Şampiyonluk Sayıları Üzerine

Bilindiği gibi kulüplerin şampiyonluk sayıları Beşiktaş’ın 1956-1957 sezonunda kazandığı Federasyon Kupasından başlanarak hesap ediliyor.

Özellikle Beşiktaş iki sezon üst üste şampiyon olarak formasına üçüncü yıldızı taktıktan sonra bu hesaplamaya itirazlar yükselmeye başladı.

Bir kesim; şampiyonlukların 1923 yılından itibaren, bazı sezonlarda oynanmış olan Türkiye Futbol Birinciliği ve Milli Küme Şampiyonluklarının da şampiyonluk olarak kabul edilerek yıldız hesabına eklenmesini istiyor. Diğer bir kesim ise Beşiktaş’ın 1956-1957 ve 1957-1958 Federasyon Kupası şampiyonluklarının şampiyonluk olarak sayılmaması gerektiğini savunuyor.

Her iki durumda da Beşiktaş’ın zararlı çıkacağını, özellikle birinci grubun isteğinin tamamen Fenerbahçe’nin çıkarına olacağını bir tarafa koyarak, 1923’ten bu yana Türkiye’de oynanan futbol ligleri için; duyduklarımı, bildiklerimi ve ulaşabildiğim kaynaklardan edindiğim bilgileri paylaşmak ve objektif olarak değerlendirme yapmak istedim.

 

İSTANBUL LİGİ (MAHALLİ LİGLER)

1923 öncesi İstanbul’da tek bir futbol ligi olmayıp; Pazar Ligi, Cuma Ligi, Türk İdman Birliği Ligi gibi farklı organizasyonlar yapılmıştır. Türkiye Futbol Federasyonu’nun, Futbol Heyet-i Müttehidesi adı ile kurulup, 21 Mayıs 1923 tarihinde FIFA’ya üye olmasının (Kaynak: TFF resmi sitesi) ardından, farklı organizasyonlar kaldırılarak tek bir İstanbul Ligi düzenlenmiş ve ilki 1924 yılında oynanmıştır.

İlk İstanbul Ligi Şampiyonu Beşiktaş

Gazete haberinin latin harflere çevirisi : Beşiktaş İstanbul Şampiyonu oldu. Dün akşam üzeri Taksim Stadyumunda  yapılan müsabakada Galatasaraylılar sıfıra karşı iki sayı ile Beşiktaş takımına mağlub oldular. İstanbul futbol birinciliğini kazanan Beşiktaş takımının dün maçında aldırdığımız resmi. (çeviriyi yapan: Direttore)

İstanbul Ligi, 1959-1960 sezonunda Milli Lig adıyla Türkiye Ligi düzenlenene kadar devam etmiş ve bu süre boyunca (son 3 sezon tahtı biraz sallansa da) Türkiye’nin tartışmasız en önemli futbol organizasyonu olmuştur.

İstanbul Ligi dışında da, başta Ankara ve İzmir olmak üzere mahalli ligler düzenlenmiştir. İstanbul dışındaki mahalli liglerin nasıl ve hangi yıllarda oynandığı ayrı bir araştırma konusu. Ancak İstanbul; sanat, kültür, spor vb. her konuda diğer şehirlerden çok farklı bir yerde olduğundan, futbolda da İstanbul Liginin diğerlerinden çok yukarıda olması gayet doğal.

En büyük rekabetin üç büyükler arasında olması ve bu rekabetin tüm canlılığıyla İstanbul Liginde yaşanması da başka bir rekabete ihtiyaç duyulmamasında etkili olmuştur.

Diğer taraftan; coğrafi ve ekonomik şartlar sebebiyle, takımların şehir dışı deplasmanlara gitmesinin günler alması ve masraflı olması, ülkeyi kapsayacak bir lig düzenlenmesini imkansız hale getirmiştir.

