Süddeutsche Zeitung: Bayern Şampiyonlar Ligi’nin En Yaşlı Takımına Karşı (ÇEVİRİ)

-Ünlü savunmacı ve Avrupa Şampiyonu: Portekizli Pepe (ortada), önceden Real Madrid’de oynuyordu, Beşiktaş’ın birçok tecrübeli oyuncularından biri.-

  • Beşiktaş son iki yılın Türkiye Şampiyonu.
  • Şampiyonlar Liginden gelecek milyonlarla beraber kulüp, ulusal ligdeki rakabette arayı daha da açabilir.

Pazar gecesi Beşiktaş’ın kafilesi hayal kırıklığına uğramış bir şekilde Kayseri’den İstanbul’a geri döndü. Şenol Güneş’in onbiri rakibin eksik kalmasından dolayı neredeyse ikinci yarınınn tamamını bir kişi üstün oynamasına rağmen, Türkiye Şampiyonu Kapodokya’dan sadece 1:1’lik sonuç elde edebildi. Beşiktaş bu sezon Süper Lig’de rakiplerinin beğenilmeyen oyununa rağmen arayı açmayı başaramadı.  Takım hâlâ  büyük bir galibiyet sonrası – mesela en son derbide Galatasaray’a karşı (3:0) – küçük takımlara puan kaybediyor. Ulusal yarışta “Kara Kartallar”, lider Galatasaray’ın beş puan ardından şan ve şerefiyle dördüncü sırada yer alıyor.

Diğer taraftan uluslararası arenada geçen hafta Çarşamba günü Leipzig karşısında elde ettiği galibiyetle (2:1) yeni bir rekor kırdı: Daha önce hiçbir Türk takımı yenilgisiz grubunu lider tamamlayıp, bu kadar puan toplayarak (14) Son 16’ya kalmayı başaramamıştı. Bu, İstanbul’un Avrupa tarafındaki kulüp için büyük bir övünç kaynağı oldu – rakipleri Fenerbahçe ve Galatasaray ise Avrupa’ya henüz yazın, Avrupa Ligi elemelerinde veda etmişlerdi. Şimdi Beşiktaş “En iyilerin yer aldığı” Avrupa sahnesinde bir üst turda ve 20 Şubat’ta son 16’nın ilk maçında Fc Bayern Münih ile karşılaşacak.

Bayern-Sportif Direktörü Hasan Salihamidzic “Ne kadar güçlü olduklarını biliyoruz. Leipzig ile olan maçlarını takip ettik. Zor bir görev ama kabul edilebilir.” dedi. Münihliler, grup aşamasını ikinci sırada tamamladı ve kuradan dolayı üzgün değiller. Çünkü gruplarını birinci bitiren Paris “ödül olarak” Real Madrid ile eşleşti.

Uçak Biletleri Yukarı Fırladı

İki takımın eşleşmesinden sonra İstanbul-Münih arasındaki uçak bileti fiyatları yukarı fırladı. Beşiktaş Başkanı Fikret Orman’ın, taraftarı Almanya’ya yanımızda götürmek istemiyoruz açıklamasına rağmen Türk Hava Yolları’nda 600 Lira olan biletler şuan 2300 Lira, yaklaşık olarak 510 euro. Ama zaten stada girme şansları olmamasına rağmen, Liepzig’e İstanbul’dan ve Almanya içerisinden birçok taraftar gelmişti. Beşiktaş’ın deplasmanda taraftarından feragat etmesi için iyi bir sebebi var: Geçen sezon Lyon ile oynanan maçta taraftarın yarattığı olaylar nedeniyle, benzer bir olayın iki yıl içinde tekrarlanması durumunda Avrupa Kupalarından men cezası alma durumu söz konusu. Orman, bu durumun yaşanmaması için tedbir alıyor, çünkü iş adamı Beşiktaş’ı global bir marka yapmak istiyor.

Fikret Orman (50), 2012 yılından beri görevinde ve kulübü büyük bir krizin içindeyken devraldı. Gerçi borç hâlâ 330 Milyon euro seviyesinde, fakat 2012’den sonra sadece Boğazın kenarında olağanüstü bir stat inşa edilmedi, ayrıca tesisler ve idare merkezi de yenilendi. Teknik Direktör Şenol Güneş ile beraber üst üste iki Şampiyonluk elde edildi ve finansal olarak  da düzenli Şampiyonlar Ligi gelirleriyle yerel rekabette arayı açtı.

