o da başka mesele…

TAKIM NEDEN TEMPOYU KONTROL EDEMİYOR? NEDEN OYUNU 0-2’YE BAĞLAYAMIYOR!

Pepe’den sonra bıçak gibi kesilen ”Uzun vurmayın leeennn” twitleri, sanırım Vida’nın formu ve kesiciliği ile alakalı ancak, iş topu oyuna sokmaya gelince, Beşiktaş defansı ve ayağı görece düzgün olan kalecisi Karius bile fecaat durumda;

Topa defanstan oyuna faydalı sokma oranımız : %8.4

Vida’nın ve Mirin’in vurduğu toplam uzun top sayısı : 11

Sadece Karius’un uzun vurduğu rakibe giden top sayısı : 7

Caner isabetsiz pas sayısı : 6

Lens top kaybı : 5

Kısaca kalecimiz ve defansımız, üzerilerine gelen prese cevabı, topa Allah ne verdi ise vurarak cevap vermişler…

Peki ya topu almak ve yüzlerini karşı kaleye dönmekle görevli orta sahamız?

Sadece 363 pas (61’i uzun pas) ve 24 pas hatası yapmışız..

Bu istatistiklere birde solda kalarak ve yine orayı savunacak şekilde oynaması söylenen Adem’i, daha topla ilişkisi gelişmekte ama hala yeterli düzeyde olmayan Dorukhan’ı, artık enerjisi sınırlı Atiba’yı ekleyin…

Pres yediğimiz her pozisyonda top kaybı yaşamamız, orta sahayı top ile kat edecek oyuncumuzun da olmaması (2015 Sosa’sı) cabası… Bu görevi gücü ile yapar dediğimiz Lens’in ”ben neredeyim yahu” vaziyeti… Hocanın ikinci yarı  başında Adem’i merkeze alması bile fayda etmedi..

Kısaca topu oyuna uzun vurarak sokar isen: Dönen toplar sana aynen atak olarak geri döner.

Orta sahada topa basıp yüzünü kaleye dönemez isen: Kaptırdığın her top kalende tehlike yaratır.

Babel gibi topa basarak takımı öne çekebilen bir oyuncuyu kaybederek, onun yerine her topun duvar gibi geri döndüğü Lens, sadece bu maça özel 6 top kaybı yapan Burak da bunlara eklenince, topa basıp oyunu ve tempoyu kontrol etmek, sürekli üzerine gelen rakibini yormak da maalesef hayal idi.

SON SÖZ…

Futbolun rakip ile oynandığını da unutmadan, Rize’nin ikinci yarının en iyi takımlarından olduğunu, Boldrin’in ciğerine ve topu dağıtmasına hayran kaldığımı da eklemek isterim.

30’un üzerinde stoper tandemi değiştirmiş, sezona forvetsiz başlamış, taraftarı ile bağı koparılıp onarılması için hiçbir şey yapılmamış bir takımın daha yeni yeni oturuyor olması da sürpriz olmamalı sanırım.

Keşke bunu sezonun en iyi takımının karşısında bu hafta değil de 1-2 hafta sonra test etme şansımız olsaydı ama sağlık olsun.

Takım savaşıyor…

Hala ve hala takıma inanan, gözü sadece Armayı gören, nefretinin gözlerini kör etmediği insanlar da Rize deplasman tribününde seslerini duyurdular. Hepsine helal olsun.

Haftaya ligin ve bizim kaderimiz çizilecek. Umarım kalbi güzel, gönlü güzel insanların dilekleri gerçek olur. Bu karanlıkta sürekli nefret saçanlardan artık yorulduk çünkü.

Sağlıkla…

Cem Göncü

 

Antalyaspor 2-6 Beşiktaş

Simon Critchely’in muhteşem ”Futbol Düşünür iken Aslında ne Düşünürüz” kitabında kendisi her ne kadar felsefe yapmadığını iddia etse de, en çok sevdiğim bölümlerden ikisinde şöyle aforizmalar buyurur;

”Oyun tekrarlanabilir ve tekrarlanabilir olması gerekir. Her futbol maçı önceki maçın tekrarıdır ve sonrakinin tekrarını öngörür. Futbol uzun bir taklit edimler yada mimetik olaylar zinciridir…”

”Takım bir sistemdir, dinamik bir figürasyondur; durmadan yer değiştiren ama aynı zamanda şeklini korumaya, formda kalmaya çalışan hareketli düğümlerden mürekkep bir matristir…”

Dün 27. kez stoper tandemini denemiş ve değiştirmiş Beşiktaş, uzun zamandır ne kendini tekrar edebiliyor nede öngörülebiliyor.Favori özelliğini kaybetmiş,kulüp içinden her gün kasıtlı yada kasıtsız (genelde kasıtlı) başka bir kaos haberi üzerinden yorumlamak zorunda kaldığımız,para yoksa futbolda yok çağında, maaş sıkıntıları yüzünden kaçanların sıraya girdiği,yönetenlerin artık yönetemediği çok belli olan bir film izlemek zorunda kaldığımız çok aşikar.

Filmin sonunu bilmesek de, taraftar duygusu ile her hafta ne olur mutlu son olsun diye dualar edip, fallar açtığımız kısa bölümlere duacıyız.Dün de sanırım o bölümlerin en güzeli, en fiyakalısı çekildi Antalya’da. Senaryo kesinlikle yukarından yazıldı ama Oscar’lık başrol oyuncusunun adı KAGAWA idi… Japon manga tadında başlayıp,anime sihri ile bitirdi..

BAŞLANGIÇ

”Topu oyuna zayıf ayaklı stoperin sokması lazım” oyunu için, ilk baskı yapılacak adam Mirin idi sanırım. Öyle de oldu. İlk topları almak zorunda kalan Vida ilk 11 dakikada 4 kere uzun vurdu, dönen toplar alınamadı, topa kimse sahip olamadı.

Bülent Korkmaz’ın uzun zaman önce çözülmüş alan oyununun ilk şartı rakibi tek ayak üzerinde yakalamak ve kaptığın ile direk kaleye inmek iken, orta sahaya hükmetmek için elzem olan Adem-Dorukhan bağlantısı bir türlü kurulamadı.

Bunlara Güven’in daha olgunlaşmamış topa basma ve forvet özellikleri de eklenince, takımın boyu yine Erzurum maçı gibi uzadıkça uzadı ancak, ortaya uzun zamandır yokları oynayan, bizimde ”bu futbol aklı ile buralarda nasıl oynuyor” dediğimiz bir kahraman çıkıp, topu sadece ileri taşıyarak da olsa fark yarattı. Evet Lens yine final paslarını yapamadı, evet yine topu taşır iken ne yapacağını bilemez halde idi ama bu sefer topu taşıma çabası bile takımı öne taşımaya yetti..

DORUKHAN VE ALAN 

6 oynamak ve ifade ettikleri günümüzde evrilse de, bizde hala defansın önünü kaplayan eleman ve onun süpürücülüğü, çok ama çok önemli. Doğal olarak Atiba’nın yaşsal durumu ve yerine bir türlü alınmayan oyuncu özelinde herkes Dorukhan burayı oynar mı diye soruyor?

El cevap; Oynar, oynar ama daha değil…

Dorukhan şu an Demirkol değimi ile Aurelio enerjisi ile her deliği kapama derdinde. Tamda bize lazım olan bu güneş enerjisi ona goller de sağlıyor ama öndeki preste zaman zaman yerini kaybetmesini, sonucunda da sarıyı görmesini de sağlıyor. Dorukhan çok koşmadan topu kapmayı, sadece durduğu yerden oyuna liderlik etmeyi de öğrenecek ama bunlar zamanla ve tecrübe ile öğrenilecek şeyler. Bu yüzden onun modern box to box rolüne şimdilik dokunmamak en doğrusu. Hele ki Beşiktaş’ın en büyük derdi atletizm ve yaşlılık iken..

ADEM ve CANER..

”Oyunda iyi anlaşan ikililer ve üçlüler elzemdir. Bu üçgenler ve pas istasyonları çoğaldıkça, iyi takım olursunuz” der Sacchi…

Adem’in sürekli ileri uçla orta sahayı bağlama çabalarını takdir etsek de, zayıf olan defans özellikleri hücum preste onun bölgesinin geçirgen olmasını sağlıyor. Onun bu negatif özelliğini yok saymakta oyunu daha önde oynamaktan, ona ikililer ve üçlüler yaratmaktan geçiyor. Aynı eski güzel günlerden Adriano-Babel-Cenk bağlantısı gibi.

Solda bunu yapması gereken Caner her geçen gün büyük bir problem haline gelse de, keyfi yerinde, maaşı yatmış bir Adriano-Adem ikilisi güzel şeyler vaat ediyor. Burada elzem olan aynı golde olduğu gibi bir üçüncü bulmak. Kagawa burayı üçler, topa sahip olarak soldaki defansif zaafları da yok edebilirsek, sanırım uzun zaman sonra güzel hayaller kurmamız için önümüzde bir fırsat olacak..

ATİBA MI MEDEL Mİ?

Bu sorunun cevabı taraftar gözünde geçte olsa anlaşılsa da, (Tabi ki Atiba) Kanadalının her geçen gün düşen fiziki özellikleri takım orta sahasını zorluyor. Dün Dorukhan’ın yediği sarıda Dorukhan her ne kadar hatalı ise, Atiba’da adamına basmakta gecikmede bir o kadar hatalı. Burada sorulacak esas soru şu;

Atiba’yı kalan maçlara diri çıkarmak, eski günlere azda olsa yaklaşması için ne yapmamız lazım? Sanırım Medel’e de zaman zaman ihtiyacımız olacak. Onunda her topa deli fişek gibi atlamamasını dilemekten başka çaremiz yok.. Buraya transfer yapmayanlar utansın..

KAGAWA..

Gelelim assolist’e.. Kagawa kısa zamanda öyle işler yaptı ki, bugün sokakta uzun zaman sonra ağzımız kulaklarımız da gezmemizin baş sebebi kendisi.

”Bomboş alanlar buldu” ”Karşısında çakılı defans yoktu” ”Rakipler önlem alacak” feryatlarını duyuyoruz da, rakibi set olarak kullanıp attığı golü, topu falsolu yere indirip yaptığı vuruşu da siz görüp takdir edin bir zahmet.. Tamam ”geliyorrrrruzzz” hezeyanı içinde değil, aynen onun dediği gibi ”çok eksiğim var,çalışacağım” gerçeklerini de göz önünde tutuyoruz ama bırakın da hayal kuralım.

Bırakın da haftaya kadar yüzümüzde bu pis sırıtma ile gezelim. Vaat ettiklerini hayal edip, hafta sonu yine Japon’dan bir sihir, güzel bir anime senaryosu bekleyelim.

Salın bizi…

Cem Göncü

Alanyaspor 0-0 Beşiktaş

Böyle ivme maçlarından çıkan sonuç bu olunca, insanın çok da yazası gelmiyor. Geçen hafta her ne kadar bizim için zafer olsa da o zaferi taçlandırmak bu haftanın yapılacaklar listesinde 1 numara idi ama olmadı.

Peki neden?

KADRO…

2 senedir yazdığımı sürekli yazmaktan gerçekten yorgunum. Hele ki sanal alemde her aşırı sinirli kardeşime sürekli kendimi anlatmaktan çok bezginim.

En iyi orta sahası Dorukhan, en iyi forveti Güven, en iyi sol açığı (mevcutta) Pektemek olan kadroya hala ‘‘rüya kadro” deyip, kulübeden her gireni kurtarıcı ilan edene, kulübe boş demekten ruhum artık yorgun ve muzdarip.

Nefessiz kalmış Güven ve Dorukhan’ın yerine girmiş 3 adamın, maça zerre ağırlık koyamaması bir yana, bunları bırakın bu sezonu, geçen sezon görüp de tedbir almayan yönetimimiz diğer yana… Esas mesele ise işi kısa kesip, 11 kişi gidemeyeceğine göre, Şenol Hoca gitsin diyenler.

Tutup; ”Larin artık olmaz, Güven’in ölüsü sahada kalmadı idi. Ölene kadar oynamalı idi” diyenleri bir nebze anlamak mümkün ama zor olsa da ”Güven-Dorukhan daha evvel ilk 11’e atılsa, iç saha kayıpları daha aza indirilemez mi idi?”’ diye soranları da anlamak olası ama hala ”ter idmanı” yapan Töre’nin girip, Beşiktaş’ın kaderini değiştirmesini bekleyenleri anlamak mümkün değil…

KİM GELSİN?

Hocaya hakaretler yağdırıp, sadece gitsin diyenlere hep aynı soruyu soruyorum; KİM GELSİN? B PLANI NE?

Gelen cevaplar umut verici bile olmaktan çok çok uzak. Bir elin parmaklarını geçmeyecek ”olabilir”  hoca adayları hala takımlarının başında iken gelen Biliç cevapları ise fıkra tadında bana göre..

Hal böyle iken, ”hoca hemen gitsin” diyenlerin argümanlarının altı maalesef bomboş kalmıyor mu? Hele ki aynı cevap sahiplerinin genel kanısı kadronun çok iyi olduğu yönünde iken????

Kimse babamızın oğlu değil, herkes bizim gözümüzde Beşiktaş’ın başarısı için orada bulunan neferler ama Luce’de ve daha nice yanlış kararların ”yine” tekrar edilmemesi için gerçek aklı selim kararlar ve gerçek futbol fikirleri elzem… Orkestraya arkayı dönmek de ilk şart sanırım…

ADEM…

Bu kadar sorumluluk alıp, her pozisyonun içinde olması bile ”lider oyuncu” diye inleyen bu yazar için vaha. Maçın sonlarında Adriano’yu koşmaktan helak edip, o kanadın koridor olmasına mahal verse de milli maçlardan sonraki Adem bize umuttan fazlasını veriyor artık…

KARIUS…

Rahmetli Vedat Okyar olsa ”Ak mı kara mı anlayamadım” derdi ama bu maçın adamı olduğunun da hakkını verirdi. Karius’un çıkardığı toplar, normal olmanın ötesinde, maç aldıran işler idi..

Yine Vedat Baba ile bitirelim : ”İyi futbol, iyi topçu ile oynanır kardeşim”

Devreye kayıpsız gidip, kadro sıkıntısını çözmek dileği ile…

 

 

 

Cem Göncü

MKE Ankaragücü 1-4 Beşiktaş

DİRENÇ…

Sanırım gecenin rakamları 41 ve 7.4 

Takımın bu sezon başından beri ”kazandığı ikili mücadelede” en yüksek rakamı yakaladık bu gece.

Sezon başından beri hayalet gibi gezen orta sahamızın yerine dirençli, dönen topları kovalayan, mücadele etmeye çıkmış oyuncularımız vardı sahada..

İnce işleri Adem’e bırakan, sahaya enerji koyan, nerede ise 14  saniyelere çıkmış topu geri kazanma süremizi tekrar 7 saniyelere düşürebilen direncimiz  ve enerjimiz maçı koparmaya yetti de arttı…

Özlemişiz..

ATİBA-DORUKHAN

10 ikili mücadeleden galip çıkma ve 6 top kapma. Üstüne %81.8 ile pasları doğru yerlere ulaştırma oranı…

Evet Dorukhan’dan bahsediyorum. Genk maçından sonra Atiba ile yakaladığı uyumu sürdüren Dorukhan’dan.

Türkiye’nin en iyi kadrosu denilen Beşiktaş orta sahasına getirdiği enerji bile yetti 96’lı Dorukhan’ın. Her atlet orta sahaya yenilen, hesapta rüya kadronun orta sahasına biraz enerji takviyesi bütün resmi değiştirdi. Atiba nefes aldı, 15 dakikalık nefesi ile Ozi bile golünü atıp moral kazandı..

Bugün ahlar vahlar olmayacak diye yazıya başladım ama takımın çökmüş orta sahasını sezon başında göremeyen yönetimimize yine selam yollamadan edemeyeceğim. Kaçan balık çok çok büyük çünkü..

GÜVEN-MUSTAFA

99 doğumlu, Leverkusen altyapılı Güven, görünen o ki mevcutların içinde en iyi forvetimiz. Dikkat, mevcutların içinde diyorum çünkü kalite eksikliğimizi ve yaşlılığımızı gösteren en iyi gösterge de bu.

Güven’in sadece patlama gücü ve doğru yerlere koşuları bile Adem’in istediği alanların kendisine açılmasını sağladı. Mustafa’nın en ileriden başlayan presi, topu doğru zamanlarda saklaması da hem Güven’e hem de Adem’e nefes aldırdı.

Takım savunmasının koşmadan, yardımlaşmadan, ortaya enerji koymadan yapılamayacağının en güzel örneğini yaşadık bu akşam. Sezon başından beri hayalet gibi gezenlere yine selam olsun..

ADEM

Galiba olmayacak dediğimi eşek gibi itiraf ediyorum..