Şahsi olarak ben de üç büyüklerin İstanbul Ligi dışındaki organizasyonlara bir angarya gözüyle baktığını, “şampiyon” dendiğinde akıllara İstanbul Ligi Şampiyonunun geldiğini büyüklerimden duymuşumdur.

Bugün bile Beşiktaş, Fenerbahçe ve Galatasaray’ın taraftar sayılarının toplamının % 90’lar seviyesinde olması ve Türkiye’nin Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupasına, 1956 yılında gönderdiği ilk takım olan Galatasaray’ın, sadece İstanbul Ligi Şampiyonu unvanıyla buna layık görülmesi; İstanbul Liginin Türkiye’nin en önemli futbol organizasyonu olduğu iddiasını destekleyen verilerdir.

​Aşağıda, Beşiktaş’ın Ankara’da Ankaragücü ile oynadığı ve 8-0 kazandığı hazırlık maçına ilişkin,16 Haziran 1935 tarihli yerel bir gazetenin kupürü yer alıyor. Haberin içeriğinde de takımlar arasındaki seviye farkından söz ediyor ve yukarıda anlatılanları doğruluyor.

Görüşlerine değer verdiğim bir yazar olan Mehmet Demirkol’un da dahil olduğu bir çok kişi; 1957 öncesi oynayan ünlü futbolcuların, zamanlarında Türkiye Ligi olmaması sebebiyle oynadıkları maçların, attıkları gollerin vs. yok sayıldığını ve onlara haksızlık yapıldığını, o yüzden Türkiye Futbol Birinciliği ve Milli Küme şampiyonluluklarının da bu hesaba dahil edilmesi gerektiğini savunmaktadır.

Bu iddia bende; Fenerbahçe’nin çıkarına olan bir değişikliğin kabul ettirilmesi için, Baba Hakkı, Süleyman Seba gibi efsaneler üzerinden Beşiktaşlıların yanlarına çekilmeye çalışıldığı izlenimi uyandırmakla beraber, efsanelerimizin yok sayılması gibi bir durum söz konusu değildir. Onların oynadığı dönemde en değerli lig İstanbul Ligidir ve İstanbul Liginde oynadıkları tüm maçlar, attıkları tüm goller vs. hem hafızalardadır hem de kayıt altındadır.

Amsterdam Olimpiyatlarına hazırlıklar sebebiyle 1927-1928 sezonunda iptal edilen İstanbul Ligi, bu sezon hariç her sezon aralıksız olmak üzere 1924-1951 yılları arasında amatör, 1951-1959 yılları arasında ise profesyonel olarak düzenlenmiştir.

Toplam 35 kez düzenlenen İstanbul Liginde; Beşiktaş 13, Fenerbahçe 11, Galatasaray 9, İstanbulspor ve Güneş 1’er kez şampiyon olmuştur.

 

TÜRKİYE FUTBOL BİRİNCİLİĞİ (ŞAMPİYONASI)

Hakkında çok az bilgi ve belge olan bir organizasyon Türkiye Futbol Birinciliği. Şampiyonun belli olduğu maçlar bile hafızalarda pek yok, ancak eski gazetelerin kıyısında köşesinde bulunabiliyor ve sık sık format değiştirildiği de anlaşılıyor.

Örneğin 1939-40 sezonunda; İstanbul, Ankara, İzmir dışındaki şehirlerin takımları arasında bir “Gruplar Birincisi” belirlenmiş ve bu takım, 2 maçlık finalde Milli Küme Şampiyonu ile karşılaşmış. Dolayısıyla bu formatta, Türkiye Futbol Şampiyonu Milli Küme Şampiyonundan üst seviyede tutulmuş. Final ilk maçına ilişkin 22 Eylül 1940 tarihli Akşam gazetesi kupürü aşağıdadır.

İkinci örnek 1949-50 sezonundan. 10 Mayıs 1951 tarihli Milliyet gazetesinin haberinde, okunması biraz zor ama özetle şu anlatılıyor;

26 bölgenin lig şampiyonları; Aydın, Edirne, İçel, Kütahya, Malatya ve Zonguldak şeklinde ayrılan 6 grupta aralarında maçlar oynayacak.