Şenol Güneş (65), Türk Milli takımını 2002 Dünya Kupasında üçüncülüğe ulaştırdı. Birçok takımda görev yapan teknik direktör, Beşiktaş ile geç de olsa Şampiyonluk apoletini taktı. Güneş, hücum futbolunu seviyor ve özellikle 4-2-3-1 taktiğine vakıf.  Fakat Beşiktaş bu sezon duvar ören rakipler karşısında zorlanıyor. Ayrıca Beşiktaş’ın oturmuş ilk onbiri, 31 yaş ortalaması ile Şampiyonlar Liginin en yaşlısı.

Öne çıkan futbolcular ünlü savunmacı Pepe (34) ve ne yapacağı belli olmayan ortacı Ricardo Quaresma (34) ve her ikisi de Portekiz ile 2016 Avrupa Şampiyonu oldu. İspanyol Alvaro Negredo’dan (32) önce Beşiktaş’ın ilk golcüsü ise Wetzlar doğumlu Türk asıllı Cenk Tosun (26), Eintracht Frankfurt’ta profesyonel kariyer açısından beklenilen güveni sağlamamıştı. Hoffenheim’da hayal kırıklığı yaratan teknik oyuncu Ryan Babel (30) ise Beşiktaş’ta yeniden ayağa kalktı. Orta saha oyuncu Oğuzhan Özyakup (25) da aynı şekilde uluslararası arenada güzel günler geçiriyor.

 

Orijinal metin için: http://www.sueddeutsche.de/sport/besiktas-istanbul-gegen-die-aelteste-mannschaft-der-champions-league-1.3787379-2

Çeviren: @jurist1903

Şekip Mosturoğlu’nun Kamuoyu Duyurusuna Faik Tribünü’nden Duyuru

Fenerbahçe Spor Kulübünün, Kasımpaşa ile oynadıkları maçta merdiven boşluklarının boşaltılamaması sebebiyle para cezası alması üzerine, kulübün resmi sitesinden “Kamuoyuna Duyuru” başlığı ve Şekip Mosturoğlu imzasıyla bir açıklama yapılmıştır.

Açıklamada, Beşiktaş Kulübü’nün PFDK’ya dahi sevk edilmemesini sağlayan “objektif etkenin” ne olduğu sorulmakta ve dayanak olarak Beşiktaş-Galatasaray maçından alınan yayıncı kuruluşa ait aşağıdaki görüntü verilmektedir.

Görüleceği üzere, normal yayında ekranın sol üst köşesinde bulunan “dakika-skor” bu görüntüde bulunmamaktadır. Bazı dikkatli arkadaşlarımız “maçın başında geç gelen seyircilerin henüz yerlerine oturmamaları, maçın sonunda ise bazı seyircilerin stadı erken terk etmeleri sebepleriyle merdivenlerde doluluk olduğunu, bunu dışında böyle bir durumun yaşanmadığını” belirtmiş, bunu üzerine görüntünün hangi dakikaya ait olduğu tespit edilmeye çalışılmıştır.

Fenerbahçe Spor Kulübü’nün açıklamasındaki görüntü, Cenk Tosun’un henüz 1. dakika dolmadan kaleciyle karşı karşıya kaldığı pozisyonda atağın başladığı ana aittir, yani maçın daha başındadır.

 

Maçın başında henüz yerine yerleşememiş seyirciler sebebiyle böyle bir durumun oluşacağının Fenerbahçeli yetkililerce bilinememesi bize pek doğal gelmemekte, özellikle dakika bulunmayan görüntünün verilmesi de maalesef bu düşüncemizi pekiştirmektedir.

Her ne kadar, Sn. Şekip Mosturoğlu açıklamasının sonunda TFF’den bir bilgilendirme istemiş olsa da biz Faik Tribünü olarak böyle bir duyuru ile cevap veriyoruz…

 

FAİK TRİBÜNÜ

Bir Leipzig Taraftarının Gözünden Beşiktaş Deplasmanı (Çeviri)

Beşiktaş’ta İnanılmaz Atmosfer – İstanbul’dan Taraftar Raporu

Kulak Çınlaması

RB Leipzig’in Şampiyonlar Ligindeki ilk deplasman mücadelesi sona erdi. Leipzig’in taraftar grubu “L.E. Bulls” üyesi Martin Singer bizim için; maç önü, maç esnası ve sonrasındaki deneyimlerini rapor etti.