Beşiktaş’a lazım olan ve ”topla dripling ve adam eksiltme özelliği olan” özellikleri yok diye, hafta içi ”sola mı çekilse” diye kara kara düşünür iken, gerekli desteği orta sahadan aldığı, uzun zaman sonra ileride çoğalan takım arkadaşları ve koşu yoluna top isteyen forvet ile oynadığı ilk maçta, hünerlerini ve kalitesini gösterdi Adem.

Milli maçlardan aldığı moral ve takım boyumuzun kısaldığı anlarda hep etkili oldu maestro.

Belli ki onu oyuna sokmak için arkasını iyi kapatmalı, meşhur klişe ile blokları yakın tutmalı, başta enerjimizi ortaya koymalıyız.

108 km’lik frikiği, akıl dolu sakinliği ile bize umut verdi Adem bugün. Umarım sert bire bir savunmalara karşı da yılmadan devam eder. Gerçek bir lidere ve çilingire çok ama çok ihtiyacımız var.

Hoşgeldin Adem…

SONUÇ

Uçarız ve 10 yılımızı kurtardık diyecek kadar delirmedim. Rüya kadronun (!) sadece enerji ve ”doğru niyet” ile nasıl kıpırdandığını da yazmaya lüzum yok. Bunu demek hem Güven’e hem de Dorukhan’a büyük haksızlık olur sanırım. Bunca sorunun arasında tek maçla göğe çıkarmak nasıl yanlışsa, yine tek maç ile gömmek de bir o kadar kolay.

Haftaya GS maçına hangi kadro çıkarız bilemiyorum ama orta sahamızın eli belinde değil, hep ayakta kalması gerektiğini, forvetimizin patlama ve dripling gücünün elzem olduğunu, doğru taktik ve enerji ile Beşiktaş’ın yarışta kalacağını artık biliyorum..

Hocamızın maç sonunda dediğini de kulağıma küpe yapıyorum; (Bazı oyuncularımızda umarım küpe yaparlar)

İYİ NİYET ÖLÜMDEN BAŞKA HERŞEYİ YENER!

Galibiyetin tadını çıkarın… Bayağıdır özlemişiz…

 

Cem Göncü

 

Ne Yapardı?

Geçen Cuma’dan beri yaşananları görünce, ne kadar balık hafızalı olduğumuzu, Beşiktaş’a yapılan haksızlıkları hepimize tekrar tekrar hatırlatacak koca bir anıtı Beşiktaş meydanına dikmenin hiç de fena fikir olmadığını ciddi ciddi düşünmedim desem yalan olur…

Altına da Lewis Namier’ın şu sözünü yazsak bence çok yakışır;

GEÇMİŞİ HAYAL ET,

GELECEĞİ HATIRLA

Bu aralar bizim geleceği düşünüp umutlanmamız, Fante kelimeleri ile maalesef önümüzdeki mevcut ilk maça kadar sürse de, her döndüğünde kurumlar tarafından ”Hoş geldin paşam” denilmiş, hemen her talebi ”Başım üstüne” tarzında kabul görmüş eski Türkiye Futbol Direktörünün, 9 yılında 7 şampiyonluk kazanmış Terim’in, sahada adam kovalamaca oynayan takımını ve tüm teknik heyetini aklamak için yaptıkları, geçmişte olanları da gözümüzün önüne getiriyor mu?

Kişinin yaptıkları yapacaklarının teminatı mıdır mesela? Kazanmak için daha ne kadar ileri gidebilir insan?

Gerçek nedenin açıkça 5 maçtır kazanamamanın olduğu bariz iken, hırs ile bütün ülke futbolunu yangın yerine çevirme çabalarını görüp de geleceği hatırlamamak mümkün müdür?

Peki, Şenol Hoca geldiği günden beri şahsına ve camiasına yapılanlar, Beşiktaş’ın başına gelenler, bu zihniyetin başına gelse, gelebilse, ne olurdu diye de düşünmeden edememem normal midir? 

Lig mi kapatılır idi acaba? Yusuf Namoğlu sürgüne mi yollanır idi? 1 Milyon Twit atıp,istifa diyen Beşiktaş taraftarı kaale alınmadı ama,Terim’in tek kelimesi yeterli mi olur idi?

Dün ”Herkes den daha iyi tanırım, neyi ne zaman yaptıklarını bilirim” diyen Terim, bu kurulların nasıl gideceğini de biliyor mudur?

Buradan yola çıkarak,aşağıdaki olayları kronolojik olarak değil de, aklıma gelenler ve Twitter’da Beşiktaş sevdalılarının yazdıklarından ayıklayıp, bir şekilde derlemek istedim..

Geleceği hatırlamak,Geçmişi hiç unutmamak için…

Bir ihtimal, belki yaptıklarından utanan da olur diye… Belki…

Daha fazlası zihnine düşenleri de saygı ile karşılıyorum.Mutlaka atladığım olacaktır. Onları da hayali anıtın altındaki ”Unutma, Unutturma Defterine” not olarak düşeriz elbet…

13 MAYIS 2016 /ŞAMPİYONLUĞA 2 HAFTA KALA..DOPİNG BASKINI

”Şampiyonluk yolunda son 2 haftaya giren Beşiktaş‘ın, Osmanlıspor maçı hazırlıkları kapsamında gerçekleştirdiği antrenmanda süpriz bir gelişme yaşandı. Türkiye Futbol Federasyonu yetkilileri, bugün akşam saatlerinde Beşiktaş Nevzat Demir Tesisleri‘ne gelerek futbolcuları doping testinden geçireceklerini söyledi.”

Daha evvel bu aşamada örneği görülmemiş DOPİNG BASKINI sonunda kurul üyeleri istifa etse de işin neden yapıldığı anlaşılmamış (!) ”Demirören küplere bindi’‘ tarzı manşetler ile sulandırılmış, ”Doping Şoku” manşetleri ile ilginin buraya çekilmesi için uğraşılmış, ”Keşke ufak bir şey yakalasak da hevesleri kursaklarında kalsa” hissiyatları her açıklamalarında, her yazılarında, Beşiktaş taraftarı tarafından hissedilmiş ucube zamanlar…

Terim, Şenol Güneş’in yerinde olsa ne yapardı acaba?

STAT MACERASI /SÖZDE EZELİ RAKİP, EBEDİ KOMŞULAR /TARİHİ ESER ÇIKTI KAPATIN FERYATLARI..

”Yıkıp Park Yapalım” pankartlarına, ”Tarihi eser çıktı, durdurun” diyenlere, ”2 cm yüksek deyip, 2 hafta kapatanlara”, birden bire %100 zamlanan Olimpiyat stadına şaşırıp, salon bulamayan Hentbol takımını hiç detaylandırmaya gerek yok sanırım da kapı kapı dolaşan yönetim kuruluna ”En azından 2-3 maçı dönüşümlü oynayalım” formülüne evet deyip, son anda kıvıran camiayı, en baştan suratımıza kapıyı kapatanları, unutmak mümkün mü?

Beşiktaş sözde komşularında 1 maç dahi oynamadı!!! Yazı ile Bir maç!!

Sürgünde sezonlar, her haksızlıkta ”Susun ağlamayın” diyen memleketin sayısı çok olan kibirli diğer takım taraftarları, GS maçında sahaya dalanların kim olduğunu araştırmak yerine göbek atıp, ”Barbar Beşiktaş” nidaları ile şampiyonluk kutlayan ”Ebedi Dostlar” (!)

Terim’in başına gelse ne yapardı acaba?

2015 /GÜNEŞ…/YİNE SÜRGÜN…

Ego dağlarını çok seven medyamız tarafından ‘‘Köylü” diye dalga geçilen hocamızın geldiği sezon…

80 milyon avroluk, tarihinin en pahalı FB kadrosunu stadı olmadan deviren ”Öğretmen Şenol’un” destan yazdığı zamanlar..

Tehlikesiz görülen Beşiktaş’ın ”Sempatiklikten’‘ ”Hedef” haline geleceği sezonların ilki..

Göçebe ama gık demeyen Beşiktaş taraftarının en gururlu sezonlarından biri…

Sana mütevazı bir kadro kurup, göçebe gibi orada burada maç yaptıracağız, 80 milyon harcayıp kadro kurmuş takıma da her türlü medya desteğini vereceğiz deseler idi sayın Terim’e, ne yapardı acaba?

80 MİLYON AVRO’NUN İNTİKAMI..

İntikam diye yanıp tutuşan rakip başkanın, tam tabiri ile her şeyi ile saldırmaya başladığı, her haftasında ayrı rezillikler olan, belki de 20 sene sonra Tarihe ”Kara Sezon” diye geçecek sezon!!

-Milli takımda yaşananlar, prim tartışmaları,Terim’in öğrencisi Arda ile kavgaları, sonunda ”Kebapçı olayı” ve son değil başlangıç !!! En azından Beşiktaş ve Şenol Hoca için;

-1905 Tl’lik sözleşme, bolca alkış, ertesi gün SPK uyarısı ile bildirilen yeni ”Doğru sözleşme!” Araştıran? Maliye nerede idi acaba?

-Daha sezon başlamadan Lucescu ile anlaşılmasına rağmen kamuoyu önününe atılan Şenol Güneş ve renkli kamuoyu tarafından ”Vatan Haini” gibi ciddi bir yafta ile sezona başlamak zorunda kalan Şenol Güneş Hoca!!!

-Ülke puanı, güzel oyun diye kendini yırtan, Şampiyonlar Liginde tarihi bir başarı yakalayan Şenol Hocanın fikstür ile alakalı ”Haklı” taleplerine verilen el cevap ;

Alışacaksın kardeşimm… Sus Konuşma’

-”Güzel Oyun” feryatlarının karşılığı ;  3 FB maçında yapılan 65 faul!! Türlü kepazelikler,sonunda fiziki ve ruhi Linç!!! Medyanın acımadan vurması, adı Tiyatrocu’ya çıkarılan yine Şenol Güneş Hoca!!!

-70 cm ile verilmeyen golleri, dayak yiyen oyuncuları, ceza alsın diye ”Milat, Örnek Olsun, VURUN” diye feryat ettirilen medya, gece yarısı madde uyduran TFF ve kendi evinde Beşiktaş taraftarına türlü rezillikler ile malum yerlerini gösteren rakibinin çeşitli oyuncularını seyir edip alkışlayan kamuoyu!!!

-Her derbi maçından önce, en önemli oyuncusu cezalı duruma düşürülen Şenol Hoca…

-Her önemli Şampiyonlar ligi maçından evvel Beşiktaş oyuncularını sevk edip, ceza yağdıran kurullar, görülmemiş şekilde Adliyeye çekilen Caner, Talisca..

-Şampiyonun belirleneceği GS maçından 3 gün evvel ”Kupa maçına çıkacaksın” dayatması ile istifa edecek duruma getirilen Beşiktaş Başkanı ve Şenol Güneş Hoca…

Beraber stat açtıkları, Türkiye’nin en isimli üç teknik direktörünün ikisinin, Denizli ve Terim’in, Güneş’e yarım ağızla verdiği ”Geçmiş Olsun” demeçleri..

”Türk Hocaların hep yanında olmuş, sendika diye kendini yırtmış Şenol Güneş gibi bir efsanenin, hepsini geçtim 70 yaşına dayanmış bir insana saygı göstermek yerine, ellerini Şampiyonluk geliyor diye avuşturan ”Hep bana” kültürü ve onu yaratanlar!

İsime gerek var mı?

Terim ne yapardı diye sormaya gerek var mı peki? Terim bunlar olur iken güle güle şampiyonluk kutluyor idi!!!

HİÇ KİMSE, HİÇ BİR MEDYA MENSUBU, HİÇBİR YAZAR, HİÇBİR YORUMCU, HİÇBİR SPORCU, HİÇBİR TEKNİK DİREKTÖR, KENDİSİNİ BEŞİKTAŞ İLE ÖZDEŞLEŞTİRMİŞ İSİMLER DE DAHİL OLMAK ÜZERE, HİÇ BİR ALLAHIN KULU ÇIKIP DA;

YETER BU KADAR KEPAZELİK, NE OLUYOR YAHU? DEMEDİ, DİYEMEDİ….

Yine başına bunlar getirilen, ruh hali dağıtılmış Şenol Hocanın;

– Milyonlar arkamda, sabrımızı sınamayın diye tehdit ettiğini

-MHK istifa etsin,

-Fırat bizi Tahrik etti dediğini

-Aziz Yıldırım Vizyonu bu mu imiş?

-Sevk değil, Zevk ettiler dediğini

-Fikstürü biz ayarladık, aman ses etmeyin diye uyarı yaptığını

-GS’nin Alanya maçı benzeri bir pozisyon ile şampiyon yapıldığını

Yine Beşiktaş-GS Şampiyonluk MAçında Medel’in ağzının ortasına dirseği çakıp kırmızı görmemiş (Hakem Fırat Aydınus idi!) yine dün sevkten kurtarılmış Belhanda gibi bir oyuncuyu savunduğunu

-Sürekli yönetiminden, oyuncularından şikayet edip, kamuoyu önüne attığını

-Alenen, kollayın bizi diye ortalığı yangın yerine çevirdiğini

HAYAL EDEBİLİYOR MUSUNUZ?

Ben edemiyorum…

Bu aralar hocalığı tartışılsa da, Şenol Güneş’in İNSANLIĞINI, ADAMLIĞINI tartışmayı ben hayal falan edemiyorum…

Ama şunu iyi biliyorum, bize verilen gaz ile çoktan biletini kesmiş, kulübün kapısına da kilidi vurmuş idik..

HEP Mİ KÖTÜLER?…

Demirkol’un bu aralar diyebildiği gibi ;

‘Biri 19, diğeri 21 şampiyonluk almış ama hep en mağdur onlar” cümlesinin sahiplerinden daha neler göreceğiz sizce?

Başarı gelsin de, dünya yansın bana ne” felsefesinin mucitlerinden, daha ne kadar ”Adalet” kelimesini duyacağız?

Daha ne kadar onların tarafında olmayanlara ”Çamur” atılacak?

Daha ne kadar bunlara ‘‘Çok olup, sesi daha çok çıkanlar’‘ tarafından alkış tutulacak?

Kendilerini aklamak için Beşiktaş’ı daha ne kadar kirli cümlelerinde kullanıp, kirli ağızlarına alacaklar?

Bunlar daha ne kadar yanlarına kalacak sizce?

87-93-97-2018 de çalınanlar, Rasim Kara’nın, Seba’nın ahları ne olacak?

Kalabalık olanın, daha çok feryat edenin değil, haklı olanın alkışlandığı günler ne zaman gelecek?

Allah Beşiktaşlılara sabır versin… Umarım hep kötüler kazanmaz…

 

Cem Göncü

Başakşehir 1-0 Beşiktaş

İstatistikler hiçbir şey anlatmaz ama bazen de her şeyi anlatır.

82 dakika da ceza sahasına 35 kere girmiş, belki de Başakşehir’e karşı en iyi topunu oynamış iken, oyuncu kalitesizliğini en iyi anlatan istatistik sanırım bu.

Ligin tartışmasız en istikrarlı takımına karşı girdiğin pozisyonları hep ”bir tık” farkla, hep bir tık ‘‘ah be, atabilse idi şu pası olmuştu” feryatları ile anlatıyorsan, maç sonu da ahlar vahlar ile oturup ağız açık tavan seyretmen normaldir.

Sezon başından beri ‘‘şu girse olur” ”bu girse atar” ”o girse takar’‘ tezleri, her oyuna alınan yeni isim ile çöpe doğru yollanır iken, bu sezon da kaybedilir ise sene başı yapılmayan transferler, görülemeyen eksikler, ‘‘top kaleye girmezse kimse dövizi takmaz” feryatlarımız, uzayda boş kelimeler mezarlığındaki yerini alacak.

Olan yine keşkeler ve ahlar vahlar sarayının boş koridorların da yankılanan çığlıklarımıza olacak.

Yazık demekten ruhumuz çürüdü.

Görüp de uzanamadığımız hayallerimiz boğulmak üzere.

EN İYİ BAŞLANGIÇ

Başakşehir’e topla oynamaktan vazgeçip tuzak presler kurmak ve hızla 3. bölgeye sızma planı maçın başında gayet güzel işlese de Lens ve Love’ın kapasiteleri Beşiktaş’ın öne geçmesini maalesef önledi..

Lens’teki olmayan oyun aklı, yine ve maalesef yanlış tercihler ve yanlış pozisyon almak üzerine kitap yazacak halde bir maçı daha geride bırakır iken Mustafa’ya yazacak tek kelimem yok!!!

O da Necip familyasından ve elinden gelen bu…

Harcanan bir dolu pozisyon, atılamayan bir dolu final pası, neden forvet alınmadı, neden görülemedi üzerine bitmeyen sorular, üzüntüler, bitmek üzere olan hayallerimiz…

DEFANS

Bir takım hem atamaz hem de bu kadar kolay gol yer ise başarılı olması mümkün müdür?

Atiba’nın artık bariz düşen fizik gücünün de etkisi ile bizim halı sahada yediğimiz goller misali vurdurulan top ve yenilen gol ne kadar fiyasko ise de Karius’un hamlelerdeki eksikliği de bir o kadar düşündürücü.