Bu gruplarda ilk sırayı alacak 6 takım, Bursa’da toplanarak aralarında maçlar oynayacak ve gruplar birincisi belli olacak.

Üç büyük şehrin şampiyonları olan Beşiktaş, Gençlerbirliği ve Altay’a (üç büyük şehrin şampiyonlarına ayrıcalık tanınmış) katılacak olan gruplar birincisi ile beraber toplam 4 takım Balıkesir’de final maçları oynayacak.

Şampiyonaya verilen önem için bir fikir vermesi açısından, 23 Eylül 1940 tarihli Akşam gazetesinden iki kupürü paylaşıyorum. Gazetenin ilk sayfasında;

  • Lig maçlarının başladığı (İstanbul Ligi) ve Beşiktaş’ın Fenerbahçe’yi 2-1 mağlup ettiği,
  • Eskişehir Demirspor’un Türkiye Şampiyonu olduğu

haberleri yer alıyor.

Gazete, İstanbul Ligi maçı haberini hem üstten vermiş hem de daha büyük punto kullanmış. Asıl önemli olan, ikinci haberin iç sayfadaki ayrıntısında Fenerbahçe’nin Eskişehir Demirspor maçına “B” kadrosuyla çıktığı belirtilmiş.

Gazetedeki bu haberlerden çıkarılabilecek sonuçlar;

  • Her iki maçın aynı gün oynanması belli ki bir sorun yaratmamış.
  • Gazetenin İstanbul Ligini daha fazla önemsediği, haberlerin veriliş şeklinden açıkça anlaşılıyor.
  • Fenerbahçe İstanbul Liginin açılış maçına as kadrosuyla, Türkiye Futbol Şampiyonası finaline “B” kadrosuyla çıkmış.

Bir örnek de Beşiktaş’tan verelim. 1949-50 Türkiye Futbol Birincisi, 12 Haziran 1950 tarihindeki son maçında Kağıtspor’u yenen Göztepe olmuş.

Ancak Beşiktaş bu turnuvayı pek önemsememiş olacak ki 14 Mayıs 1950 tarihinde Amerika seyahatine çıkmış ve 19 Haziran 1950 tarihinde geri dönmüş. Türkiye Futbol Birinciliğine de Amerika seyahatine götürmediği yedek futbolcularını göndermiş.

Türkiye Futbol Birinciliği; 1924 ve 1951 yılları arasındaki 28 sezonda toplam 19 kez oynanmış, 3 kez Fenerbahçe, 2 kez Beşiktaş şampiyon olmuş, Galatasaray’ın şampiyonluğu yok. 1951’de futbolda profesyonelliğe geçilmesinin ardından amatör takımlar arasında devam etmiş.

 

MİLLİ KÜME – MAARİF MÜKAFATI – MİLLİ EĞİTİM KUPASI

Üçü de aynı kupa; 5 kez Milli Küme, 2 kez Maarif Mükafatı, 4 kez ise Milli Eğitim Kupası adlarıyla olmak üzere, toplam 11 kez düzenlenmiş. İlki 1937, sonuncusu 1950 yıllarında, arada 3 sezon boş geçilmiş. Maçlar deplasmanlı lig usulüne göre oynanmış.

11 kupanın 10’una sadece İstanbul, Ankara ve İzmir takımları katılmış. Bir istisna olarak 1941’de oynanan kupada, bir önceki sezonun Türkiye Futbol Birincisi Eskişehir Demirspor var.

1941’de düzenlenen kupaya 10, 1946’da düzenlenen kupaya 6, diğerlerine 8 takım katılmış.

8 takımlı sezonlarda: İstanbul Liginden 4, Ankara ve İzmir Liginden 2’şer takım alınmış. Bu sayılar; 1941’de 4-3-2, 1946’da ise 2-2-2 şeklinde.

1944 ve 1946 yıllarında gerekli dereceyi alamayan Galatasaray katılamamış.