Birinci Gün – Yolculuk

Saat 15:00’da Leipzig havalimanında buluştuk. Check-in, güvenlik kontrolü ve patlayıcı testinden sonra boarding için saat 17:00’a kadar bekledik ve saat 17:40’da İstanbul için havalandık. İstanbul havalimanındaki trafik nedeniyle planlanandan biraz geç bir şekilde indik. Park pozisyonumuzu aldıktan sonra havalimanı binasına transferimiz gerçekleşti. Formaliteleri hızlı bir şekilde hallettikten sonra havalimanın önündeydik ve oradan otelimizin yer aldığı Taksim Meydanı’na –stada 500m uzaklıkta yer alan- hızlı bir şekilde otobüs bulduk. Check-in’den sonra gece yarısı atıştırmalık bir şeyler yemek ve yakın çevreyi keşfetmeye karar verdik. Stadı çok hızlı bulduk fakat fotoğraf çekmek için çok karanlıktı. Yemek aramaya başladık. Tabii ki her yerde dürüm vardı (et, Almanya’ya göre çok daha iyiydi – çevirmen notu: Ne sandınız:) ). Yolda karşılaştığımız insanlar yol göstermek bakımından çok nazik ve yardımseverlerdi. Elbette futbol gündemin ilk sırasındaydı. Bu esnada Galatasaray ve Fenerbahçe sempatizanlarına da denk geldik ve bizim galibiyetimizi dilediler. Otelin barında bir tane (daha doğrusu birden fazla) uyku birasından sonra saat 02:30’da tarihi ilk uluslararası deplasman maçımızın heyecanı ile yatağa gittik.

İkinci Gün (Maç Günü) , 1. Kısım – Keşif

Tıka basa kahvaltı yaptıktan sonra saat 08:00’de şehri keşfetmek için yola koyulduk. İlk olarak Cihangir camisini geçerek maçın oynanacağı stada ulaştık. Orada taraftarların dileyebileceği her şeyin sunulduğu iki katlı taraftar mağazasını ziyaret ettik. Bundan sonra Taksim Park’a ulaştık ve İstiklal Caddesi boyunca yan sokaklar ile pasajları gezdik. Burada Galatasaray taraftar mağazasını da ziyaret ettik (4 katlı ve fakat çok daha az alana sahip). Galata Kulesini geçip, Galata Köprüsü’ne kadar devam ettik. Oradan Tersane Caddesinden girip (bir el işi ve sağlık dükkanı dışında iki blok sadece avize/ışık dükkanları kümelenmiş), Şişhane’ye kadar gittik. Bulunduğumuz yerden İstiklal Caddesine dönmek çok uzak değildi ve böylece otelimize, sakin bir şekilde maça hazırlanmak için tekrar ulaştık.

Leipzigli olarak tanınmış olmamıza rağmen bize karşı en ufak bir düşmanlık sezinlemedik. Hemen hemen her köşede kendimizi samimi muhabbetlerin içinde bulduk; bir kısmı bizim tarafımızı ve elbette diğer bir çoğunluk kısmı ise Beşiktaş’ın kazanacağını umuyordu. Aynı zamanda Beşiktaş formalı insanlardan çok içten geri dönüş/selamlar aldık. Hiçbir zaman kendimizi tehdit altında hissetmedik. Her köşede çeşit çeşit kediler ve onlar için dükkanların, bankların ve evlerin önünde beslenme kabı görmeniz mümkün (çevirmen notu: Almanya’da kedi ve köpeklerin başı boş sokakta görünmesi mümkün olmadığı için bu durumun yabancı gelmesi ve dolayısıyla bu konuya özellikle değinmesi normal). Polislerin varlığından dolayı insan kendini güvende hissediyor. Eğer insan dikkatlice bakarsa birçok köşede küçük bir polis noktası, sivil polis ve diğer güvenlik sorumlularını bulabilir. Bira, tütün ve diğer alkol ürünlerini sadece gizlenmiş, ara sokaklarda az sayıdaki küçük dükkanlarda görebilirsiniz.

İkinci Gün (Maç Günü), 2. Kısım – Maç

Bence herkes oyunu, sonucu gördü ve yeterince üzerinde tartıştı. Bu yüzden ben bu konulara girmeyeceğim, onun yerine daha çok maçın çevresinde olanlarla ilgileneceğim. Hala coşkulu, heyecan doluyum ve hafif kulağım çınlıyor. Ve hala stadın atmosferinden etkilenmiş durumdayım. Bu noktada unutulmayacak ve tüyleri diken diken eden çok önemli bir an yaşadım.