Pepe’nin savruk halleri nedendir bilinmez ama (maaş?) Vida ile bir türlü tutmayan kimyaları, Adriano’nun artık iflas eden baldırı ile maruz kaldığımız Caner başı boşluğu ile birleşince, kaleye her gelen 3 topun 1’inin gol olması artık şaşırtmaz oldu.

Atamaz iken sürekli yiyen bir takımın hedef maçları kazanması ancak mucizeler ile açıklanabilir.

ADEM

Geçen yazı uzun uzadıya yazdığım “kağıt üstünde iyi topçu olabilir ama bizim topçumuz mu?” yazısının gerçek olmasına en çok ben üzülürüm, ancak Adem’in maçlarda ki sonbahar yaprağı halleri bayağı can sıkıcı.

Girdiği an ”sihir” yaratsın diye ne kadar beklersem bekleyeyim, yine istatistiğine sadece top kayıpları ekledi Adem.

Zaman ne gösterir bilinmez ama Beşiktaş’ın harcayacak zamanı var mı?

YÖNETİM

Her hafta ”enerjimiz yetersiz”, ”yaşlandık”, ”orta saha işlemiyor”, ”forvet yok’‘ yazmaktan inanın ellerim artık klavyeye gitmiyor.

Bunca eksikliği görüp de ”hoca bu hafta ne yapsa da sihir yaratsa” diye düşünmek çok yorucu.

Aynı yorgunluğu her hafta hocanın yüzünde de görmek mümkün.

Güneş’in ”Ben mi girip atayım” bakışlarını artık iliklerimde hissetmekten yorgun düştüm.

Taraftara kendini borçlu hissetmese, ”ne işim var benim burada” deyip gideceğini artık 100 km uzaktan hissetmek çok üzücü..

Peki çok güzel  2 sene ile gelen hanedanlık hayallerimize, rakiplerin kepaze hallerini görüp de ”fırsat bu fırsat” diye gülen ümitlerimize, bütün transfer sezonunu ve geçen seneyi çöpe atan yönetimimiz neden limon suyu sıktı?

Hangi aklı başında organizasyon, kendi eli ile yarattıklarını bu şekilde kendi eli ile yerle bir eder? 

Benim aklım almıyor.

SONUÇ

Biliyorum maçın yeni bittiği şu saatlerde ”daha her şey bitmedi” yazan yazar kadar gıcığı yoktur ama ”daha her şey bitmedi”.

Hayatın gerçekleri ile boğuşur iken tek nefes aldığım Beşiktaş vahamı bu kadar erken bırakıp dizi izleyecek halim de yok.

45 senedir de olmadı.

Ümit edip, elden geleni yapmaya, VAR’ı işler hale getiren ruha destek vermeye, tribünden elden geldiğince destek vermeye devam…

Beşiktaş’ı bırakacak halimiz yok… Allah yazdı ise bozsun…

 

Cem Göncü

Beşiktaş 4-1 Rizespor

Bazı maçların ahkamı olmaz. ”Yarabbi Şükür” der susarsın… Bazı tespitlerin de hiç günahı olmaz.. Üç hafta evvel size yazdığımı devreye kadar her yazının başına ekleyip giriş cümlesi olarak önünüze koysam mesela, hiç Allah hiç sırıtmaz;

Artık şapkadan tavşan da çıkmıyor. Beklentiyi düşürüp, kaybı en aza indirip kendimizi devreye atalım yeter. Tabii devrede yamaların yapılacağı, bunların takıma cuk diye oturacağını farz ederek. Ah yönetim ah…

Tedirginlik…

Üçüncü gole kadar takımın ve tribünün üstündeki ağır havayı ve tedirginliği, yeni açıkta olup hissetmenizi dilerdim…

”Ne yapsak olmuyor” halini ve Şenol Hocanın artık işlemediğine kesin kez ikna olduğu orta sahayı pas geçip,(pas ile değil, pas geçip) Mustafa’yı, Love’ı ve kanattan gelecek oyuncuya kesilecek topları, yine aynen geçen seneki gibi oyunun merkezine koyup, kenardan sürekli ”Q7’yi bire bir bırakın” komutlarını da görmenizi isterdim..

Bu takım pas oynamalı”, ”Orta yapmayı bırakın”, ”Tiki Taka ne oldu” diye bas bas bağırdığımız günlerin çok ama çok gerilerde kaldığını, mevcut orta saha ile bırakın takayı, tiki bile yapılamayacağını, tribünde maçla ilgisi hiç olmayıp, sürekli önüne gelene söven yaşlıca abimizin bunlara ayıktığı andaki şaşkınlığı fark etmenizi dilerdim..

Love’ın açık alan bulamayınca üstüne gece gibi çöken stoperlerden kurtulacak gücü olmadığını, Atiba’nın eskisi gibi 99 hatasız pas yapıp, 20 top kapamayacağını, Ozi’nin gün geçtikçe mental ve fizik olarak geriye gittiğini, Caner’in savrukluğunu, Vida’nın hiçbir zaman ağzımızı açık bırakacak paslar ile oyunu kuramayacağını, gücü kuvveti yerinde her atlet orta saha karşısında zorlanacağımızı, enerji eksikliğimizin had safhada olduğunu artık herkesin görmesi her ne kadar güzel olsa da, ”doğal favori” olmayı kağıt üstünde kaybettiğimiz şu zamanları hiç görmemeyi kendi adıma dilerdim..

Yine de galibiyet güzel… Devreye kadar her yol mubah… Sonuca ulaşacak her taktiğe de eyvallah…

DOĞRU BİLİNEN YANLIŞLAR..

Twitter’da bol bol yapılan bazı aforizmalara benim de bazı itirazlarım var, uzatmadan;

-O oynarsa Uçarız, Şu Oynarsa 5 Atarız, Bu Oynarsa 10 Atarız : 

Arrigo Sachchi’ye Maradona sorulduğunda şu  cevabı vermişti;

Dünyanın en iyisi idi ama benim takımım da oynayamazdı…” 

Futbolda isimlerin değil, o isimlerin takımların sistemine ve oyununa ne katacağı önemlidir. Bir sene ligi kasıp kavurmuş oyuncunun, gönül verdiğimiz takıma gelip uçacağının garantisi yoktur..

Oyuncunun hangi özelliklere sahip olduğunu, takımın hangi eksiğini gidereceğini defalarca izlemek, gelecek raporlar ile sisteme uyum uymayacağı esas noktadır..

Mesela: Atiba-Medel aynı özelliklere sahip değildir. Biri bize de lazım olan alan oyununu bilir, alanı kaplar,diğeri adamı kovalar.

Lens’in taktik bilinci, atletik özelliklerinin çok altındadır. Set oyununda top ayağına gelmeden karar verme yetisi maalesef bayağı kötü ya da hiç yok gibidir. Bize lazım olan özellikler bunlar mı idi? Ya da yine ”çalım mı” attık?

Adem şu ana kadar bize lazım olan ”topla kat edecek, skorer özellikli” orta saha özelliklerini ortaya koymuş mudur? Adem bu özellikleri olduğu için mi alınmıştır? Ya da son dakika da alınmış olmak için mi alınmıştır?

”Love ligde 40 attı yahu bizde nasıl atamaz?” Açık alana ihtiyacı olduğu, üstüne çökmüş 1.90’lık sert stoperler ile boğuşacak gücü olmadığı için olabilir mi? Beşiktaş’ın ihtiyacı olan Love mı idi mesela? Ya da atletizm ve patlama özelliği de olan, duvar olmayı da bilen bir forvet mi idi ihtiyacımız?

Kısaca oyuncular bir bütünü tamamlayan organizmalardır. Eksiği tamamlayacak parçayı seçmek başlı başına bir meziyettir. Oyuncunun ne yaptığı değil, sende ne yapabileceği, sana uyup uymayacağını, mevcutlara ve takım oyununa ne katabileceğini bilebilmek meziyettir..

Yoksa ”koy hoca oynasın” demek işin en kolayı…

Şampiyonluğun doğru ve isabetli transfer dönemlerinden geçtiğini hala öğrenemedik. 2 senedir bu işleri hiç yapamadığımızı da yeni yeni fark ettik..

Sanal alemde doğru bilinen yanlışlara devam edeceğiz. Yeter ki yanlış yapmaya devam etmeyelim.. İyi haftalar.

 

Cem Göncü

 

Babel’den Önce Babel’den Sonra

Babel’den önce, Babel’den sonra diye bir film var mı idi hatırlamıyorum ama bu akşamdan sonra sanırım yazılacak..

45 dakika rezalet zeminde (Hoca mazeret üretmesin diyen arkadaşların, benim olduğum yeni açık altta zemini yakinen görmelerini isterdim. Bayağı tarla vaziyetinde maalesef.) başı kesilmiş tavuk misali oradan oraya koşturan, gücü belli rakibe en az 3 net pozisyon veren, bizi yine karanlık düşüncelere zerk eden takıma benzer oluşum, Babel’in girmesi ile takım görünümünü alıverdi.

Tamm ve Horn’dan ”hava topunu nasıl alamazsın” konulu dersleri alan Larin topu yere indirdi, ne yapacağını bilemeyen Lens alan bulmaya başladı, sahada ne yaptığını hiç anlayamadığım Oğuzhan, Adem ile paslaşmaya, Adem daha çok sorumluluk almaya, Babel ile pas istasyonları oluşturmaya başladı… Ve nihayet golle de herkes rahatladı.

Her ne kadar ”Koy Töre’yi uçalım”, ”Lens oynasın arşa varalım”, ”Larin girsin 100 gol atalım” diyen futbol menajer seven kardeşlerimizi tasvip etmek mümkün olmasa da futbol gerçekten Babel gibi ”iyi ve kaliteli” en önemlisi ”akıllı” ayaklar ile futbol oluyor…

Oğuzhan…

Artık iş maalesef ”etrafına takım kuralım” ya da ”ölüsü oynar” kısmından çoktan çıktı. Oğuzhan top almıyor (68 kere topla buluşma uzun vurmakla ya da zemin ile açıklanamaz!) daha da kötüsü topu istemiyor…

‘Kenar ortalarından bıktık” diyen arkadaşları yukarıdaki grafiğe alalım; 

Oğuzhan 3. bölgenin ortasına pas dahi atmamış. Bunu belirleyen faktörler arasında oraya koşu yapan oyuncular, Adem ile olan pas istasyonları da çok önemli ama Sosa’nın yay üzerine doğru dikine katlarının bizi nasıl rahatlattığını hatırlayanlar vardır sanırım.

Ozi’nin almadığı ya da alamadığı sorumluluğu 2. yarı Adem alıp, pas dağıtımını da üstlendiği dakikalarda gollerimiz de geldi. Milli takımda hırsı ile hepimizi mest eden kaptanımızın halini hatırını artık biri sorsun lütfen, zira bütün sezon kendisi bize lazım.

Larin…

Çabalıyor, uğraşıyor ama olmuyor. Hava topu kazanamıyor, patlama gücü yok. En büyük sıkıntısı da pozisyon almayı bilmiyor Larin. Bütün sezon bizi taşır demek maalesef namümkün. Şenol Hocam Güven’e şans vermek zorunda kalacak gibi duruyor ya da Love kartını el mecbur bir kez daha deneyecek!

Lens…

Babel girene kadar ”benim burada ne işim var” diyerek sürekli yanlış tercihler yapan Lens, golden sonra açık alan bulunca rahatladı ama Beşiktaş açık alanda oynayan bir takım değil işte. Bunu ne yapacağız? Esas sorun orada sanırım…

Ya Lens’e dar alanda sabırlı olmayı, pas opsiyonlarını kullanmayı, doğru zamanda şut, doğru zamanda pas vermeyi öğreteceğiz ya da ona göre setler çizeceğiz. Bunu 2 senedir yazıyorum ama performansı ile alakalı da pek mümkün olmadı bu iş. Bundan sonra olur mu? Göreceğiz…

Töre…

Tribünde kimsenin göremediği, ”gayet istekli idi” diyerek ”neden çıktı?” sorularını cevabı şu: Sürekli topu ayağına istemek yerine, boş koşular ile Adem ve Larin’e alan açmalı idi bugün Töre.

Bir ara topu alıp ortadan delmeye, kat etmeye kalkınca benimde ağzımdan ”ne güzel beee” diye bir nida çıktı ama maalesef sadece istek ve ani delicilik yeterli değil. Aynen Babel’in yaptığı gibi oyuna akıl da koymak gerek…

Hem daha çok kondisyona hem de hala çok oyun aklına ihtiyacı var Töre’nin…

Roco…

Fizik gücü ve beni de çok şaşırtan hızı çok şeyler vaat etse de, pozisyon bilgisinin zayıflığı onu hala gerilerde bırakıyor. Rashad’dan öyle çok çalım yeyip yerini öyle çok kaybetti ki, bir ara yanlışlıkla taca bile çıktı. Attığı güzel gol umarım moral olur…

Adem..

Tam da hocanın dediği gibi bir ilk yarı oynadı Adem. Çok istedi ama ne fizik gücü ne de sahanın kepaze durumu onun şahane paslarına müsaade etti. Sürekli sola kaçarak oynamayı seviyor Adem ama bizim ona rakip 3.bölgenin ortasında hatta bazen Oğuzhan’ın yamacında ihtiyacımız var. Çünkü en büyük sıkıntımız rakibi göbeğinden delememek  ve oyunumuzu oradan çeşitlendirememek…

İkinci yarı Babel takımı bir vinç gibi ileri çekip, Adem de kendini daha çok oyunun merkezine atınca her şey değişti. Şahane paslar, geriden çıkan daha da şahane uzun paslar ve gelen goller. Şenol Hocanın dediği gibi çok şey vaat ediyor Adem ama fiziğini ve topsuz oyununu geliştirmesi de şart oğlu şart.

Sonuç…

Galibiyet güzeldir. Yelkenler suya iner, ümitler tazelenir, gelecek maça daha bir ümitle bakılır.

Peki sorunlarımız bitti mi? Tabii ki hayır. Eksiklerimiz hala eksik mi? Büyük ölçüde evet. Hala takım enerjimiz yetersiz, orta sahada atletizm sorunumuz ortada mı? Evet. Hala forvet sorunumuz var mı? Evet. Hala orta sahada pas bağlantılarımız sıkıntılı mı? Evet ama büyük yaralar almadan gidebilir isek kimsenin beklemediği bambaşka bir takım da görmeyi umut etmememiz için hiçbir sebep yok…

Bir büyük maç galibiyetini de arkamıza alır isek bunun rüzgarı da bizi alıp bambaşka yerlere uçurabilir.

Bütün güzel dileklerimiz ve dualarımız Pazartesi takımımızın yanında. Kalın sağlıcakla…

 

Cem Göncü

 

Beşiktaş 2-1 Y. Malatyaspor

Filmlerin iyileştirici etkisine yakinen şahit olmuş, gerçeklerin omuzlara çok ama çok ağır geldiği zamanlarda kendimi komedi ya da romantik komedi filmlerinin masal dünyasına atan biri olarak yine geçenlerde ”masal lazım masal” diye eve koşup acele ile tv de arama yapar iken buldum ama filmi açmam ile kapamam bir oldu…

Bazen yük o kadar ağır gelir ki, bakarsınız ama göremezsiniz. Görürsünüz ama algılayamazsınız. Hafıza dolmuştur. Gerçek diyarlar, masal diyarlarını ezip geçmiştir..

Bu adam bunu neden anlatıyor yahu maç yazısında” diyenlere demem o ki;

Sezon başından beri canımız öyle acıdı ki artık masal dinlemek isteyenlere masal anlatacak halim kalmadı…

Medya üzerinden birbirine mesajlar veren başkanın ve hocan, seçime gidecek kadar karmaşan, VAR geldi diye sevinir iken her maç doğranan takımın, bunları üzerine rakibinin emrine amade kurulların, takımdaki eksikleri 2 senedir tespit edemeyen yöneticilerin, hepsinden kötüsü bunları normalmiş  gibi demeçler veren başkanın var ise saha içinden başarı beklemek? Size de masal gibi gelmiyor mu?

Taraftarız biz…

Kalbimiz ile hareket eder, üç gün üzülür, kahrolur, perşembe günü koşa koşa sevgiliye gideriz. 44 yıllık zehir damarlardan çıkmaz. Bizim masal dünyamız yeşil çimler, filmin senaryosunu yazanlarda siyah-beyaz giyinmiş aktörlerdir. Hep umut ederiz, ”Yönetmen buradan masal gibi bir şampiyonluk çıkarır ise ne olur?” diye…

Hayal kurmak bedava..Her ne olur ise olsun…

BEŞİKTAŞ’A HEP BERABER PRES YAPALIM…

Nedense adamın biri daha hazırlık maçı sayılacak maçta bizi öyle güzel analiz etti ki yine bütün diğer teknik direktörler bunun peşine takılıp daha sezon başında başımızı ağrıtmaya başladı.