Bu kupayı 6 kez Fenerbahçe, 3 kez Beşiktaş, 1 kez Galatasaray ve 1 kez de Güneş (Galatasaray’dan ayrılanların kurduğu ve ömrü çok kısa olan bir kulüp) olmak üzere sadece İstanbul takımları kazanabilmiş. İstanbul futbolunun diğer şehirlerden üstün olduğunu gösteren bir veri daha…

Aşağıda Türkiye Futbol Birinciliği ile Milli Küme’nin düzenlendiği sezonlar ve kazananlar verilmiştir.

Tabloda görüldüğü gibi, 9 sezonda her iki organizasyon birden yapılmıştır. Bu kupaların tamamı şampiyonluk olarak sayıldığı takdirde, 9 sezonun iki şampiyonu olacaktır. Hiç şampiyonu olmayan 7 sezon ortada dururken, bir sezona iki şampiyonluk verilmesi mantıklı mıdır? 

Fenerbahçe Spor Kulübü Başkanı Ali Koç, başkan seçildikten sonra bu iki turnuvanın şampiyonlarının da yıldız hesabına katılması gerektiği iddiasında bulunmuş ve örnek olarak 2018-2019 sezonuna adı verilen Lefter Küçükandonyadis’in şampiyonluklarının sayılmamasını göstermiştir. Ne yazık ki bu iddiada da bir bilgi eksikliği söz konusudur. Fenerbahçe, Lefter Küçükandonyadis’in oynadığı dönemde 1959, 1960-1961 ve 1963-1964 sezonlarında şampiyon olmuştur ve bu üç şampiyonluk da yıldız hesabına dahildir. Sadece 1949-1950 sezonunda kazandıkları Milli Eğitim Kupası yıldız hesabında yoktur ki, o da tarihten silinmiş değildir. 1947-1964 yılları arasında, yurt dışında oynadığı 2 sezon hariç toplam 15 sezon Fenerbahçe forması giyen Lefter Küçükandonyadis de ağırlıklı olarak İstanbul Liginde yaptıklarıyla efsane olmuştur.

Milliyet gazetesinde 3 Mayıs 1950 tarihinde “Milli Eğitim Mükafatı Maçlarındaki Durum” başlıklı bir yazı yayınlanmış. Yazıda; Milli Eğitim Kupasını kazanacak takımdan “Turnuvanın Şampiyonu”, İstanbul Ligi Şampiyonu Beşiktaş’tan ise “1949-1950 mevsimi lig şampiyonu” diye söz edilmiş. Bu iki ifade bile İstanbul Liginin, Milli Eğitim Kupasından daha prestijli olduğunu gösteriyor.

Yine Milliyet gazetesinde, 20 Ağustos 1950’de Halit Kıvanç bir yazı kaleme almış. Aslında, o günlerde düzenleneceği söylenen (ancak sonra düzenlenmeyen) Türkiye Kupası için yazılmış bir yazı. Fakat Türkiye Futbol Birinciliği ve Milli Eğitim Kupasına, o günlerde yetkin birinin ne gözle baktığını göstermesi açısından önemli.

Günümüzde, sadece internette bulabildiği kupa listelerine bakarak “Eskiden bizde de Türkiye şampiyonlukları varmış.” diyen, ardından “Bunlar niye sayılmıyor, sayılmalı.” hükmüne varan önemli bir kitle var. O zamanın ruhunu hiç anlamayan, yaşamadığı ve yaşayanlardan dinlemediği için anlaması da mümkün olmayan, hele listedeki sayılar tuttuğu takımın lehine olunca ağzının suyu akan bir kitle. Bu yüzden çok önemli Halit Kıvanç’ın o gün yazdıkları.

Gazete kupürü yine pek okunmuyor, o yüzden yazıdan ilgili bölümü alıntılıyorum.