Kararlaştırdığımız gibi ilk olarak saat 19:00’da (yerel saat) taraftarların buluşma noktası olan Taksim Park’ta stada hep birlikte yürümek için (polis eşliğinde) buluştuk. Saat 19:45’de hareket ettik ve stadın çok yakın (1km’den az) olmasından dolayı çok çabuk misafir girişine vardık. O noktada öncelikle yasaklar hakkında bilgilendirildik (fırlatmaya müsait olan herşey; örneğin, bozuk para(!!), çakmak, taşınabilir şarj aleti… Sigara ve alkol ise keza tüm statta yasaktı. 3 kez arandık ve bulunduranlara elkonuldu (geri verilmemek üzere). Bu kontroller bizim stattakilere göre “gevşek” değildi. Bu şekilde bir aramaya ihtiyaç olmaması bizim için büyük şans (lütfen böyle kalmaya devam etsin!) (çevirmen notu: Leipizgli taraftarı en çok bu yormuş!).

Hızlı bir şekilde giriş tamamlandıktan sonra (sadece yaklaşık 250 kişiydik) kontrol 10 dakika sürmedi ve biz saat 20:10’da yerimiz aldık(başlama vuruşu saat 21:45). Yemek ve içecek büfesi vardı. (çevirmen notu: Burada bir ödeme siteminden bahsetmiş. Başka yerlerde karta para yüklenmesi (örn. 20 euro) gerektiğini, ama bu sefer de o değeri tutturabilmenin küsüratlı fiyatlarla çok zor olduğunu, burada şansa böyle bir  kartlı sistemin olmadığını ve hatta ürünlerin küsüratsız olduğunu, ama buna rağmen bozuk para yasak olduğu için para üstünün suyla tamamlanarak alındığını falan anlatmak istemiş ama ben pek çözemedim, kusura bakmayın..)

Biz misafir taraftarlar ve oyuncular nasıl bir ses bombardımanıyla karşı karşıya kalacağımızı, henüz maç başlamadan önce, ısınma esnasında sezinledik. Bunu zaten takımımızın ilk yarıdaki tanınmaz form durumu da anlatıyor. Şahit olmayan birine bu gürültüyü nasıl anlatmalıyım? Zor. Hemen dibinizde buharlı lokomotif düdüğünün çaldığını düşünün. Yanınızdaki kişi ile anlaşabilmeniz mümkün değildi.

Söylediğim gibi, bu gürültüyü canlı ve çok yakınınızda (teninizde) hissetmek tüm yolculuğa tek başına değerdi. Sadece bir sektör değil, tüm bloklar –sadece şarkıyı söylemeye devam eden blok hariç, ki sonradan diğerleri de bunlara katılıyordu- bu gürültüyü çıkartıyordu (çevirmen notu: Burada gürültü dediği top rakipteyken çıkarttığımız ıslık sesi; bu arada tezahürata devam eden taraftarı da farketmiş.). Elektrikler kesildiğinde Beşiktaş taraftarı yaratıcı tarafını da gösterdi ve telefonlarının fenerini açtılar. Bu esnada karşılıklı tezahüratlar oldu. Maçtan sonra stat rejisi (bizde olduğu gibi) direkt müzik çalmak istedi ve kapatıp, taraftar takımıyla kutlama yapana kadar ıslık ile tepki aldı. Bir süre sonra stat rejisinin bir sonraki denemesi de engellendi. Bu Leipzig’de mümkün olabilir mi?

Takımın uzun süren kutlamasından ve sahadan ayrılmasından sonra müzik çalınabildi ve Beşiktaş taraftarı ile biz birbirimizi saygı çerçevesinde karşıllıklı alkışladık. Polislerin yardımı ile atkılarımızı değiş tokuş ettik. Son düdükten yaklaşık yarım saat sonra stattan ayrılmamıza izin çıktı, yine polis eşliğinde Taksim Park’a geri döndük ve otelimizde hep birlikte bugün yaşadıklarımızı idrak etmeye çalıştık. Televizyon üzerinden özeti izleyip, analiz ettik ve Alman-Beşiktaş taraftarları ile konuştuk. Bir sonraki sefer için Taksim civarından ziyade Beşiktaş’ta (normal giyinerek) zaman geçirmemiz gerektiği konusunda tavsiye aldık. Ertesi gün için çok daha iyi, ucuz yemek ve bir barda takılıp bira içmek için çok daha fazla alternatif olduğunu söylediler. Eğer Beşiktaş ile bir daha eşleşirsek, bir sonraki sefer için bunları not aldık (çünkü Çarşamba uçağımız geri dönüyor).

Sonuç: Şampiyonlar ligindeki ilk deplasman maçımız unutulmaz bir an olarak kalacak. İstanbul misafirperver, müthiş bir şehir. Bir sürü yeni heyecan verici izlenimler biriktirdik ve bir sonraki deplasman için tecrübelendik. Şimdiden Ekim ayının sonunda Porto’ya gerçekleşecek bir sonraki deplasman turumuzu dört gözle bekliyoruz.