Ha şimdi, ha birazdan bırakırlar dedik ama yok. Sahaya çıkan, önde 4 kişi ile defansımıza pres yapıyor. Biz de nedense panikleyip, durmadan uzun vuruyoruz..

Sabır yok, B planı yok, ileride uzun topu indirecek Babel’den başka elemanımız yok, gelip ”ben buradayım sakin” diyecek, top isteyecek istekte oyuncumuz var ama yok…

 

(Sabah BeinManşet programından aldığım resimler sanırım kafanızda canlanan manzaraya karşılık olmuştur..”Fb yarışta yok ise Türkiye’nin en iyi yorumcusu” lakaplı Demirkol’da bu konuya başladı ama bitiremedi)

Geçen sene Talisca’nın orta saha değilde forvet özellikleri dolayısı ile ”merkezi kapatalım bocalasınlar” taktiğini, Adem ile aşmayı planlar iken bu seferde ”pasör stoper” eksiğimizi tespit ile yeni bir problemimiz doğdu!

Oynadıkları maçlar baz alındığında hava toplarını da isabetsiz olarak sayarak ; 

Marcelo’nun topu oyuna sokmada başarı oranı: %71

Pepe’nin topu oyuna sokmada başarı oranı: % 32

Vida’nın topu oyuna sokmada başarı oranı: % 24

Esas enteresan istatistik ; 

Tosiç’in topu oyuna sokmada başarı oranı:  % 51.2

Peki her takımın elinde topu oyuna sokacak, ayağı çok düzgün elemanları mı mevcut? Tabii ki bu tarz adamlar artık altın değerinde olsa da esas marifet ”topu alıp, yüzünü karşı kaleye dönecek, takımı rahatlatacak orta saha” elamanlarında..

Biz 10 numara peşinde koşar iken, artık A sınıfı takımların bütün orta sahaları 10 numara, 6 numaraları da pasör,8 numaraları da skorer. Hepsi topu kapmak için canlarını dişlerine takıyor, hepsinin aklında hep kale var. Biz hala Tolgay’ın hali ne olacak? Ozi gelip topu alırsa ne olur? diye fallar açıyoruz.

Sabırlı olmalı, top artık yere indirmeliyiz. Adem ile Ozi’nin bağlantısını ”anahtar” yapmalı, ısrarla ayağa oynamaya çalışmalıyız. Yoksa! Yoksa gidişat iyi değil…

KAYBEDİLEN TOPU GERİ KAZANMA (Ya da Kazanamama!)

Geçen haftalarda bununla ilgili istatistikler paylaşmıştım ama Malatya maçında çıkan istatistik bayağı moral bozucu;

Topu Geri Kazanma Süremiz: 18.6 Saniye

Bein’de bunu 20’ler de gösteren bir istatistik de gördüm sanki ama inanmak istemedim. Topu yere indirememenin, üstüne yaşlılık belasının cezası bu olmamalı.

Sürekli uzayan takım boyumuz, ”yahu bunlar niye koşmuyor” dediğimiz oyuncularımız gelecek için maalesef bizi umutsuzluğa sürüklüyor. Çözüm? Israr ile pas ve orta sahaya enerji verecek riskli bir hamle olabilir. Şenol Hocanın ezber bozmasının tam zamanı…

EZBER BOZMAK..

Belki de Beşiktaş’a gelmiş geçmiş en kötü hava topu indirme istatistiğine sahip Negredo, hiç de tasvip etmediğimiz bir şekilde gitti. Peki bu adama sürekli top şişiren sistemin hiç mi suçu yok? Artık arka direğe koşacak bir Talisca da elde yok iken hem de..

Babel’in tek parmağının bile bu takıma lazım olduğunu göz önününde bulundurarak, sanırım artık kendisini en ileri uçta, kanatta da seçilecek oyuncuyu göreceğiz ama artık lütfen topu yere indirecek elemanları, orta sahaya enerji verebilecek riskleri almayı Şenol Hocam düşünmeli.

Kendisinden Denizli tarzı ”şapkadan tavşan çıkarma” hamleleri beklemiyoruz ama daha evvelden Bursa’da da yaptığı, Ozan gibi bir elemandan 7 milyon çıkarma hamlesini, en azından orta sahaya dinamizm getirecek Dorukhan ya da Güvenç denemesini bekliyoruz..

İllaki olur, uçar giderler diyecek kadar kafayı kırmadık ama hayalet gibi her geleni buyur eden, yerden kalkmaya niyeti olmayan Tolgay yerine kendini adayacak, ezber bozacak bir hamleye hayır demeyiz.

Vida yerine pası bilen Medel’in oynamasını, sağda aç bir Töre’yi görmeyi, alan beklemeyi bırakıp yine prese başlayacak takıma hasretiz…

Bu yazardan ”Şunu oynat hoca” tarzı ukalalıkları çok görmediniz ama takımın ve armanın geleceği açısından bunları yazmayı, ”hocadan iyi mi bileceksin?”, ” genç oyuncu gelecek takımı kurtaracak ha? hadi len”, ”orta saha ne yapıyor ki” tarzı eleştirileri de göğüslemeyi kabul ederek yazmayı uygun gördüm, şimdiden affola..

Bu kadar. Hayal ve umut etmeye, elden ne gelirse yapmaya devam. Sağlıcakla Kalın…

 

Cem Göncü

Bursaspor 1-1 Beşiktaş

1000 yanlış 1 doğru etmez diye zamanının bilgesi ne güzel demiş..

Eldeki bütün yanlışlardan kocaman bir doğru çıkar mı diye haftaya ümitli başladık ama daha ilk maçtan Şenol Hoca bırakın şapkadan tavşan çıkarmayı, şapkayı bile çıkaramadı..

Burada sihirbaz mı suçlu yoksa bu işin artık tavşan numarası ile yürümeyeceğini göremeyen şovun patronu mu suçlu, karar sizin..

KIDEM VE LİYAKAT KADROSU

Hocam senelerdir yaptığı, çoğu zaman da alkışladığımız ”Kıdem ve Liyakat” kadrosuna devam etti ama yarı yolda bırakacağı zaten belli olan başta Medel-Tolgay orta sahası, sonra 2.5 senedir anlattığımız her şey, artı sahadaki yaşlılık belası, onu yarı yolda daha ilk yarıda bırakmıştı bile…

Böyle zaten olmaz der iken, Ozi ve Babel’in ”yarattığı” gol bir yana, onu bile savunamamak canımızı çok ama çok acıttı..

Dünden beri infialimiz de ondan sanırım..

Hocamızın karakterinde bunun olmadığını bilsek bile, artık eldeki kadronun durumu ortada ve yapılması gereken bir dolu transfer yapılmamış iken normal hamleler ile bu yarışta kalmak zor gözüküyor.

Ya Adem Superman gibi gökten sahaya inecek ya da hocamız hiç olmadığı kadar yenilikçi hamleler yapmak zorunda kalacak. Buna belki de sistem değişikliği dahil..

Yok kardeşim, malzeme bu, bundan ancak menemen çıkar, pasta falan olmaz diyorsanız da bu şikayet için bence çok ama çok geç kalındı…

TOTAL SAVUNAMAMA…

Artık topu kaptırdığın yerde başlayan modern futbol savunmasında en gerilerdeyiz…

2015’de 4.3 saniyelere düşen topu geri kazanma zamanımız,artık 12.6 saniyelere çıktı, çünkü ne böyle bir çabamız, nede böyle bir atletizm yetimiz var…

Dağınık alan paylaşımı, hayalet bir Tolgay, her şeyi yapacağım diye sürekli yerini kaydedip adama koşan Medel, sırtı dönük oynayamadığı artık belli olan ama savunma kısmında kendini hiç ama hiç geliştiremeyen bir Ozi….

Yine her atlet orta sahaya yenilen, kaleye şut atmaktan aciz bir merkez orta saha ve yardımlaşmayan,65’te yorulduğu çok ama çok belli olan oyuncularımız…

VİDA-PEPE ve MARCELO’YU SATMAK!!

Bu ikilinin devamlı oynasa ne randıman vereceğini bilemiyorum ama bir türlü gerçek uyumu yakalayamıyorlar…

Dün geldiği günden beri en iyi oyununu oynuyor dediğimiz Vida, yenilen golde Adriano’dan başlayan hatalar zincirinde yerini maalesef aldı..

Takımın haftalardır tek hazır ve dinamik adamı gibi görünen Pepe’nin 80’den sonra o topa vurdurması zaten yaş haddimizin neticeleri..

Rakibin 2 kişi ile yaptığı palavra presten bile orta sahanın da saklanması ile top çıkaramamak zaten çok acı da sanırım ”Marcelo’yu satmak” Beşiktaş tarihinin en büyük pişmanlıklarından biri olmaya doğru gidiyor..

Onun yerine ayağı düzgün adam aramamak? O zaten başlı başına fiyasko..

NEGREDO…

Maçtan önce kendi kendime ”her türlü savunacağız, başka çaremiz yok” dediğim, komple elde kalan forvet hattımızdan tek ümidimiz Negredo..

Şut: 3

İsabetli Şut : 1

Ceza Sahasına Başarılı Top ile Dripling : 0

Ceza Sahasında Başarılı Adam eksiltme : 0 (Oluyordu,elle kesildi)

Kazanılan Hava Topu : 1

Başarılı ikili Mücadele : 3

Gol : 0

Bu istatistiklerin hiçbir şey anlam ifade etmediği yerde benim tek anlamadığım, biz nasıl bu riski aldık?

Negredo’nun yine olmama riskini üstlenip, bütün işi onun yedeği Larin’e nasıl bıraktık?

Kusura bakmayın, bütün forvet hattımızın daha geçen senenin ortalarında gözüken form durumu ortada iken, ”kimse almadı. satamadık” savlarını kabul edemiyorum…

Neyse uzatmayayım, yine de ona duacıyız…

OĞUZHAN

Ben yazmaktan, siz okumaktan bıktınız ama iki kelam etmem lazım..

Takımın mevcutlarda anahtarı, ne olacaksa onun üzerinden olacak tezlerinin hep yanında oldum ama sadece 8’de oynar, sahaya yüzünü dönmesi lazım diye diye elimizde tek yönlü, hiç ama hiç gelişmeyen bir kaptanımız oldu..

Yine ona muhtacız biliyorum ama artık Ozi’nin ”çok yönlü” olmasını beklemekten yoruldum. Hep aynı mevcut hatalarının hiç düzelmemesinden de..

Yediğimiz golde hatalar zincirinin son halkası olsa da, ”çevre ve zaman kontrolünden” bihaber, topu rakibe paslamanın sebebini ben artık bulamıyorum…

Süperman Adem’in onu da düzeltmesini ummaktan başka çarem de yok…

VAZİYET

Kaybedilen bir şey yok ama tünelin ucunda ışık da yok!

2 sene evvel belki de komple revize edilmesi gereken Beşiktaş orta sahası düşmeye devam ediyor. Satılamayan forvet hattı elde duruyor, stoper tandemindeki alınmayan ayağı düzgün adam eksikliği zaten ortada.

Yönetimimiz çok kötü bir transfer dönemi ile bunların hiçbirisine önlem almadı. Daha kötüsü, saha içinde her hafta çok kritik bir pozisyonumuz VAR hakemleri tarafından hiç ediliyor. Medya da ve kamuoyu yaratmada sanal alem dışında zaten yokuz…

Düşene biz de vuralım diyecek başta renkli emir erleri sırada bekliyor, fikstür bu hafta bayağı bir zorlaşıyor. Kısaca çok kritik bir döneme giriliyor..

Allah bizi mahçup etmesin… Beşiktaş camiası, hocası, taraftarı hep daha iyisini hak ediyor…

 

Cem Göncü

 

BB Erzurumspor 1-3 Beşiktaş

Maçtan sonra arkadaşım bana dönüp;

– Abi, yazıyı yazacaksan başlığını ÇEKİRGE koy.

– Neden?

– Bu takım bu halde iki kere sıçradı, bir daha sıçrayamaz.

Hala kendine gelememiş,sıkıntı ve sevinç arasında gidip gelmiş, sabahı sabah etmiş bir Beşiktaş taraftarı olarak kısa keseceğim;

1. Oğuzhan ve Karar Zamanı

Biz oyuncular ile kamp yapmıyoruz, hocamızın ”orta sahanın her yerinde oynaması, kendini geliştirmesi lazım” söylemini de destekliyoruz ama forvet arkasında oynayamayacağı artık sağır sultan tarafından tescillenmiş, ceza sahasını arkasına alıp oynamayı seven, takım geometrisi bozuk ise işin defans yönünde de hiç olmayan Oğuzhan’ın, artık kangren olmaya doğru giden bu orta saha düzensizliğinde iş yapamayacağını,Oğuzhan’ın pas, ver-kaçlar ve doğru pas opsiyonları ile var olduğunu hepimiz buradan görür iken de ısrar ile dipsiz bir kuyuya gittiğini görüp üzülmüyorum desem yalan olur.

Sakın ve kati yanlış anlaşılmasın. Derdim ”adamı doğru kullanın” ahkamı kesmek, ukalalık değil, derdim artık bir karar verilmesi, neşter atılacaksa da şu saate kadar neden atılmadığı.

Koca Beşiktaş orta sahasının 2 senedir gelişim yerine, yokuş aşağı gittiğini, 2 atlet oyuncusu, presi biraz yapabilen her takıma zorladığını, top kapma ve pres istatistiklerinin yerlerde süründüğünü görüp, Ozi ve Tolgay hakkında karar vermek için neden bu kadar beklendiğini merak ediyorum.

Yabancı sınırı kuralı değişikliği de düşünülerek, lüzum ile bu iki oyuncudan ”hamle oyuncusu” yapılacak hale gelindi ise neden ilk 11 önlemi şu saate kadar alınmadı?

Neden Atiba’nın 35 yıl 6 ay 22 günlük yaşına rağmen dün,  ”Tek bacağı oynar” noktasına getirildik?

Neden?

2. Tolga.

Maalesef olmuyor… Mevzu Tolga’nın taş bağlanmış gibi hareket eden ayakları değil artık, mevzu top kalesine doğru gelirkenki bakışları.

Bunca zaman sonra kaleyi almış, kulübenin abisi, hepimizin teşekkürler ettiği adam nasıl bu kadar düşük konsantrasyon ve karar verememe hali içinde olur? Nasıl gözleri hep tedirginlik içinde bakar?

(Karius? şu dakikalarda Karius transferi konuşulmaya başlanmış. imza görmeden inanmak doğru olmasa da, temel cv’si çok iyi ama Şampiyonlar Ligi finalinden büyük bir öz güven kaybı ile gelen, rehabilite edilmeye muhtaç bir Almana kavuşuyoruz sanırım. Ayakları çok iyi ama kalecilik güveni yok gibi şu anda. Hocamın ellerinden öper)

3. Negredo

Beşiktaş’a ne arıyoruz? Bize nasıl bir forvet lazım diye 2 sene evvel sormuştum sizlere.

İkidir bizi ipten alan, hele ki dün A sınıfı forvetlerin şanına layık bir gol atmış ancak maç içinde;

İsabetli Şut : 2

Kaleyi Bulan Şut : 1

Top kapma hamlesi : 0 

Başarılı Top Kapma : 0

Ceza Sahası İçine Dripling : 1

Ceza sahası içinde Adam eksiltme : 0

Pas Arası : 0

Hava topu kazanma : 4

Attığı Golün Değeri : Paha Biçilemez…

Yada İlker Pırlant Abinin dediği gibi : Gol atsın yeter mi?

Negredo hızlanır mı? Patlama gücü artar mı? Şut atmaya başlar mı? Fizik gücü bütün sezona yeter mi? O maaş hiç aksatmadan ödenebilir mi?

Artık lütfen doğru soruları sorup, doğru işleri yapalım. Kaybedecek 1 senemiz daha yok. Zor sorulara zor kararlar arifesindeyiz ama artık karar zamanı geldi geçiyor…

4. Geometri-Vida-Sonuç..

3 sene evvel ligin en kısa zamanda top kapan, en hızlı hücuma çıkan, rakibe kendi ceza sahasında basan takımına ne oldu?

– Yaşlandık. Üstüne takıma atletizm katacak adımlar atılmadı. En çok efor harcayanımız, fizik gücü belli olan Medel!

– Ekonomi diyerek sürekli omurgamızı bozup tekrardan inşa etmeye çalıştık. Buna Dünya üstünde dayanacak hoca yok!

– Belki de bayrak ilan etmemiz gereken, nerede ise 0 maliyetle alınmış Marcelo’yu yollayıp pasör stoperi aramadık! Vida’nın dün yaptığı hatalı pas sayısı 13!!!

Orta saha zafiyetimiz yüzünden stoperler ile baş başa kalan Erzurum hücumcularına karşı 13 top kaybı… Toplam 26 top kaybı yaptı iki stoperimiz..

– Şenol Hocanın orta sahayı boşaltıp işi komple Q7 ve Caner’e bıraktığı dakikalarda yapılan toplam 28 orta ve 2. bölgede yapılan pas sayısı : 7

Uzattık. Omurgası hasta, önlemler için kalan 10 gün civarı bir süre ve bu nasıl tespit edilip düzeltilmedi yahu diye hala kara kara düşünen biz.