“… Mahalli ligler bittikten ve esasen futbolda ileri üç şehir için bir çeşni olmaktan başka işe yaramayan Milli Eğitim oyunları da sona erdikten sonra yangından mal kaçırırcasına bir sürat ve şaşkınlık içinde Türkiye birinciliği yapılıveriyor. Neticede ortada kalan takımın Türkiye’nin hakiki birincisi olup olmadığını sporla uzak veya yakından ilgili her şahıs layikiyle takdir eder. Şu halde gaye kendimizi avutmak olmadığına göre bu şampiyonayı daha makul ve daha mantıki esaslara istinad ettirmek icabeder.”

Halit Kıvanç; Milli Kümeyi (Milli Eğitim oyunları) kazanan takımı Türkiye birincisi yerine koyma konusunda fikir yürütmeye bile gerek görmediği gibi, Türkiye Futbol Birincisinin hakiki birinci sayılamayacağını da açıkça ifade etmiş. Ustanın sözlerinden de faydalanarak yazının buraya kadar olan bölümüne ilişkin görüşlerimi aşağıdaki gibi özetleyebilirim;

  • 1923-1956 yılları arasında Türkiye’nin en önemli futbol organizasyonu İstanbul Ligidir. O dönemde oynayan yıldız futbolcuların şampiyonlukları sayılmıyor diye haksızlığa uğramış olmaları boş bir iddiadır. Tüm yaptıkları kayıtlarda ve hafızalarda mevcuttur. Zaten onlar, ağırlıklı olarak İstanbul Liginde yaptıklarıyla efsanelerimiz olmuşlardır.
  • Eğer mutlaka 1957 öncesi şampiyonlar yaratılmak isteniyorsa, buna en yakın organizasyon İstanbul Ligi olabilir ki, ülkenin kalanı dışarıda olduğu için doğal olarak kabul edilemez.
  • Milli Küme; İstanbul, Ankara ve İzmir dışındaki kulüplerin tamamen dışarıda bırakıldığı bir organizasyondur ve Halit Kıvanç’ın dediği gibi üç büyük şehrin takımları için bir “çeşni”dir. Hem prestiji İstanbul Liginden daha düşüktür hem de ülkenin önemli bir bölümünü baştan yok saymaktadır. Böyle bir organizasyonun birincisinin Türkiye Şampiyonu olarak kabul edilmesi mantık dışıdır. 
  • 1956 yılında oynanmaya başlanan Türkiye Ligine de birçok sezonda sadece İstanbul, Ankara ve İzmir kulüpleri katılmıştır. Ancak bu profesyonel bir ligdir ve sadece profesyonel takımların katılabilmesi böyle bir sonuç doğurmuştur. Oysa Milli Küme oynanırken, tüm ülkede futbol amatördür ve diğer kulüpler böyle bir engel olmamasına rağmen dışarıda bırakılmıştır.
  • Türkiye Futbol Birinciliği, “yangından mal kaçırırcasına” az sayıda takımı final grubunda karşılaştırıp sonuçlandırılan bir organizasyondur. İstanbul kulüpleri pek önemsemediği için de kazananlar çoğunlukla İstanbul dışındandır ve bu kulüplerin tarihlerinin hiçbir döneminde üç büyüklerle rekabet edecek güçte olmadıkları açıktır.
  • Hem Türkiye Futbol Birinciliği hem de Milli Küme, muhtemelen futbol rekabetini ülke çapına yayma yolunda bir başlangıç olması amacıyla düzenlenmiş, ancak her ikisinde de bir istikrar sağlanamamıştır. Dolayısıyla amacına ulaşamamış organizasyonlardır.
  • 9 kez aynı sezonda düzenlenen iki organizasyonun şampiyonlarının her ikisinin birden Türkiye Şampiyonu olarak kabul edilmesi, üzerine konuşulacak bir konu dahi değildir.

 

FEDERASYON KUPASI

İtiraz edilen ikinci konu, Beşiktaş’ın 1956-1957 ve 1957-1958 sezonlarında kazandığı Federasyon Kupalarının Türkiye Şampiyonluğu olarak kabul edilmesi.