 

Orjinal metin için bknz; http://www.rb-fans.de/artikel/20170927-special-fanbericht-besiktas.html

Çeviri: Ufuk Küçükdağlı

Uefa.com’un Şenol Güneş Röportajının Çevirisi

Şenol Güneş’in Beşiktaş Vizyonu

„Her maçımızı hak ederek kazanmak istiyoruz“ dedi Şenol Güneş Uefa.com’a. Beşiktaş teknik direktörü iyi bir futbol ile çeyrek finalde Lyon’u yenebileceğini kanıtlamak istiyor.

Şenol Güneş 2015 yılından beri Beşiktaş teknik direktörü ve takımı ikinci kez Türkiye Ligi Şampiyonluğunu kazanmak üzere, ayrıca Uefa Avrupa Ligi’nde çeyrek finalde oynuyorlar. 64 yaşındaki teknik direktör Uefa.com’a, Kara Kartallar ile birlikte ulaşacağı hedefleri hakkında konuştu.

Beşiktaş’ın yakın geçmişte yakaladığı başarı üzerine…

Hiçbir çiçek hazır olmadan açmaz, ancak açması için dikilmesi, beslenmesi ve bakılması gerekir. Ancak bu şekilde çiçek açar ya da ancak bu şekilde bir ağaç meyve verir. Beşiktaş’ta da Fikret Orman yönetiminin ve önceki yönetimlerin gayretleri var. Bugünkü başarı geçmişte yapılan tüm bu çalışmaların sonucu. Ve bugün bizim ulaştıklarımız bizden sonra gelecek olanların başarısına yardım edecektir. Burada tüm parçalar yerli yerinde. Yönetim teknik direktörü ve teknik direktör de takımı yönlendiriyor.

Teknik direktörlük değerleri üzerine…

Benim için işim öğretmenlik gibi. Her öğretmen öğrencilerine yol gösterir ve yönlendirir. Önemli olan öğrencidir. Öğretmen ona daha iyi olması için yardım etmeli. Ancak temel olmadan bir şey inşa edemezsiniz, ve bizim doğru tutum sergileyen yetenekli futbolcularımız var, ve bu yüzden sahip olduğum başarı geliyor.

Biz iyi futbol oynamak istiyoruz, ve eğer her oyuncu takımın bir parçası olarak tüm yeteneğini ortaya koyarsa, iyi futbol uzun vadeli başarıyı getirir. Oynadığınız oyun size ait değerli bir şey, bunun farkında değilseniz, işinizi eksik yapıyorsunuz demektir. Bu yüzden sahada keyif alıyoruz. Biz her maçımızı hak ederek kazanmak istiyoruz.

Çeyrek Finaldeki Lyon karşılaşması üzerine…

Bana şayet Manchester United ya da Lyon sunulsaydı, ben United’ı seçerdim, çünkü çok hızlı bir şekilde atağa kalkan ve hızlı futbol oynayan Lyon’a karşı oynayacağız. Çok güçlü bir takıma karşı oynayacağız ama biz de buraya kadar zorlukları atlatarak gelmeyi başardık.

Şayet her zaman yaptığımızı yapıp, kendi futbolumuzu oynayabilirsek bu beni mutlu eder. Ancak nasıl bir sonuçla karşılaşırız bilemem. Şu anda Lyon favori olan taraf, ama ben bunun bizim lehimize olduğunu düşünüyorum. Biz ofansif oynayan bir takımız ve bu oyun anlayışımızı değiştirmeyeceğiz. Genel düşüncenin aksine ben, futbolcular üzerinde baskı olacağına inanmıyorum. Hatta bence bu maç için heyecanlı olacaklardır.

Şampiyonlar Ligi’nde kaçan Son 16 üzerine…

Hedefimiz Şampiyonlar Ligi’ydi, ancak şuan Avrupa Ligi’ndeyiz ve çeyrek final oynayacağız. Bu iyi bir şey ama üzülmüyoruz anlamına da gelmiyor. Mutluyuz ama ben her zaman söylüyorum, benim hedefim takımımı en iyi takımlara karşı iyi futbol oynarken görmek.

Biz şimdi bu turnuvanın favorilerinden biri ile karşılacağız. Onları elersek, (kupayı almak için) öz güvenimiz artacak. En iyi oyunumuzu oynamak zorundayız. „Oynamak zorundayız“ diyorum çünkü bunu aklımızda tutarak hazırlanmalıyız. Eğer bu (en iyi oyunumuzu oynamak), Lyon’u saf dışı etmek için yeterli olabilirse daha da mutlu olacağız.