Allah hepimize kolaylık versin. Çekirgenin hep sıçraması dileği ile…

 

Cem Göncü

 

Lask Linz 2-1 Beşiktaş

Yazılara alıntılar ile girmek hem havalıdır, hem de söyleneceklere ispat niteliğindedir. Dün gece Beşiktaş’ın sahadaki halini görünce aklıma ilk gelen alıntı şu oldu;

”Takımların beyni orta sahalardır. Bütün idareyi burası yapar. Stoperler ise duygularıdır, öyle çok fazla oynamaya gelmez”

Alex Ferguson

Son senelerde Beşiktaş’ın stoper tandemi kaç kere değişti, ben saymayı bıraktım ama orta sahadaki bariz sıkıntıları iki buçuk senedir, üç yazıda bir yazıyorum sanırım…

Madde madde gidelim bu sefer;

1. Orta Saha ve Geçiş Hücumu :

Sezon başı Sosa’nın alamet-i farikasının takımı hücuma hızla çıkarabilmesinin olduğunu istatistikler ile anlatmış, ahlar vahlar ve keşkeler ile anmamızın sebebinin, şu an dürbünle aradığımız ”geçişlerde hız ve bağlantı oyuncusu”’ olduğunu izah etmiş, numarası ne olursa olsun, orta sahaya takviye, hatta takviyeler gerektiğini de anlatmaya çalışmıştım.

Hafta sonu Akhisar maçında Pepe’nin Tolgay’a 1-2 mimik yapıp, arkasına bakmadan 2-3 kere topla dikine deparını görünce de, ”artık adamın canına tak etti” dedim ama Futbol Akademiden Emre Kahvecioğlu’nun istatistiği ışığı çaktı.

Maçta kaleye 1 isabetli şut olan orta sahamızın, ilk yarı rakip kale box’ına başarılı driplingi dahi yoktu!!

Dün ise bırakın rakibi sete oturmadan yakalamayı, orta sahaların temel özelliği olan kaleye yüzünü dönme işini bile yapamadık. Rakibin dağınık presi karşısında bile ezildik.

2. Nasıl bir 6 numara?

Medel’in canhıraş koşuları, tek başına top kapma istatistikleri takdire şayan ama işin bütün alanı savunmaya gelince ne fiziği buna uygun, nede sinir katsayısı. Medel alanı kaplayarak değil, adamı savunarak oynamayı seven 6 numaralardan.

Açık alanda pas istasyonu bulamayınca, üzerindeki presten sıkılıp oradan oraya koşan bir adama dönüşüyor Medel. Dün geceki sıkıntısı ve Atiba’nın sırtı dayalı ve sakin top dağıtımının bolca aranmasının sebebi de bu..

”Atiba’yı yedekleyin” ısrarının arkasında da bu yatıyordu. İki kişilik işi tek başına yapabilecek, alan kaplamayı da bilen modern bir 6 idi umudumuz ama olmadı, olamadı..

Atiba artık hamle oyuncusu, küçük dev adam da tek umudumuz..

3. Orta Sahada Atletizm

Maalesef en büyük sıkıntımız.

Ligde ilk haftada ikili mücadele kazanma yüzdesinde sondan 3.olmamız da, dün gece yapılan her baskıda topu kaybetmemizin sebebi de, oyun boyunun sürekli uzamasının sebebi de temel fizik eksikliğimiz.

Tolgay’ın bolca yaptığı top kayıpları, maçın son bölümlerinde oyundan düşmesi, zaten olmayan hücum yetenekleri ile de birleşince, sadece yana pas atan sıradan bir oyuncuya dönüşmesini izlemek üzücü ama çok uzun zamandır da koca bir gerçek.

Dün bırakın pas yapmayı, bir ara pas istemeyi bile unuttu Tolgay. Bütün yük de Beşiktaş ile 2. resmi maçına çıkan Roco’ya yıkılıverdi.

Hem Medel hem de Tolgay, bir ara öyle yalnız bıraktılar, öyle pas istemez oldular ki defanstan, gözümün önüne, sürekli bizi her seferinde Tosiç’e pres yaparak yenen Başakşehir geldi.

Bu sayede aynı Tosiç gibi Roco’nun da bütün defoları gözüktü, evde ”sağ stopere koyalım”, ”eyvah eyvah” diyenlerin sesleri çığlık oldu…

Sonunda oyunun boyu uzadı da uzadı, takım kafası koparılmış tavuk gibi birbirinden koptu.

4. Pas Yapabilen Stoper

Stoper ile devam eder isek, galiba Marcelo’nun muadilini ne aradık ne de sorduk. İnsana piyango bir kere çarpar misali de, dün Roco öyle çok pas hatası yaptı ki, en çok biz kaygılandık.

Peki preste topu oyuna yerden ve doğru sokan stoperler altın değerinde iken, biz Marcelo’yu neden sattık? Ah be parasızlık, ah be plansızlık, ah ki ne ah..

Vida kalırsa pas konusunda ne yapar bilemem ama bizim bu bölgeye ya da Pepe alır iken dahi ”savunmadan pas ile çıkma” işine çok da kafa yormadığımız artık besbelli…

Dün, rastgele vurulan uzun topları saymaktan yoruldum..

5. Şenol Hocam

Ozi’den o kadar büyük beklentisi var ki hocanın, onun dünkü haline kızgınlık refleksi ile tepki verip, rakibin ekmeğine yağ sürdü.

Zaten pas yapamayan orta saha çöktü, ilk çıkması gereken Tolgay hamlesi gecikti, Adriano orta sahaya hamlesi sona kaldı.

Yine yağmur gibi orta yapılmaya, orta saha pas geçilmeye başlandı. Şapkandan tavşanı da maçı en çok isteyen adam çıkardı; Pepe…

Sürekli sakin kalması şart olan teknik direktörüne durmadan ve mecburen ”en iyi oyuncuyu satmak zorundayız” haberi vermek, sürekli omurgasını bozmak, transferde son dakikaya kadar beklemesini istemek hoca açısından zor olmalı.

Yoksa ben dün ki istemsiz, refleks hamleleri, sinirli duruşu başka türlü açıklayamıyorum.

Artık hoca dahil hepimiz soğukkanlılığımızı kaybediyoruz sanırım.

4. Negredo

Bizde tek maçla gömüp, tek maçla göklere çıkarmak adettendir.

Geçen sene fizik olarak kötü, vuruş kalitesi olarak çok kötü, maaş olarak zirvede olan oyuncunun maçı kurtarması, bize bütün sezonu kurtarır referansını verebilir mi?

Böyle bir şey futbolda olmadığı gibi, geçen sene maçlarda kaleye şut atmaktan imtina eden, birebirlerde adam eksiltemeyen Negredo’nun yeni sezonda uçacağını iddia etmek de kahinlik olur..

Ancak kadroda kalacak ise Larin’i şimdiden harcamak yerine, eldekilere de bakınca, fit durumda bir Negredo tabi ki ilk tercih olur gibi.

Peki özellikle bu bölgede ”ya tutarsa” ”ya eski haline döner ise” risklerine Beşiktaş girebilir mi?

Giremez, girmemeli. Hele ki söz konusu atanın şampiyon olduğu Züpper lig ise.

5. Caner

Ligde ceza sahasına atılan paslarda liderimiz, golde yine ilk top içeri kesen formda oyuncumuz ancak yenilen gollerde hemen hemen hiç mevkisinde olmaması ne ile açıklanabilir? Roco’nun sürekli yanına bakıp, destek bulamaması?

Caner’in defansif zaafları dikkatsizlikten değil temelden. Caner’in sol bek oyununda defans kontrolü yok denecek kadar az. İkisi birden de maalesef olmuyor.

6. Kulübe ve yanlış dağılım..

Takımların sayısal olarak bol olması gereken mevkileri genelde orta sahalar olur ki, yamalar kolaylıkla yapılabilsin. Bizim görece sayısal fazlalılığımız kanatlar ve forvette.

Dün gece ve uzun zamandır kenardan gelip oyuna hakim olmamızı sağlayacak, tempomuzu arttıracak enerjiyi de zaten kulübeden alamıyoruz.

Kenardan gelmesi gereken Tolgay’ı, oyun zekasının daha ileri gidemeyeceğini düşündüğüm Lens’i de bu şekilde kullanmak için ilk 11’de tartışmasız adamlar olması şart…

7. Neden Eksikler Görülemiyor?

İki buçuk senedir yazdığımız hasta orta sahamızı, Tolgay lincini bolca yediğimiz defans önü ve 8 numara problemimizi, forvette ne istiyoruz diye yüz defa sorduğumuz soruları artık herkes soruyor, sıkıntıları artık ve nihayet herkes görüyor görmesine de 2 senedir asıl görmesi gerekenler neden görmüyor diye bizde artık sorabiliriz sanırım..

Bin kere hak verip söylediğimiz ekonomik nedenler dışında, artık kangren olmak üzere olan temel sıkıntılara neşteri geçen sene vurmak gerekir iken aklı 5 karış havada Talisca, ben gideceğim diye Ocak’ta haber vermiş iken hala ve hala bu işlerin son 13 güne kalması parasızlık ile açıklanabilir mi?

Atıyorum ve Allah korusun, 2 beraberlik, 1 yenilgi ile tribünde verilecek tepkiler tecrübe ile sabit, sene sonunda kimsenin döviz falan takmayacağı, şampiyonun göklere çıkarılıp, şampiyonlar ligi parasını bağıra bağıra alacağı bilinir iken, doğru hareket bile olsa, kulüplere örnek olacağım diye bunca yapılmış ya da yapılmayacak, doğru ama yanlış işlerle, temelleri atılmış işleri neden riske attık, atıyoruz?

Neden işi, her şeyi bir anda düzeltecek, mucize bir 10 numaraya bıraktık? Neden takımın bu hale gelmesine izin verildi?

Sorulacak çok soru,alınacak çok cevap var ama işlerin yine ”Şapkadan tavşan çıkar Şenol Hocama” bırakılmadan, kısa sürede düzeltilmesini umut etmekten başka da çaremiz yok.

Zamanında güzel işleri yapanların, yine güzel işler yapabileceklerine güvenmekten başka çaremiz de yok..

Yeter ki artık düzeltilmez ise tavşanın bile bizi kurtaramayacağı anlaşılsın, yazık edilmesin.

 

Cem Göncü

 

Beşiktaş 2-1 Akhisar Belediye

Yazıyı içinde ”VAR” da geçen bir kelime oyunu ile açmak istedim ama ilham perileri kafamın içinde hala ”Ne olacak bu iş, güç, memleket,of offff” diye gezindiği için, kısmet olmadı.

Kıssadan hisse, yeni sezon hayırlı olsun diyerek, direk kafanızı istatistik ve taktik kelimeler ile ütülemeye başlayalım..

BAŞLANGIÇ

10.dakikada hararetle penaltı İtirazı yaptığımız pozisyonun başında, Gökhan Gönül’ü ileri dörtlünün sağ iç bölümünde (karede olmayan bölümde, bir de Lens var)  görünce, Şenol Hocanın geçen seneki temposuz, hareketsiz, Mustafa Yumlu’yu ”hava toplarının kralı” yaptığımız maçların kopyası olmasına izin vermeyeceğini hissettik de, 4. dakikada %58, 7.Dakikada %72 topa, 12.Dakikada %79 oranında topa sahip olacağımızı ön görememiştim.

Hepsinden önemlisi, Şenol Hocanın hemen hemen bütün sol stoperlerin de gördüğümüz ”topa ilk baskıyı yapan” olma özelliğini, Necip layığı ile yerine getirmiş, Medel ile birlikte 4 top çalmayı hanelerine çoktan yazmışlardı bile.

Ozi de sorumluluk alıyor, dakikalar 14.04 iken Lens’e attığı 1 direkt etkili uzun pası, ceza sahasına 3 direkt pası çoktan yollamış, 9 kere hücum bölgesinde topla buluşmuştu bile..

Ortadaki tek problem, Ozi’nin Tolgay’dan göremediği destek, Larin’in  ceza sahasına yanlış bölgelere yaptığı, tecrübesizlik ile sabit koşular idi.

Larin, yaptığı 5 öne driplingden tek bir isabetli doğru koşu çıkardı (Dakika 14.18) onda da çekilip, çekilmediğini yayıncı maalesef yine göstermedi!!!!!

LENS..

Takımın Akhisarı nasıl ittiğinin, en güzel grafiği sanırım.Ortalama pozisyonu 2-3.bölgede olan 6 Beşiktaşlı, bunların ikisi ”bek” oyuncularımız. Burada anlatmak istediğim grafikteki Lens’in pozisyonu (MatchStudy)

Q7-Lens kıyaslaması yapmak zorunda kalacaksak da, iki ayrı özellik, iki ayrı oyun karakteri olduklarını unutmayalım. İyi bir Lens’in bize kazandırdığı en güzel fayda, ”içeri kat eden kanat oyuncusu” avantajı.

Çizgiye yaslanıp takıma alan açan Q7’nin aksine Lens, ortalama her pozisyonda Larin’e en yakın isim.

3.Bölgede 30 kere topla buluşmuş Lens.Dahada önemlisi, ceza sahasına yaptığı direkt koşu sayısı 14. Bir diğer önemli sayıda, 10 sahipsiz top istatistiği Lens’in. Maçın içinde olduğu zamanlarda geriye yardımdan hiç kaçmadı.

Topu almadan ne yapacağına da karar vermeyi başarır, pas isabet oranını da arttırır ise Lens, ”Ben neredeyim yahu bakışı” bu sene hem azalır, hem de en başta ben mahcup olurum diye ümit ediyorum..

TOLGAY..

1 ve 2. bölgede Tolga’dan sonra en az topa dokunan oyuncumuz Tolgay idi dün (Toplam 52). Topsuz oyunu oynamak, en zor meziyetlerden birisidir ancak, Medel’e yakın olma emri alsa bile bir orta saha, pas alanına ve hücum bölgesine bu kadar uzak kalması kabul edilemez. Hele ki sürekli rakip kalede oynanan bir maçta.

Artık orta saha merkezindeki oyuncuların numarasız, forvetlerin orta sahaya dahil olduğu modern futbolda, skor üretemeyen, maalesef ve hatta kaleye şut çekmeyen (Dakika 37 de kaleye şut sayımız : SIFIR) merkez oyuncular kabul edilemez durumda.

Cumartesi Sarri’nin bize göre 6 nosu Jorginho’nun, takımı nasıl idare edip, yine takımın hücumda en etkilisi olduğunu gördükten sonra, bizim merkezde etkisiz halimiz maalesef kabul edilebilir değil olduğu gibi, ileri de iyi kapanan takımlara karşı başımıza çok iş açacak gibi duruyor.

İlk golümüzü demarke gelip atan adamın Pepe olması, onca baskın oyuna karşı pozisyon ve şut üretememek, maalesef ileriye ve hücuma destek olması gereken orta saha oyunumuzun sıkıntılarını ve forvetteki kısırlığımızı anlatan en güzel örnekler.. Ekonomik şartlar belli olsa da, yönetimimiz buraları artık yamamak zorunda…

İKİNCİ YARI ve DÜŞÜŞ..

Her maçın bir rakip ile oynandığını da hatırlatarak, Susiç’in saha içi hamleleri ve bizim büyük eksikliklerimizden olan, orta sahada atletizm ve enerji eksikliğimize, Necip’in büyük hatası da eklendi ve olan oldu…

Takım topa sahip olmayı bıraktı (Maç sonu %59.1)

Bu fizik düşüklüklerini sezon başına bağlamak mümkün olsa da, kulübede doping etkisi yapacak yeterli sayıda oyuncunun olmaması, Gökhan’ın ilerleyen dakikalarda sürekli düşen enerjisi, (Manu’yu takip edemeyecek hale geldi) sertliğe başvuran orta sahalara yine fizik olarak cevap verilememesi (Tolgay’ın böyle bir özelliği yok!) orta sahanın komple Akhisar’a geçmesine, bizim de yine endişelere gark olmamıza sebebiyet verdi.

Yine yanlış kadro planlamamızın bir  sebebi olarak, kulübedeki forvet fazlalığı yerine, keşke orta saha fazlalığı olsa idi der iken, Şenol Hocamız yine forvetlere sarıldı ama olumlu etki yerine tam tersi oldu…

Manu, Tolgayı ve Gökhan’ı merkezden delmeye devam etti, ileride iş yine tek başına bir Babel’e kaldı, iyi başlayan gece, yine ”transfer lazım” diye diye bitti.

SONUÇ..

Ölümüz Yeter

Onlar bizden çok kötü

Bu cümleleri geçen seneden hatırlasam da, sonucunu siz benden daha iyi biliyorsunuz.

Hep sahada diğerlerinden ”daha iyi” olmak zorunda olan biz, medya ve kamuoyunda destek görmeyecek olanda yine biziz… O yüzden ekonomik şartlar belli olsa da,gerekli tespitleri bu sefer iyi yapıp,takıma gereken yamayı yapmak zorundayız..