Federasyon Kupası’nın düzenlenmesi, Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası ile bağlantılı. Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası ilk kez 1955-1956 sezonunda düzenlenmiş, ancak Türkiye takım göndermemiştir.

1956-1957 sezonundaki Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası’na Türkiye bir takım göndermeye karar vermiş ama ortada bir Türkiye Ligi olmadığından gönderilecek takım olarak, 1955-1956 İstanbul Ligi Şampiyonu Galatasaray seçilmiş ve Galatasaray Türkiye’yi temsil etmiştir.

1957-1958 sezonunda Türkiye’yi Avrupa’da temsil edecek takımı belirlemek için 1956-1957 sezonunda, mahalli liglerin tamamlanmasından sonra, Federasyon Kupası adı altında bir organizasyon düzenlenmiş ve üç büyük şehrin kulüpleri ile Adana Milli Mensucat dahil edilmiştir. Takımlar önce üçer eleme turu oynamış, turları geçen 6 takım final grubunda çift devreli lig usulüne göre karşılaşmış ve Beşiktaş şampiyon olmuştur. Ancak ne yazık ki Federasyon UEFA’ya geç bildirim yaptığından, Beşiktaş Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupasına katılamamıştır.

Sonraki sezon yine aynı amaçla, sadece üç büyük şehrin kulüplerinin dahil edildiği ve yine mahalli liglerden sonra bir Federasyon Kupası düzenlenmiştir. Bu kupada 3 eleme turu oynanmış, turları geçen 8 takım, 4’lü iki gruba ayrılmış, bu grupların birincileri olan Beşiktaş ve Galatasaray finalde karşılaşmışlardır. Her iki maçı da 1-0 kazanan Beşiktaş 1957-1958 Federasyon Kupası Şampiyonu olmuş ve Türkiye’yi Avrupa’da temsil etmiştir.

Mahalli ligler 1958-1959 sezonunda yine oynanmış ve ardından Federasyon Kupası ile aynı amaçla bu kez Milli Lig adıyla (Milli Küme değil) bir organizasyon düzenlenmiştir. Katılanlar yine üç büyük şehrin takımlarıdır. Bu kez format, 2 adet 8 takımlı grup oluşturulması ve grup birincilerinin finalde karşılaşması şeklindedir. Finalde Galatasaray’ı geçen Fenerbahçe 1959 Milli Lig Şampiyonu olmuştur. Sezonun tek yılla belirtilmesinin sebebi, maçların 1959 yılı içerisinde başlaması ve bitmesidir, 4 aydan kısa sürmüştür. Federasyon Kupalarında olduğu gibi küme düşme yoktur.

1959-1960 sezonunda mahalli ligler kaldırılmış ve yine Milli Lig adı altında, 20 takımlı bir Türkiye Ligi kurulmuştur. Bu lig, klasik deplasmanlı lig usulüne göre oynanan, küme düşmesi olan bir ligdir ve Beşiktaş şampiyon olmuştur.

Beşiktaş’ın kazandığı Federasyon Kupası şampiyonluklarıyla, Fenerbahçe’nin kazandığı Milli Lig Şampiyonluğu; amaçları, dahil edilen takımlar, küme düşmenin olmaması ve aynı sezonlarda mahalli liglerin de oynanmış olması yönleriyle aynıdır. Sadece formatlarında ve isimlerinde farklılık bulunmaktadır.

Buna rağmen; Fenerbahçe’nin 1959 sezonu şampiyonluğu, şampiyonluk sayılarına ilk zamanlardan itibaren dahil edilmiş, Beşiktaş’ın Federasyon Kupaları ise gözardı edilmiştir. Bu eşitsizlik yıllar boyu Beşiktaşlıların tepkisini çekmiştir.