 

Röportajın Orjinali için; http://de.uefa.com/uefaeuropaleague/news/newsid=2454054.html

Mario Gomez’in Die Welt’te Yayınlanan Röportajı

Kabahatin büyük bir kısmı bende”

Wolfsburg krizde. Milli oyuncu Mario Gomez takım içindeki problemler ve kendi hataları hakkında alışılmamış şekilde açık konuşuyor. Ayrılan Julian Draxler’i savunuyor.

Mario Gomez için inişli çıkışlı (roller coaster benzeri) bir yıldı. 31 yaşındaki oyuncu Fiorentina’dan Beşiktaş’a transfer olduktan sonra yeni takımıyla Türkiye şampiyonluğunu kazandı ve 33 golle gol kralı oldu. Daha sonrasında ise çeyrek finalde geçirdiği adale sakatlığına kadar Avrupa şampiyonasında milli takımın gol yollarındaki etkili ismi olarak oynadı. Temmuz ayı içerisinde büyük bir hırsla ve şampiyonluk beklentisiyle Wolfsburg’a transfer oldu. VW’nin şehriyle beraber fiyasko yaşayan Gomez, geçen haftalarda bulduğu sonucu etkileyen golleriyle tüm yüklerinden kurtuldu. Röportajda Gomez zirveye çıkışında ve zirveden inişinde neler yaşadığını anlatıyor.

Bay Gomez, 2017’den beklentileriniz nelerdir?

Gomez: Eğer sadece spora indirgersek başarılı olmamızı umuyorum. Özel olarak ise kendim, sevdiklerim ve arkadaşlarım için sağlık ve güzel vakitler diliyorum. Ayrıca tüm dünyada barış!

Sizin için muhteşem başlayan bir yılı geride bıraktınız: Beşiktaş ile birlikte şampiyonluk ve aynı zamanda 33 golle gelen gol krallığı. Bu nasıl hissettirdi?

Gomez: 2015 de güzel bir yıldı. Fiorentina’da sezonun ikinci yarısında eski gücümü tekrar buldum. İstanbul’a gittiğimde ise kariyerimi yavaş yavaş sona erdireceğimi düşünenler bana güldü. Ne var ki Beşiktaş’taki zamanlarım bir kazançtı. Şampiyonluk kutlamalarındaki günlerimi kesinlikle hayatım boyunca anlatacağım.  Daha önce bunu birçok kez yaşadım ve başarılar kutladım; mesela 2013’de Bayern Münih ile Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu.  Ancak İstanbul’da yaşananlar eşi benzeri olmayan, saf coşkudan ibaret idi.

Hemen ardından tekrar milli takımın ilk seçeneği oldunuz.

Gomez: Transferden beklentim gerçekleşti.  Beşiktaş’ta istikrarlı bir yılım oldu ve bu sayede hazır hale gelebildim. Üzülerek kaçırdığım 2014 Dünya Kupası zamanından beri en büyük dileğim tekrar milli takım için oynayabilmekti. Her ne kadar 2016 Avrupa Şampiyonası mutlu sonla bitmemiş olsa da içerisinde bulunmak iyi bir histi. Çok duygusal ve yoğundu. Katılabildiğim her antrenman ve maç benim için ayrı birer deneyimdi.

2016 yılı ayrıca fazlaca takdir edildiğiniz ve size atfedilen büyük değerin tadını çıkardığınız bir yıl oldu. Uzun zamandır bu düzeyde bir durum söz konusu değildi.

Gomez: Genç bir oyuncuyken insan takdir edilmek istiyor. Bende de öyleydi. Ancak Fiorentina’da sakatlıklar sebebiyle işler yolunda gitmediğinde fark ettim ki hayat, maksimum başarı ve takdir edilmeye çalışmaktan fazlasını içeriyor. Bazen bırakabilmenin de önemli olduğunu fark ettim. Yaşla ve tecrübelerimle futbola ve hayata olan bakışım değişti.

Tam olarak ne kadar?

Gomez: Bu, oynayıp oynamamam arasında fark gözetmediğim anlamına gelmiyor. Tabii ki fit olduğum müddetçe her maçta oynamak istiyorum. Ancak artık sadece kendimi düşünmüyorum ve nasıl parlayabilirime bakmıyorum. Benim için daha ziyade bütün ön planda, yani takımın başarısı. Örneğin bunu Avrupa Şampiyonasında yaşadım. Bence, takım arkadaşlarım, teknik direktör ve kamuoyu da benim açımdan söz konusu olanın kendim olmadığını, takım olduğunu fark ettiler.