Ekonomik sıkıntılar arşa ulaşsa da, sene sonunda ”ah be abi” diyecek bir pişmanlık senesi, bir ”yine fırsat kaçtı” yılı yaşamayı bu bünye kaldırmaz. Yolumuz açık olsun…

 

Cem Göncü

Aması Var

Normalde yeni olan başlar iken güzel dilekler,hayırlar dile gelir…

Umutlar yeşerir, tazelikle yeni doğan gün misali gözler parlar,kalpler sürekli üçlü çeker..

Necip Kaptan bile, yeni gelmiş 50 milyonluk havalı transfer misali canı gönülden alkışlanır…

Sabır tankları doludur.

Özlem denen yakıt, öyle güçlüdür ki, hemen parlayıp alev almaz..

Ancak şartlar zor, yollar çetin, memleket darda ise?

Şenol Güneş; ”Önce eldekileri hoş tutalım.” der iken ne kadar da haklı imiş değil mi ama?

 

Ama işte,Aması var…

Taraftarız biz, çekeriz cefa mı demek lazım? Taraftarım ben, bana ne transfer yapın mı demek?

Dayanırız demek mi lazım? Yönetimin işi ne, zor zamanlarda yöneticilik belli olur, takımı tamamlayın demek mi?

Gittiği yere kadar mı demek lazım? Bu eksikleri öyle ya da böyle gidermek mi?

Allah hepimize sabır versin demek lazım sanırım.. Hem sabır, hem şans hem de akıl…

 

İkisi için Adalet….

Peki adalet sağlayıcılar ve onların denetleyicisi olanlar nasıl başladılar sizce?

Değişen bir şey yok…Hala iki takım biricikleri, en sevdikleri..

Hala ne yaparlarsa da yapamazlarsa da hep onlar haklı..

Hala ikisi velinimetleri, hala ‘‘güçlü olan, parsayı kapar’‘ şekli…

Kısaca…Hala Beşiktaşlı olmak zor zanaat..

 

İsyansa İsyan..

Hep mi az olunur? Hep mi yel değirmenlerine karşı durulur be kardeşim?

Kibirli olana, çok olana, sesi çok çıkana ne kadar dayanılır?

Onlardan biri olsun da Beşiktaş olmasın diye sürekli icat çıkarana karşı nasıl durulur?

Çığlık atıp, sesin duyulmuyorsa ya da bilerek, isteyerek ”susturulmaya” çalışıyorsan, daha da yorucu değil midir ama?

 

Ama işte, Aması Var…

Sanal alemde attığımız çığlıkların…

Cepteki son parayı Kartal gibi yuvaya vermemizin..

Dövizi kafaya takıp da, transferi sevgili bekler gibi beklememizin..

Deli gibi manşet, algı kovalamanın..

Beşiktaş’ı Sevmek gibi bir aması var…

 

Gazanız Mübarek Olsun..

Yeni Sezon Hayırlı Olsun…

 

Bunlar batıyor, bu seferde bu olsun diyeceklere..

İkisi kıymetlimiz, gerisi yerle yeksan diye haykıranlara..

Siz nereden çıktınız yahu diye fısıldayanlara…

BURADAYIZ, SAVAŞACAĞIZ, BAŞARACAĞIZ demek için, gazanız mübarek olsun Beşiktaşlılar..

Hiç yılmadan, hiç bıkmadan, hep daha yüksek sesle….

 

Cem Göncü

Neden Olmadı? (2. Bölüm-Saha İçi)

Winston Churchill 2. Dünya Savaşının başında zorla başbakan seçildiği zaman kendi partisinin bile desteğinden yoksun, ”savaş çığırtkanı” olarak görülmüş, işin içinden hitabet yeteneği sayesinde çıkmıştır.

Öyle ki; Parlamentoda nihayet tam desteği aldığı meşhur konuşmasının sonunda, en büyük rakibi Halifax’ın ağzından da şu sözler dökülmüştür;

Adam İngilizce dilini silahlandırıp, savaşa yolladı

Kayıt Altına Almak…

Futbolda da ”Futbol terimleri ve dili” oluşturmak, hatta ve hatta her ülkeye ait taktikleri isimlendirmek son 20 senedir en önemli işlerden olmuş, böylece ülkelerin futbol tarihlerini kayıt altına almak kolaylaşmıştır.

‘İsimlendirmek” ve ”Kayıt altına almak” için en doğru yolların bulunduğu, yüz sene sonra bile ”Gegenpressing”, ”Sacchi Press”, ”Cruyff’s Diamond” dendiği zaman bunların sadece iki kelimeden çok daha fazlası olduğunu, efsanelerin yarattıklarının ve dahilik derecelerinin karşılığını,senelerce sahaya koydukları taktik savaşlarla aldıkları ve tarih kitaplarına geçtikleri de tasdiklenmiştir.

Dil ve onu doğru kullanıp kayıt etmek, sanıldığının aksine her şeyin başlangıcı, geçmişin ve yarının en büyük silahıdır

Karanlık tarafa geçene kadar Demirkol da bunun savaşını zaman zaman vermiş, Türk futbolunun bir dili, kültürü ve tarzı olması gerektiğini anlatmış, İngiliz dilinden devşirdiği ”Çapa” kelimesini de literatüre sokmuş ama en sonunda Terim ve Arda tarafından basın toplantısı ile fırçalanıp, ”Kaos futbolu nedir olm!!” denilerek de azarlanmıştır..

Sonunda olan yine oyuna ve dile olmuş, memleket kuralları işlemiş, günümüzde Terim omuzlarda, Arda ise aynı güruh tarafından tukaka ilan edilmiş, milli takımda Dünya kupasını dürbünle izlemek zorunda kalmıştır.

Kısaca oyunu sevenler yine kaybetmiştir…

Beşiktaş’ın Dili…

Beşiktaş’ın bu sene saha içinde neyi yapamadığını yine bu süslü kelimeler ile size anlatmaya, en azından istatistikler ile bazı şeyleri isimlendirmeye çalışacağım. ”Yahu Negredo iyi çıksaydı iş bitmişti, ne anlatıyorsun” diyenleri de biraz daha düşünmeye itebiliriz sanırım, buyurun;

GEÇİŞ HÜCUMU…

Kısaca ”Olm Sosa lazımdı bize be” demeniz bunun kelimelendirilmiş hali ama ben biraz kafanızı ütüleyeyim;

Kökeni basketboldan gelmiş olup, oyun planında bir bölgeden diğerine yapılan doğru geçişler, topu en kısa zamanda genelde hücuma, hedefe taşıma eylemidir.

2016 yılında, Sosa’nın sahada yer aldığı dakikalarda Beşiktaş orta sahasının topu rakip yarı sahaya taşıma süresi: 4.85.2 saniye..

2018 yılında Beşiktaş orta sahasının topu rakip yarı sahaya taşıma süresi: 9.4-10.6 saniye..

Oyun planı dahilinde, sete oturmak ve takımın sahaya yayılmasını beklemek artık her ne kadar çağ dışı olsa da (artık hücum topun kapıldığı yerde başlıyor) ileri hamle ve adam eksiltme özelliği olmayan Beşiktaş orta sahası ile kontra atak yapmak, topu geri kazanıldığı yerlerde direkt kaleye oynamak, maalesef bu sene iyice hayal halini aldı.

Doğal olarak kazanılan toplar oyun planı dahilinde ya Q7’ye ya da yana paslandı.

Rakip kendi sahasına kolaylıkla yerleşti, herkes dönüp Babel’in topu taşımasını yada Q7’nin bire birlerini seyretti…

İleri hamlesi ve dripling özelliği olmayan, hele ki skorda hiç ama hiç olmayan Beşiktaş orta sahası, Atiba’nın düşen fizik gücü ile de oyuna hakim olma özelliğini yitirdi, esas plan da hep kenarlara kaymak zorunda kaldı…

Yine bunun sonucudur ki ; ligde dış sahada durdurması kolay takımlardan birine dönüştük. Sürekli sete oturmamız ve rakiplerin faullerini almamız kolaylaştı. Tolgay’ı topla döner iken ya da yana pas atar iken faul ile durdurmak, Atiba’ya 2’li 3’lü sıkıştırmalar yapmak kolaylaştı.

Malum hakemlerimizin ”kolluyorlar” algısına çanak tutup, bu faullere göz yumması da buna tuz biber oldu.

Temposuz orta saha, temposuz oyun ve sürekli kenar oyuncularına muhtaç oyunu kontrol edemeyen deplasman oyunumuz kaldı akıllarda…

TOPU GERİ KAZANMA SÜREMİZ… BARİZ FİZİK GÜCÜ EKSİKLİĞİMİZ..

2016 Beşiktaş Takımının Topu Rakipten En İyi Geri kazanma süresi Ortalama: 4.7 Sn

2018 Beşiktaş Takımının Topu Rakipten En İyi Geri Kazanma Süresi Ortalama: 9.4 Sn

Orta sahasını kalabalık tutan rakip takımları göbekten delememenin, böyle maçlarda fizik olarak hep yenilmenin, ilk Akhisar maçında Mustafa Yumlu’nun 18 hava topu kazanmasının nedeni ve istatistiklere yansıması bunlar..

”Q7 penaltıyı atsaydı” diyenler kısmen haklı da olsa, işin özüne bakmak, tek pozisyon üstünden sezon değerlendirmekten kaçmamız elzem artık.

2016 Beşiktaş Takımının Rakipten Karşıladığı Topların Bölgesi (Hücumda): %36.8

2018 Beşiktaş Takımının Rakipten Karşıladığı Topların Bölgesi (Hücumda)%14.2

Şenol Hocanın son maçlarda yılların ezberini bırakıp Medel-Atiba yada Medel-Tolgay denemelerinin sebebi orta sahada düşen direnç ve orayı sürekli 2 kişi ile yamama çabamızdı. Günümüzde tek bir 6 numaranın yapacağı hamallık ve top dağıtımını biz zaman zaman 2, zaman zaman (artı bir öne çıkan stoper ile) 3 kişi ile yapmak zorunda kaldık..

İlerleyen zamanlarda Medel’in top kazanımları ve dikine attığı pasların gözümüze Zidane vari gözükmesinin, Medel’in her kazandığı topta kopan alkış tufanının sebebi de bu.. Seneye bütün defans önü ona emanet edilmeli mi? Kesinlikle hayır. O bölge mutlaka ve mutlaka takviye edilmeli. Beşiktaş orta sahasının omurgası artık riske edilmemeli.. Kaybedilen fizik gücü eksikliğimizi geri kazanmamız, kaybedilen enerjimizi yine avuçlarda tutmamız elzem.

FİNAL MAÇLARINDA DURUM!!

Yine yukarıda ki durumlar ile bağlantılı olarak ;

Başakşehir maçında orta saha oyuncularımızın attığı kilit pas sayısı : 2

Başakşehir maçında orta saha oyuncularımızın attığı isabetli Şut Sayısı : 0 (Yazı ile Sıfır)

Gs deplasman maçında ortasaha oyuncularımızın top kapma hamleleri : Toplam 6

10 kişi kalmış ve oyunu kenarlardan götürelim diye dua eden Avcı’nın ekmeğine yağ sürmüş orta saha istatistiklerimiz, hem fiziken nasıl yenildiğimizi hem de nasıl aklında hiç kale olmayan bir orta sahaya sahip olduğumuzun resmi.

Daha çok fiziki mücadeleye ihtiyacımız olan G.saray maçında, atılan tekmelere göz yumulacağı belli bir ortamda, ayakta kalması gerekir iken de orta sahamızın sayıları da yukarıda.

2.Bölgede özet ile takımların ve omurganın beyni orta sahamızı gözden geçirmemiz ilk şart. Yabancı sınırının ne olacağını Allaha emanet bir mevzu olsa da, en azından seçimden sonra oluşacak durum itibarı ile eldeki Türk orta sahalarımızı ne yapacağımızı netleştirip, ekonomik durum ile de ilk başta bakacağımız bölge yine burası olmalı.

SOS vermeyi geçip, artık iflas etmiş bu bölgeyi yamamayı bırakıp, tedavi etmemiz şart oğlu şart. Golsüz ve atletizm olarak hep yenilen bir Beşiktaş orta sahasından hanedanlık beklemek, maalesef hayal…

DEFANSTAN ORTA SAHAYA GEÇİŞ…

Toşiç’in değerini bulduğu an satılması kalplerimizi sızlatsa da, artık Beşiktaş’a uygulanan karşı oyun planlarının temeli;  ”Presi Toşiç’ten başlat” yerine, giden Marcelo’nun dolmayan yerini dolduracak ”Pasör Stoper” alınacağının müjdesi olabilir mi?

Vida ne güne duruyor=Paramı var yahu!!!  diyenler kulağımı çınlatsa da, Beşiktaş bu sene defanstan geçişlerde ve oyunu buradan kurmada sınıfta kaldı.

3 Bölgede,Toşiç-Pepe Topla oynama oranı :%46

3 Bölgede Toşiç-Pepe Pas isabeti Oranı : %32.3 (doğal olarak yüksek çünkü aralarındaki paslaşma dahil edilmiş)

3 Bölgede Toşiç-Pepe İsabetli İleri Pas Oranı : %12.4

2016 Beşiktaş Defansının Vurulmuş Uzun Top Ortalaması : 3.9 Rastgele Vuruş…

2018 Beşiktaş Defansını Vurulmuş Uzun Top Ortalaması :  8.6 Rastgele Vuruş…

İki senede rastgele yapılan uzun topları ikiye katlamak sanırım kötü bir istatistik nasıl olur göstermiş bizlere. Medel’in uzun süre defansta tercih edilmesinin sebebi de buradan topu oyuna sokma kabiliyeti idi. Yoksa Hocanın Medel’i orta saha da kullanmamak gibi bir kuralı yoktu.

Vida her ne kadar gerekli süreleri almamış, benim canlı seyrettiğim her maçta nacizane temel hatalar yapıp durmuş olsa da bize lazım ”pasör’ün” birebir karşılığı zaten değil.

Bu ekonomide ve eldeki mevcut kadroda, ”orayı idare ederiz” demek mantıklı olsa da takımın omurgasının başlangıcına sağlam bir takviye imkanı keşke olsa. Nitekim, devrede buraya adam aramaktan bıktık artık…

FORVETTE NE ARIYORUZ?

Transfer dönemleri gelenekseldir ama hiç kimse onca dönen 5 benzemez isim arasından ; ”Yahu Bize Hangi Özellikler Lazım” demez…

Geçen sene Aboubakar’dan, Negredo’ya geçer iken yaptığımız hatayı tekrar etmemek en büyük işimiz olmalı..

Anıl Demirci’nin geçenlerde anlattığı üzere, scout etmek sadece gençleri ya da keşif edilmemişleri bulmak değildir. Takımların sistemlerine uygun, hocanın aradığı özelliklere haiz nitelikleri de yaşça büyük olsa da bulmaktır.

Günümüzün en önemlisi ”atletizm ve hız’‘ ile birleşen bitiricilik bulmak artık çok zor ve pahalı olsa da bunların yarısına sahip, hızı ve adam eksiltmesi ile takımı ileride tutup, enerji katabilecek birini bulmak, takımı ileri de tutan ve çeken “vinç”in operatörü görevini Q7’den almak, aranan ilk özellikler olmalı sanırım…

Ya bu adam vazgeçilmez mi denilen Q7’nin sahada olmasının ilk sebebi, içeriye yaptığı yüzlerce orta değil, topu ileride tutabilme, takımı öne çekebilme süreleri ;

Q7’nin ileride top tutma ve saklama ortalaması : Her atılan 9.8 topun, 7.6 sını ilk seferde kontrol edebilmiş Q7.

Q7’nin ayağında başarı ile top tutabilme yüzdesi : %86.7

Q7’nin ayağında top tutma Süre Ortalaması : 3.9 Saniye…(Modern futbol için çok kötü ama önde top tutma özürlü Beşiktaş için maalesef gerekli idi!!!)

Kısaca ve umarım artık sadece isimleri değil, sisteme ve takıma uygun, ”lazım” olan oyuncuları konuşabiliriz!!!

KİRİŞLER..

Her büyük takımın gizli kahramanları ve saha içi liderleri, kirişleri vardır. Biz bazen göremesek de takıma yakın olanlar, soyunma odası hallerinden, bazen çıkan kavgalardan bunun kim olduğunu bilirler..

Bu kesinlikle bir gereklilik değildir, ancak olması faydalı hallerdendir. Takımın dayak yediği bu sezonda en çok aklımda kalan sahneler, yerde kalan oyuncularımızın yalnızlığı, hakeme itiraz eden kaptanın ”kaale alınmama” sahneleri maalesef.

Bir takımda bayrak olmak, zaman ve saha içi faydalarının toplamıdır. Kimse sahada gezen birine kendini emanet etmez.

Her antremana 2 saat önce gelen LeBron, her idmandan sonra 500 şut atan Kobe, kaybetmeyi yediremeyip, takım arkadaşı Steve Kerr’ü (şimdi ki Warriors hocası) yumruklayan Jordan gibi isimlerin büyüklüğü buradan gelir.