Kulüplerin formalarına her 5 şampiyonluk için 1 yıldız takılması uygulamasının başlatılmasının ardından, Beşiktaş 1956-1957 ve 1957-1958 sezonlarında Türkiye Şampiyonu olarak bildirilmiş olduğuna ilişkin UEFA’dan belge alarak şampiyonluklarının kabulü için Federasyon’a başvuruda bulunmuştur. Bu başvurunun reddedilmesi üzerine bu kez Tahkim’e gidilmiştir.

TFF Tahkim Kurulu 09.05.2002 tarihli kararı ile, yukarıda sözü edilen 3 sezonun maçlarının da benzer tarzda oynandığına işaret ederek, Beşiktaş’ın 1956-1957 ve 1957-1958 sezonu şampiyonluklarını tescil etmiştir.

TFF Tahkim Kurulunun kararı için önceleri önemli bir tepki olmamakla beraber, Beşiktaş şampiyonluklar kazanıp toplam sayıda iki rakibine yaklaştıkça ve özellikle 2016-2017 şampiyonu olup üçüncü yıldızı takınca, aralarında ünlü gazetecilerin de bulunduğu önemli bir kesim yeniden Federasyon Kupası şampiyonluklarını tartışmaya açmaya çalışmıştır. Üstelik bu kişilerin yıllar önce kabul edilmiş olan Fenerbahçe’nin 1959 şampiyonluğu için tek kelime dahi etmemiş olmaları da düşündürücüdür.

Aşağıda; en üst düzeyde dahi konuya ne kadar bilgisizce yaklaşıldığını göstermesi açısından, TSYD Başkanı Oğuz Tongsir’in ilgili mesajını paylaşıyorum.

Tongsir, grup birinciliğinin anlamını dahi bilmiyor sanırım.Bir organizasyonda “grup birincisi” varsa bir de şampiyon olması gerekmez mi? Beşiktaş grup birincisi ise “asıl” şampiyon hangi takımdır? Beşiktaş “uydurulmuş” bir şampiyonlukla mı Türkiye’yi Avrupa’da temsil etmiştir?

Türkiye Spor Yazarları Derneği Başkanı bir görüş beyan etmiş ama görüşünü neye dayandırdığını dahi anlayamıyoruz maalesef. Makamına ve tecrübesine saygıyla, keşke mesajını “nokta” diye bitirmeseymiş diyorum. Çünkü o makam ve o tecrübedeki birisinin konuya gerçekten nokta koyması gerekirdi.

Türkiye Ligi kuruluşundan bu yana 4 ayrı isimle oynanmıştır; Federasyon Kupası, Milli Lig, Birinci Lig ve Süper Lig. Türkiye Kupası 1981-1992 yılları arasında Federasyon Kupası adı altında oynanmış olup iki kupa birbirinden tamamen farklıdır ve karıştırılmaması gerekir.

Aşağıda Türkiye şampiyonları ve her sezon için ligin hangi isimle oynandığı tablo halinde verilmiştir.

Türkiye Futbol Federasyonu, Beşiktaş’ın tescilli şampiyon olduğu 1956-1957 ve 1957-1958 sezonlarını toplam sezon sayısına dahil etmemekte, dolayısıyla toplam şampiyonluk sayılarının toplam sezon sayısından 2 adet fazla olması gibi garip bir durum ortaya çıkmaktadır. Bu garip durum Beşiktaş’ın kusurundan değil, kazanılmış hakkının inatla yok sayılmaya çalışılmasından kaynaklanmaktadır. Türkiye Liginin başlangıç sezonunun 1956-1957 olarak değiştirilmesiyle aksaklık kolayca düzeltilebilir.

Sonuç olarak, Beşiktaş’ın 1956-1957 ve 1957-1958 sezonlarının Lig Şampiyonu olduğu hukuk yoluyla elde edilmiş bir haktır ve armasına taktığı üçüncü yıldızın tartışılacak bir yönü yoktur.

 

İlker Pırlant

İlk yazılış: 09.07.2017 –  Son güncelleme: 24.10.2018

 

Şampiyonluk Sayıları Üzerine” hakkında 1 yorum var

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.