Bu görüş bir golcü olarak sizi yüceltiyor, çoğunlukla golcüler sadece kendi gollerini sayarlar.

Gomez: Bir golcü olarak zor bir işin var. Her zaman kendi pozisyonuna bakmalısın. Belki yıllar önce milli takım çerçevesinde ben de aynı durumdaydım. Bütüne daha fazla değer atfetmek için daha olgun davranmalıydım. Yaş aldıkça çok daha mütevazi oldum. Bayern zamanları bu konuda çok biçimlendiriciydi. Gol yüzdesi bakımından üst seviyedeydim. Ama esas olan bu değil, aksine takımla birlikte olan başarı idi. Bu süreç içerisinde gol yüzdem bakımından daha soğukkanlı oldum. Eğer takım söz konusuysa daha hırslıyım.

Yazın Türkiye’den ayrılmaya karar verdiniz. Şayet ilk 16 Bundesliga maçını göz önüne aldığınızda sportif açıdan Wolfsburg’a gitmenizin bir hata olduğu sonucuna ulaşabilir miyiz?

Gomez: Kesinlikle böyle görülebilir.  Bir golcünün gol istatistikleri doğal olarak seviye, teklif ve sözleşme açısından önemlidir. Bu yüzden bunun üzerine konuşmaya dahi gerek yok. Ancak size gerçekten şunu söyleyebilirim ki, benim için mesele gol istatistiğim değil.  Elbette her maçta gol atmak ve takımıma bir sürü gol hediye etmek isterim. Ancak bu zamana kadar Wolfsburg’da benden bekleneni veremedim. Birçok şey yolunda gitmedi. İlk 6 ayda yaşadıklarım kısmen çok ağırdı.

Tam olarak ne kastediyorsunuz?

Gomez: Bence, henüz ilk olarak geçen haftalarda bazı temel şeyler konuşulmaya ve adı konulmaya başlandı. Bu önemliydi. O zamandan beri durumun iyileştiğini hissediyorum.

Diğer bazı Wolfsburg oyuncuları hakkında eleştiriniz geniş bir kesim tarafından onay buldu. Bunun dışında dediniz ki; “Kim burada olmak istemiyorsa, gitmelidir.”

Gomez: Bundan yanayım. Yalnızca ifadelerimin bir kısmının alınmasını üzücü buluyorum. Sanki diğer oyunculara müdahale etmiş ve menajerlerine saldırmışım anlamına geldi. Ama ben kimseye saldırmadım. Ben yazın Wolfsburg ile olan görüşmeler sırasında da aynı dileği dile getirdim, kulüp Julian Draxler ve Luiz Gustova gibi iyi tekliflere sahip oyuncuları eline tutmak için her şeyi yapmalı.

Sizin de transferinizi isteyen profesyoneller mi?

Gomez: Bu Klaus Allofs’un (Wolfsburg’un eski yoneticisi) hatası değildi. Nitelikli, kaliteli bir takım oluşturmayı denedi. Bu doğru işti. Biz takım olarak birçok sebepten dolayı bunu pozitif yönde kullanamadık. Çok dürüst bir şekilde: İlk 5 maçı bizim lehimize sonuçlandırsaydık, şimdi tamamen başka şeyler konuşuyor olurduk. Ama örneğin ben birçok şansı kaçırdım. Bu yüzden kabahatin büyük bir kısmı bana da ait. Bundan sonra neler olacağına bakacağız. Günün sonunda benim için söz konusu olan takım olarak başarılı olmak ve maçı kazanmak. Benim ifadelerimden daha fazlası ve daha eksiği anlaşılmamalı.

Sezonun kalanı için iyi duygular besliyor musunuz?

Gomez: Evet. Tekrar pozitif enerjiye sahip olacağımızı hissediyorum. Bunu kendime de söylüyorum çünkü takımın kalitesine güveniyorum. Ben ve diğer futbolcular da kendilerine takım için yüzde yüzünü verebilirler mi veya vermek istiyorlar mı diye sormalılar. Kulüp her bir futbolcuyla bunu netleştirmek zorunda. Benim açıklamalarımın tek amacı da bu.

Yıllardır Wolfsburg hakkında futbolcuların kulübü sadece bir geçiş noktası olarak gördüğü ve para kazanmak için imza attıkları yönünde bir duygu var.