Kısaca, ”yolla 10 kişi” ”gelsin 10 kişi” demek de, yenilenmenin böyle yapıldığını sanmak da, yine futbol iklimimizin palavrasıdır. Liderler yaratmak çok zor, kirişlere sahip çıkmak elzemdir…

Revizyon yıkarak değil, yavaşça ve onararak yapılır. Atiba’nın kalmasını istemek, kulübeden bu sene göremediğimiz etkiyi sağlamak, kulübün ”sahip çıkmak” hikayelerinden biri olacaktır,olmalıdır..

Takımda ki Türk oyuncuların temel olup oluşturacağı ”kiriş” de bu açıdan önemlidir. Almanların, hocalarını artık genç eğitimli Alman antrenörlerden seçmesinin temel sebebi, ”Dilin etkisinin takım üzerine oranının %73’lerde” çıkmış olmasıdır. Alınacak düzgün karakterli Türk oyuncularda bu açıdan çok önemlidir.

Şenol Hocanın da yabancılık hissetmeyeceği, kendi dili ile motive edebileceği oyuncuları takıma doğru şekilde kazandırmakta da sakınca yoktur. Yoksa pasaportlarda ”iyi oyuncudur” yazmaz. Sahada canını verenin milliyeti önemli değildir…

ÖZETLE; 

Özet ile çok uzattım.. 3. ve 4. bölümlere yer bırakıp, omurgamızı tekrar ve doğru kurup oluşturabilecek, ayağı düzgün stoper+orta sahalar+forvet+aç Türk oyuncular duasına çıkıp geliyorum… Sağlıcakla…

 

Cem Göncü

 

Neden Olmadı? (1. Bölüm)

Hala şampiyonluk yerine geçebilecek ikincilik şansımız devam eder iken, ”Neden Olmadı” diyen bir yazının başına oturmak her ne kadar zor olsa da, ‘‘Hanedanlık” şansını şimdilik kaybetmiş, iki takım düzenini sarsacak üçlü bir başlangıcı böyle kaçırmış isen,negatif bir yazı başlığını da hak etmişsindir sanırım.

Sezon başı ”Hanedanlık” nedir? Kurmak neden bu kadar zordur? diye sıralamış, en azından saha içinde en büyük  rakibimizin kendimiz olduğunu, transfer dönemlerinin kaderimizi belirleyeceğini izah etmeye çalışmış ,gazamız mübarek olsun diyerek de işe girişmiştik, ancak saha dışı etkenlerin bu kadar alçalabileceğini;

Türk spor tarihinin belki de en büyük karşı koalisyonuna, en büyük karşı medya ittifakına karşı mücadele edeceğimizi,@alperbah ın 4-5 kelime ile hesabından özetlediği gibi;

”Beşiktaş Olmasın da Kim Olursa Olsun Sezonuna” başladığımızı kimse bilemez idi sanırım…

7 deplasman maçını kaybetmiş bir rakibe liderlik vermek, ileri uçtaki ve orta sahadaki ayyuka çıkmış sıkıntılarımızı yazmayı diğer bölümlere bırakıp, bu yazıların en başına yapılan bu rezillikleri koymak, belki 5 yıl sonra ”yuh” diyeceğimiz bu konu başlıklarını yazmak, hatırlatmak, buradan başlamak boynumuzun borcu!!!

BEŞİKTAŞ OLMASIN DA KİM OLURSA OLSUN SEZONU….

-6 Ağustos 2017/Süper Kupa :

Rakip yönetimin dağıttığı biletleri bedava kalkan otobüsleri seyir edip, daha stat dışında başlayan, her Beşiktaş bayraklı arabaya yapılan saldırılara gözlerini kapatıp, geliyorum diyen saha içi olaylarına aynı bizim gibi seyirci olunup, işin Q7’ye ”kelebek” atılmasına kadar varmasına göz yumulmuş, cümbür cemaat sahaya dalan Konya seyircisine gözler kapatılıp, Beşiktaş tribünlerine yapılmış her türlü tahrike rağmen, sahaya inmeyen sağduyulu Beşiktaş taraftarına ve takımına, sezona bomboş tribünler önünde başlama cezasını kesmişler, spor medyamız da beklendiği üzere işi sanki ”karşılıklı” atışma olmuş gibi göstermekten hicap duymamıştır. Kısaca;

Sezona Hoş geldiniz!!!!

Temmuz 2017 Sonu itibarı ile Şenol Güneş Milli Takıma Kampanyası :

15 Temmuz 2017’de Terim mekan basıp, nedense şu anki ‘‘Melek” imajının tam aksine başta kendi camiası tarafından linç edilir iken, mevcut medya müdürleri ve yorumcular ellerini ovuşturmaya başlamıştı bile.

Sanki eldeki kontratı hiç var olmamış, 2 senenin şampiyon camiasına sormanın hiç bir değeri yokmuş gibi, her şekilde Beşiktaş zarar görür kokusunu almışlar, ilerleyen zamanlarda TFF ‘nin çok önce Luce ile anlaşmasını bildiklerini (sonra itiraf eden çok oldu) bile saklayıp, işin sanal medyada dünyanın en rezil yakıştırmasına gitmesine bile göz yumup, ”Vatan Haini” çamurunun atılmasını zevkle seyretmişlerdir.

O günlerin köşe yazıları, TV’deki yorumlarda sınırlar aşılmış, ”gideceksinnn karşiiimmm”e kadar varan kepazeliklerin ulusal ekranlara çıkması nedense ”normal” karşılanmıştı..

Hocanın ve Camianın, seni Avrupa da ki en büyük arenada direk temsil edecek takımın sezon başlangıcına bakar mısınız?

-23 Eylül 2017 Fenerbahçe Deplasman Maçı : 

3 iyi oyuncusunu, tarihinin en pahalı kadrosunun, statsız şampiyonluğu kaptırdığı bir ortamda, bu maçın bir intikam maçları serisinin başlangıcı olacağını, maçtan sonra bütün spor müdürlerinin ve yorumcularının üç maymunu oynamayı bırakın, üste çıkmalarından anlamalı idik de, normal düşünen bir insan evladı olarak, tahmin edemedik…

77 cm golün ofsayt diyerek iptal edilmesi, bu maça özel sahaya çıkıp, tekme üstüne tekme atan Ekici’nin göklere çıkarılması, şu anda nerede olduğunu bilmediğim Ozan’ın bile attığı tekmelere gözlerin sımsıkı kapatılması, sezonun işaretleri imiş de, biz maalesef görememişiz…

Esas göremediğimiz, Aykut Kocaman’ın aylar sürecek manupülasyonuna nasıl yol verileceğinin başlangıcı olan maç da bu maçmış, onu da hiç düşünemedik, bize yazıklar olsun…

-Aylar Süren Aykut Kocaman Manipülasyonu

İlk maçta yaptıklarının pekala farkında olup, ”Çatır çatır yendik” diyecek kadar altında ezilmiş, gelen talimat ile 7 ay sürecek ”Bizi yapmazlar, Beşiktaş’ı kolluyorlar” demeçlerine başlamış olan Aykut Hoca, bunca ay her ne derse desin, sadece 1 maç ceza ile ödüllendirilmiş, bir ara kaçıp nerede olduğu bilinmese bile, medya tarafından şakır şakır alkışlanmıştır.

Şenol Hocanın bu demeçleri verdiğini, her maçtan sonra hakemleri yerden yere vurup işi, ”tacımızı çaldılar” diyecek kadar ileri götürdüğünü düşünsenize!!!

Muhtemelen en başta ahlak bekçisi kesilecek spor müdürleri ve yorumcuları tarafından tekrardan Kore’ye yollanmıştı bile… 2004 sezonunu ve Luce’nin nasıl kovulduğunu unutmayın.

Devam…

-Caner ve Milat…

Detayları ile tekrardan anlatmaya gerek yok. Sadece gözlerinizin önüne getirin lütfen!!!!

Olmayan madde ile ceza kuruluna sevk edilmiş, hepimizin adı gibi bildiği üzere, sonradan TV kameralarının tespit ettiği hiç bir oyuncuya ceza verilmeyecek şekilde milat ilan edilmiş, bütün spor medyası ve yorumcuları ahlak bekçisi kesilmiş, o zaman Beşiktaş’ın en formda oyuncusuna Kadıköy’de dizlerinin üzerinde verdiği selamın cezası kesilmiştir.

Oyna Devam…

-İç Sahada Deplasman Oynar Gibi…

Senelerce hakemlerin ”Bakın ben cesurum, büyükleri kollamıyorum” mesajını verdikleri İnönü kapanmış olsa da yeni stadımızda, rakiplerimiz göz önüne alındığında çok da değişen bir şey olmadı. İlk Galatasaray maçında Ozi’ye yapılan penaltı es geçildi, Gomis’in kontrolsüz hareketlerine göz yumuldu. Fenerbahçe kupa ilk maçındaki yediğimiz dayak, sonra ki kader maçımızda TT Arena’da Toşiç’e oynatılan avantaj ve verilen kırmızıyı, Vodafone’da görmek hala hayal….

Toplam üç Fb maçında maruz kaldığımız 65 faul, TT Arena’da kimsenin üzerinde durmadığı 23 faul! Ligin en az faul  yapan takımlarından olup da toplam 7 kırmızı kartı nasıl gördüğümüzü, içeride hala ev sahibi avantajını kullanamayan tek büyük takım olduğumuzu açıklamak mümkün mü?

Kafasında sadece oynamak olan, ağzından sadece ”Güzel Oyun” çıkan bir hocaya ve takıma yapılan muamele, sahada rakibe dokunmaya korkar hale gelmiş oyuncularımızı görmek, gerçekten üzücü idi…

Fernandao  ve Volkan gibi ahlak dışı hareketleri alışkanlık haline getirmiş profesyoneller hep ödüllendirilir iken, geçen haftaya kadar sükunetini korumayı başarmış Beşiktaş taraftarına ceza yağdırıldı…

Vodafone Park’ın Merdivenleri bile manşete çekildi, sonradan montaj olduğu, maçın başında insanların hala yerlerine oturmaya çalıştıkları bizzat tarafımızdan ispat edildi ama nafile..

-Fb ve Kupa Maçları…

Şampiyonlar liginde tarih yazmış takımın kupa maçlarının neden 55 gün ara ile oynandığını sorup,cevap bile alamaz iken,”yakamızdan düşsünler” dediğimiz takımla yine eşleşmek,işin tuzu biberi oldu.

Ligde güle oynaya 3 attığımız rakip, kupa ilk ayağında yine faul rekorları kırıp, başta Soldado’nun büyük tiyatrosu, sonrasında Souza ve Ekici’nin tekmeleri ile sonunda da verilmeyen Babel penaltısı ile Vodafone’dan güle oynaya çıkarıldı.

Q7’ye vurup,onu itenler görmezden gelinip, yine deplasmanda oynar gibi kartlar Beşiktaşlı oyunculara hiç tereddütsüz çıkarıldı… 70 metrer depar ile Beşiktaş taraftarına hareket çeken Volkan ikinci sarıdan ”lütfen” atıldı…

Manşetler adaleti değil, verilmesi gereken cezaları işaret etti hep. Ne yazacaklarını da kim işaret etti ise artık…

İkinci maça Babel golü ile başlayıp, yine gol iptalinden sonra bizzat yayıncı tarafından ofsayt çizgisi çekilmemiş iken olanlar oldu…

-Şenol Güneş’e LİNÇ Kampanyası..

Kan çıkmadı ahlaksızlığından tut, ”bize de yapıldı ne var ki” kepazeliğine kadar her şeyin denendiği, sonunda işin içine siyaseti sokup, işi oradan çözmeye kadar giden rezillikler zinciri.

65 yaşında adamın bütün kariyerini hiçe sayıp, onu yenememenin verdiği kin ile ”tiyatro” sığlığına başvuran yorumcular, spor müdürleri, doktorlar, histeri içinde koca bir camia!

Avrupa olsa ne olurdu? sorusuna rahatlıkla ”1 sezon ceza” cevabını verenlerin, iş buraya gelince, ”kan yok” deliliğine başvurmalarını sanırım 10 sene sonra kimse izah edemeyecek!!

Buna çanak tutmuş spor medyası mensuplarını da tarih kara harfler ile yazacak… Hem çanak tutanları hem de bu deliliği durdurun diye çığlık atamayanları…

-TeriMania

Beşiktaş’ın kafası bunlar ile meşgul, hocası adaletsizlik denizinde yüzer iken, Terim hamlesi ile kendini öne atmış Galatasaray camiası olanları uzaktan sevinçle izliyordu.

2 ay evvelki milli takım enkazının mimarı, 1905 TL maaş ile ödüllendirilmiş, foya ortaya çıkınca apar topar kamuoyu platformundan düzeltme gelip, gerçek maaş orta koyulmuş, yine 2 ay evvel aynı spor medyası tarafından yerden yere vurulan Terim, bir anda melek ilan edilip, bütün tartışmalardan aklanmıştı.

Hatta ve hatta iş, ”tazminat hakkıdır” demeye kadar getirilmiş, yapılan ve verilen bütün ”Vatan, Millet, Sakarya” demeçleri unutulmuştur.

Konya maçında 70 cm ofsayt’a yan hakem devam demiş,Beşiktaş maçının başında Medel’e atılan dirsek ”normal” görülmüş,son olarak Alanya maçında Muslera hadisesi ile de işlem tamamlanmıştır.

Şenol Hoca linç edilir iken, Hasan Şaş’ın tribüne küfür videoları hiç görülmemiş, daha bu hafta Terim’in kendi seyircisini tribünden attırıp, ettiği küfürler yok sayılmıştır..

Kısaca  her şey yolundadır…

-Ez Cümle…

Düşünün 1072 kelime yazdım ama hala Beşiktaş’ın bu sezon başına gelenleri bitiremedim. Bozulan sinirlerimiz, uykusuz geçen gecelerimiz, ”bu haksızlıklara nasıl göz yumar” dediğimiz kurullar ve elden gelen koca bir sıfır…

Kupa Sizin Olsun” kararı da olmasa içimiz soğumayacak, vicdanlarımız yatışmayacaktı sanırım. Adaletin terazisi şaşmış olsa da kötülüklerinin sınırsızlığını bir kez daha gördük. Şaşırmayız artık dedikçe daha çok şaşırır olduk…

Her ne yaşar isek yaşayalım, insanoğlu unutkan olsa da, bir kez daha savaşmaya, iki takım düzenini yıkmaya hazır ve kararlıyız. Bu yapılanları ölene kadar gözlerinize ve kulaklarınıza sokup, çocuklarınızın ‘‘Siz neler yaptınız?Ayıp değil mi idi? Değer miydi?” demelerini sağlayacağız..

Kalan çok az kombineyi de 5 dakika içinde bitirerek, Adidas’ın Türkiye sınırları içinde sattığı en çok forma satışına (501.866 adet) ulaşarak da, seyirci değil taraftar olduğumuzu herkese haykırdık!!

Unutmayın yine geleceğiz…Hemde daha kuvvetli…

 

Cem Göncü

 

Beşiktaş 3-1 Yeni Malatyaspor

Hortladı…

Abdullah Avcı’nın öğrencisi, senelerce çözümlerde yanında oturmuş Erol Bulut, genel oyun planına ek, Avcı’dan kopya ile göbekte 5 kişi ile kalabalık durunca, yine ”zamansız” orta hastalığımız ve temposuz pas oyunumuz hortladı hortlamasına da, sonu Allah’tan hortlak hikayesine benzemedi…

ORTA AMA NE ZAMAN?

Yahu kalmış 4 hafta neyin analizini kasıyorsun diyenler olabilir, hakları da vardır, ancak hep aynı savunma planına, hep aynı panikle saldırmak, süre daraldıkça iyice ‘‘bulduğun yerden içeri kes” oyununa yaslanmak, artık Beşiktaş gibi bir tecrübe takımına yakışmıyor..

Bir ara sürekli dillere pelesenk olmuş ”40 orta yapılır mı” feryatlarına, ”orta yapılır ancak, doğru yere ve doğru zamanda yapılır” diyerek bayağı linç yemiş, durumu izah edememiştim.

Artık sanırım ne zaman merkezden pas ile gelmek gerekir, ne zaman orta yapılır, herkesin kafasında canlanıyor. Kendi sahasına, yarı adam adama yarı alan yaparak yaslanan takımlara, orta sahaya yakın savruk ortalar yapmak hem senin kalene daha çabuk dönen toplar demek hem de atak sonlandıramamak demektir. Sonu da kalene daha kolay gelen rakip demektir.