Gomez: Ben farklı görüyorum. Şüphesiz ki Berlin ve Münih güzel şehirler. Ama kişi tabii ki de Wolfsburg’da da iyi hissedebilir. Biliyorum ki burası İstanbul, Münih ve Florensa gibi şehirlere erişemez.  Ama ben karar verirken sadece futbola odaklanmak istedim. Bundesliga’ya geri dönmek istedim. Wolfsburg’da on tane muhteşem restoran var mı yok mu benim için fark etmedi. Ben buraya iyi futbol oynamak ve başarılı olmak için geldim. Benim için ilk sırada belirleyici olan kulübün ortamı ve alt yapısı.

Farklı kulüplerde oynadınız ve birçok teknik direktör ile çalıştınız. Günümüzde teknik direktörler için her biri milyoner olan oyuncuları hizada tutabilmek ne kadar zor?

Gomez: Şayet zor olsaydı Barcelona hiç bir maçını kazanamazdı. Çünkü her bir futbolcu zaten her şeyi kazandı.

Julian Draxler’in Wolfsburg’dan PSG’e gitmesinden sonra VW’in kalesinde her şeyin yoluna gireceğini düşünüyor musunuz?

Gomez: Tekrar açıklığa kavuşturalım: Ben hiç bir oyuncunun gitmesini talep etmedim. Çünkü biz iyi bir takımdık. Ben her futbolcunun bize karşı açık olmasını bekledim. Ve eğer bir sporcu artık Wolfsburg’da olmak istemediğini hissediyorsa, kulüple beraber her iki taraf için de en iyisine karar vermeli. Julian hiç bir zaman huzur bozan olmadı, her zaman her şeyini takım için verdi. O sadece daha büyük bir kulübe gitmek istedi ve Wolfsburg’da buna şimdi saygı gösterdi. O büyük bir oyuncu!

Uzun süre Wolfsburg’da kalabileceğinizi düşünüyor musunuz? Ne de olsa eğer Wolfsburg Avrupa Kupalarına katılamazsa, yazın ayrılabilmenize imkan veren bir şart var.

Gomez: Tabii ki kalmayı düşünebilirim. Aksi halde üç yıllık imza atmazdım. Eğer bir yılın sonunda özet çıkarırsak İstanbul ile de aram iyiydi. Ben anı yaşamak ve bunun tadını çıkartmak istiyorum. Tekrar Bundesliga’dayım. Bunun tadını çıkartıyorum. İnanın bana her gün iyi bir ruh haliyle antrenmana gidiyorum ve Wolfsburg’da işleri tersine çevireceğimize dair inancım tam.

Girişte özel hayatınızın ne kadar iyi gittiğini anlattınız.  2016 yazından itibaren evli bir adamsınız.  Evlilik nasıl gidiyor?

Gomez: Güzel.  Kısa bir zaman önce bir Amerikan dergisi gol attığımda nasıl hissettiğimi sormuştu. Bunun anlatılamaz olduğunu söylemiştim. İnsan bir takım için önemli bir gol atmalı ve kendisi bu duyguyu yaşamalı. Bu duyguyu kelimelere sığdıramazsın. Düğün için de farklı değil. Hayatımdaki en güzel andı.

Die Welt – 31.12.2016

Röportajın Linki İçin Tıklayınız

Çeviri: Ufuk Küçükdağlı 

Atibalığın Gerekleri

Dakika 89. Beşiktaş’ımız 2-3 mağlup, Quaresma çizgide topla buluşuyor. Ne yapıyor? demeye kalmadan Q7’liğini yapıyor. Muhteşem bir rabona. Top kale sahasına el bombası gibi düşüyor. Gözler bu sefer Aboubakar’da. O da kara boğalığını yapıyor. Rakipten sıyrılıyor, topu düzeltiyor, köşeye bırakıyor.

Sonrası? Sonrası büyük coşku. Gol sevinci ayine dönüşüyor. Formasını savurup atan Aboubakar, gole sevinirken bile geç açılıyor. Tribünler yeri göğü inletiyor. Taraftar, taraftarlığını yapıyor. Peki tüm takım sevinirken Atiba ne yapıyor? O da Atiba’lığını yapıyor. Kendini coşkuya bırakacakken, yerde Abou’nun formasını görüyor. Gönlü razı olmuyor, yine takımın arkasını topluyor.

Adrenalin o kadar fazla, nabız o kadar yüksekken, nasıl soğukkanlı olduğuna dair bir ipucu vererek; o sevinç anında, o duygu yoğunluğunda bile, çevresinde olan biten her şeyin farkında olduğunu gösteriyor. Önce arkadaşının formasını yerden alıyor. Sonra sevince katılıyor. Herkes tabiatının gereğini yapıyor.