Sabırla pas yapmak, atağı her şekilde sonlandırmak, işini rastgele ortaya bırakamamak için ilk şartlardır. Tamam zaman daraldıkça kale de ufalır ama bunca tecrübe barındıran bir takımın böyle ”tekrar” ataklar yapması kabul edilemez…

GOL GELDİ AMA…

Negredo golünü attı ama iş alan bulamayan Talisca’ya alan açmaya gelince hala yeterli değil. Yahu atmayınca atamıyor, atınca alan açamıyor diyorsun diyenlere ;

Maalesef artık ”tek forvet” oynamak bunların ikisini de büyük bir atletik güçle yapmayı, bire bir de adam eksiltmeyi, doğru koşuları yapmayı, bulunca da atmayı gerektiriyor. Bu kadar çok şeyi yapacak form durumunda olmayınca da hep bir şeyler eksik kalıyor maalesef. Biraz daha gayret Negredo Baba… Ha gayret…

VİDA..

Yediği içtiği ayrı gitmemek klişesi, tam da stoper tandemi için söylenmiştir. Her hafta yanında oynayan kişinin değişmesi ya da kenardan hop diye sol stoper yanına dahil olmak zordur ancak aması var;

Vida’daki çevre kontrolü işi maalesef biraz sıkıntılı. Yediği çalımları hep kendi kendine, ‘‘erken” hamleleri yüzünden yiyor, sürekli ekseni etrafında dönerek, rakibi ters taraftan almaya çalışınca da hep ”bir tık” geç kalıyor…

Uyum sürecini erken atlatması, hep aynı partner ile oynayabilmesi dileği ile, Sarı’ya iyi dileklerimizi iletiyoruz..

OZİ ve ORTA SAHA…

Yukarıda bahsettiğimiz ”kalabalık merkeze hücum” işinin bir diğer anahtarı da ”oyun lideridir”. Lider tempoyu ayarlar, oyuna hükmeder, tempo benden sorulur diyerek kısa pas ya da çapraz paslarla oyunu hızlandırır ya da yavaşlatır.

Ozi bugün belli ki aldığı talimat ile yine sürekli Q7’ye çapraz toplar atarak eski ”oyunu genişletme” planını buna göre sahaya yansıtmak istedi ama her maçın kendi hikayesi vardır. Bugün yapılması gereken sabırla pas yapmak ve topu hızla çevirmek iken Ozi yine panikledi ve kayboldu..

Kaptan başımızın tacı ama biz onu yetenekleri çok iyi bildiğimiz için hep daha iyi olmasını ümit ediyoruz. Umarım gerçekleşir…

HALİS ÖZKAHYA

Böyle güzel bahar günlerinde hele ki güzeller güzeli, pırıl pırıl ElifNaz kızımız 23 Nisan şerefine anonsu yapmış, boğaz kenarında inci gibi stadımız dolmuş taşmış iken Türk futbolunun hala ve hala en büyük ümidi Beşiktaş hafta içi büyük bir kepazelikten sağ çıkmış, böyle güzel manzaralarla Türk futbolunun güzel yüzü olmaya devam eder iken de sahada ne yapmaya çalıştığı belli olmayan, bir kara kuşak hareketine kafasını çevirip, Vida’ya yapılan 2 penaltıyı gözünün önünde görüp çalmamasını ben artık kendime izah edemiyorum…

Geçen yarı Babel’in ayağını kontrolsüz kaldırmasına koşa koşa kırmızıyı çekmiş Özkahya, 50 cm önündeki karate hareketi ile ciğer delmeye, ”topa vurdu yahu” diyerek kafasını çevirdi.

Maalesef 2.5 senedir hakemlerimizin bize Vodafone’da yaşatıkları deplasman atmosferini aşamıyoruz. Kenarda hoplamaktan helak olan rakip hocalar, maç sonu yayıncıya kan ter içinde açıklamaya koşup gözümüzün içine baka baka da yalanlarını sıralıyorlar. Densizliğin ve hadsizliğin tarihe geçecek günlerini yaşıyoruz..

Özet ile;  Niyetinizi de ne yapmaya çalıştığınızı da çok çok iyi biliyoruz. Hafta içi olan olaylardan sonra neleri kendinize ”görev” addettiğinizi de iyi biliyoruz, ama unutmayın hocamızın da kulübümüzün de arkasındayız.

Lobinize, medya müdürlerinize, paralı muhabirlerinize teslim olmayacağız. Gırtlağımız yırtılana kadar bağırıp, ellerimiz kopana kadar yazacağız. Sonuna kadar buradayız…

 

Cem Göncü

 

Akhisar Belediye 0-3 Beşiktaş

”ARTIK LİG’DE İŞİMİZE BAKACAĞIZ…”

Bayern Dönüşü Şenol Hocamızın kelimeleri bunlar. Beşiktaş takımı ve taraftarı işine ciddiyetle yaklaşınca oluşan enerji karşısında kimsenin karşılarında duramayacağının da resmi…

Bu gecede herkes gördü ki, lige tamamı ile dönmüş bir Beşiktaş, bu ligin ağası.

Sonuç ne olur bilemem ama kulübe dezavantajını yaşadığımız Şampiyonlar Ligi dönüş maçlarından sıyrılmış, tamamı ile lige konsantre olmuş Beşiktaş, eksiklerine rağmen bu ligin üstünde…

Bütün hafta üzerimizdeki tedirginliği de inkar etmek olmaz. Akhisar maçlarındaki sıkıntılarımız ortada iken ”rahatız” diyene de rastlamadım şükür.

Şükür, çünkü ”5 atarızzz” diyen saçma feryatlar yerine, bizim kulüp kültürümüze en çok uyan ; ”Savaşın’‘ ‘‘Haydi” ‘‘Dikkat” kelimelerini sizlerden daha çok okuyunca, ”Bu iş olacak” dedim kendi kendime… Yanılmadım Şükür…

PAMUKLARA SARILACAK ADAM: BABEL

Geçen hafta ”İlk Adriano ile önce onun ismini yazarım” demiş olmaktan mutluyum. Bu takımın oyun aklı ve sahada pamuklara sarmamız gereken Babelimiz bugün oyunu aldı götürdü. Negredo ile yer değiştirdiği her pozisyonda etkili oldu.

Maçtan sonrada Ajax yıllarında forvet başladığını, orada da rahat olduğunu bir güzel anlattı. Yine geçen hafta anlatmaya çalıştığım Cenk ve duvar olan adam eksikliğini de Caner bu hafta güzel oyunu ile kapattı.

Hala geri dönüşlerde sıkıntıları çok olsa da, 18 pas hatası gibi inanılmaz bir rakama ulaşsa da, onun da oyunundaki devamlılığı, arttıkça artan fizik kondisyonu ve hücum verimliliği, sevinmek için başka bir sebep..

MEDEL-ATİBA

Maçtan evvelki geleneksel ”Kadro böyle olur mu hocaaaa” şenlikleri, erken golümüz ile boşa çıksa da, Beşiktaş orta sahasının kimlerden oluşacağını, aslında 3 oyuncunun, bir tam 6 numara etmediği gerçeğini de göz önünde bulundurup, artık tamamı ile hocaya bırakmak sanırım en doğrusu.

101 pas isabeti, 120 topla buluşma ile üstüne ”Topu oyuna doğru sokma” işini üstlenen Medel’e, Atiba; 80 isabet, 98 topla buluşma ile eşlik etti.

Top kapma liderimiz Adriano olsa da, Medel-Atiba erken gelen golün rahatlığı ile de orta sahamızı çok da güzel idare ettiler.

Yine hocamızın ”çok top kaybettik” demecini bu seferlik kulak arkası edelim. Yoksa verilen bazı pozisyonların izahı yok…

GOL KATKISI..

Forveti bu kadar verimsiz bir takımın katkı krallarının Talisca ve Babel olması,tam da bizim Fante’nin ”İçeride Talisca, Dışarıda Babel” tezine uygun..

A sınıfı takımların öndeki 3 oyuncusunun ve iç içe geçmiş orta sahalarının gol sayıları ortada iken, buna ”çok büyük bir nimet” yaklaşımı tartışılır ama Talisca ve Babel bu takımın skor yükünün ve verimlilik istatistiklerinin liderleridir.

Çokça kaybolan Talisca, bugün yine oyuna ağırlığını koyamasa da ”Züpper Ligin” dinamikleri içinde altındır. Keşke uygun bir fiyata alınabilse de gerektiğinde hamle oyuncusu olarak da kullanabilsek.

KALDI BEŞ…

Kahin değilim ama 2-3 hafta önce Twitter’da yazdığım gibi; ”Umut edenlere ve İnananlara Gölge Etmeyin” kelimelerimin tam da arkasındayım.

Zaferler her zaman hayal edenlerin ve umudunu kaybetmeyenlerin olmuş, inanmaktan vazgeçmeyenlerin omuzlarında yükselmiş iken, İngilizce ifadesi ile ”hater”lar  Türkçesi ile ”sürekli nefret edecek bir şey bulanlar, nefret etmeyi sevenler” bile artık sanırım inanmaya başladılar.

Dediğim gibi ne olacağını bilmiyorum ama 5 maç yine takımımızın arkasındayız. Ölene kadar da Beşiktaşlıyız!!!

 

Cem Göncü

 

Beşiktaş 5-1 Göztepe

Bizim gibi futbol hastaları için seçilmiş maçların dışında ”seyredilebilir” maçlar vardır. Hafta sonu maça gidilmeyecek ise tv karşısına oturulur, başa La Liga ve Premier Lig koyulur, kalanına da bayıltmayacak takımlardan devam edilir.

Züpper ligde seyredilebilecek güzel oyun ve takım çok azdır.

Genelde 9 kişi alan savunmasından hallice adam adama yapar, yaklaşık 25-35 arası faul yapılır. Hocalar kenarda açık kollayıp, hakemi etki altına almak için kendini yerden yere atar. (Bkz. başta Aykut Kocaman, Ümit Özat)

Tamer Hoca bunlardan değildir. Şenol Güneş ve Beşiktaş tedrisatından geçmiş, bu kültürü özümsemiş, kendi oyununu oynamaya çalışan, oyunu bozmak, tekme atmak, hakeme çemkirmek, maçtan sonra ”hakeme sallayayım da haftaya beni de görsünler” diye düşünmeyen, hafta sonu açıp maçı izlenecek teknik direktörlerdendir.

Yukarıdaki 2 isimden biri 500 kişiye, diğeri 15.000 kişiye yalvar yakar oynar iken, Tamer Hoca kendini hiç bozmaz, bildiğini okur.

Tam da bu sebeplerden dolayı sevmez onu spor medyamız. Aklı başında, ahlaklı, kendini kullandırtmayan, bütün hafta Demba üzerinden ”Beşiktaş’a saldırın” mesajını almaz çünkü. İşi gücü futboldur, güzel oyundur. Geçen hafta evinde Kasımpaşa’ya yenilir iken de ”güzel oyundan” taviz vermez…

İşte bu yüzden de sık sık seyredip analiz etme imkanımız da olmuştur Göztepe’yi. Şenol Hoca’nın alan oyunu ve pres şiarlarını uygular Tamer Hoca, ancak defansı problemlidir, ”kolayca deliniyorlar” diye de geçen hafta yazmam bu yüzdendir. Medel-Necip sertliği bu oyunda ”avantaj” bile olabilir diye de belirtmiş, ”istek” her maçı çözmez ama bu maçı çözebilir diye de eklemiştim.

ORTA SAHA TALİSCA..

3 isabetli şut/17 ikili mücadelenin 7’sin den galip çıkma ve tam da istediğimiz gibi sürekli oyunun içinde olan, ”yarı” zamanlı da olsa, orta saha görevi de gören, bize güzel hayaller kurdurtan Talisca.

Golü erken bulup, kalabalığın içinde kaybolmayan, adam markajı yemeyip, ilk niyeti tekme atmak olmayan bir takımla oynar iken, maçın adamı olan Talisca…

Biz, Cuma günü tam da göbeği kapatacak, ucundan da olsa küme düşme korkusu ile de sert oynayacağı belli olan Akhisar karşısında ne yapacağı belli olmayan, yine bize ”Çok para” dedirtecek Talisca’yı değil, bize güzel hayaller gördürecek, ”acaba orta sahaya evriliyor mu” dedirtecek Talisca’yı daha çok seviyoruz… Hep böyle kalman dileği ile…

NECİP-MEDEL DEVAM ETSİN Mİ?

Tempo yapmak  ve arkası sağlam bir oyun iç sahada güzel olsa da, dış sahada ”topu doğru oynamak” daha önemlidir.

Dönen toplara, yerinde pres ile bizi rahatlatan orta sahamız, 65 ile 78 arası oyundan kopup, Tayfur hamlesi ile iyice oyundan düştü. Demba’nın füzesi gol olsa yaşayacağımız sıkıntıyı saymıyorum bile.

3 direk orta sahamızın yokluğunda biz de daha direkt bir oyun tercih etsek de, bu kadar büyük bir değişikliği hocadan beklemek zor.

Medel’e ayrı bir parantez açmadan olmaz. Disiplini ve yine tek, çabuk,doğru pas ile takımı rahatlatan adamdı. 2015’ten beri ilk golünü yine Şenol Güneş takımında atıp, verdiği 6 kilo ile ”karın kası” şovunu da yine Şenol Güneş Beşiktaşında yaptı.

Bana göre ilk tercih hala stoper olması gerekse de, orta sahaya konulur ise kimse ”neden” diyemez sanırım. Hele ki atak sonlandırıp, bir de goller atmaya devam eder ise….

Umarım onun oyun aşkı her oyuncumuza örnek olur….

BABEL FORMSUZ…

Seviyoruz.Takıma geldiği günden beri,maksimum faydayı sağlayan, şu an onsuz bir Beşiktaş düşünemediğim, takımda oyunu Adriano ile birlikte ”aklı’‘ ile oynayan yegane adamı gömmeyi seviyoruz.

31 yaşında ligde 10 gol 4 asist yapmış, Cenk’i kaybetmiş, Adriano ile sürekli oynama lüksünden uzun süredir ayrı kalmış adamdan, Caner’in arkasını da kollamayı ihmal etmeyen Babel’den, sürekli 3 kişiyi çalımlayıp, takımın kötü olduğu günlerde bile tek başına uçmasını istemeyi seviyoruz.

Lütfen şunu aklınızdan çıkarmayın; Adriano ve Babel sağlıklı ise, ilk 11’e başta onlar yazılır. Gerisi boş laftır…

SUPERMAN LARIN…

Bayılıyoruz. Kahramanlar yaratmayı, tek maçla gömüp, 10 dakika ile Superman ilan etmeyi de seviyoruz ama sanırım bunda az da olsa hakkımız var.

Rakip forvet gelip, senin forvetinin bütün sezon attığı şutu, bir maçta atınca, soğukkanlı bir hareketi, vuruşta topun yere düşmesini bekleyen forveti bayağı özlemişiz sanırım.

Hoca oynatır ya da oynatmaz bilmiyorum ama kenardan da gelse, umarım Superman olmasa da, Örümcek Adam olur…

DEMBA BA….

Allah biliyor. Maçtan evvel ”çağırmayın be abicim” diye içimden geçirdiğimi. Allah biliyor ama halen her gün Balık pazarında, Köyiçinde, semtin bilimum yerlerinde 5-10 defa Demba şarkısı çalındığını da Allah biliyor.

Bu şarkı ile Beşiktaş taraftarının performansından ayrı olarak artık, futbolu bilen bilmeyen herkesin kafasına kazıdığı bir figürü transfer ederken de, Beşiktaş deplasmanında saygı göreceğini bilmemek sanırım saflık olurdu…

7 hava topu kazanıp, 15 ikili mücadeleden galip çıkan, rakip sahada %56 pas isabeti sağlamış, füzesi 72 de direkte patlamış Göztepe oyuncusunu hayranlık ile seyir ettik.

Fabri’nin ciğerini delmeye kalktığı pozisyonda ”hooooppp” diyecek oldum da, yine de gönlüm elvermedi…

Başkanın açıklamasından tam da 1 gün evvel, Demba ile söyleşi kuyruğuna giren niyeti belli medyamız,sorduğu sorular ile ”Hayatımın maçını oynayacağım” demecini verdiren yine aynı medyamız iken, 1 gün sonra bu açıklamaları vazife görüp, imasını değiştiren ama beklentisi değişmeyen (Beşiktaş puan kaybı) masum renkli spor medyası, Demba şarkısı ile şak şak göbek atar iken de bir anda, sanki Demba uzaydan gelip Göztepe’ye transfer olmuş gibi bir hale büründü mü? Büründü..

Gerçekten çok rezilsiniz…

KALDI 6 MAÇ..

Kazanıp bekleyeceğimiz 6 maç kaldı. Bir de zerre umurumda olmayan, yine tekmeler yeyip sinirlerimizin bozulacağı, keşke olmasa dediğim bir kupa maçı….

Sürekli sendelemesi beklenen, sürekli manşetlerden vurulup, sahadaki oyuncularına ceza yağdırılan, sahası kapansın diye merdivenlerine kadar kafaya takılan, çoğunlukta olup, sesi daha çok çıkan iki renkli takımın taraftarının sürekli tepesinde olduğu, Beşiktaş’ımız…

İşte bu yüzden her zaferimiz daha değerli,her zaferimiz daha büyük!! Yine Büyük olması dileği İle…

 

Cem Göncü