1976-77 Sezonu

Ayaktakiler: Mehmet, Niko (kaptan), Kahraman, Mustafa, Şaban, Rasim; Oturanlar: Hayri, Kemal Kılıç, Tuncay, Reşit, Mithat. Üçü hariç (Niko, Kahraman ve Hayri) tüm oyuncular yeni transfer. Şaban ve Reşit, artık hayatta değil ne yazık ki. 

Açılış yazımın konusunun ne olacağını düşünürken, arkadaşım Murat Hasras (Iğdır Beşiktaş) twitter’da yukarıdaki fotoğrafı paylaştı. Maçlara ilk defa yanımda bir büyüğüm olmadan gitmeye başlamam sebebiyle, 1976-77 benim için özel bir sezondu. Yazımın konusu da bu özel sezondan aklımda kalanlar oldu.

Önceki sezon son maça kadar küme düşme tehlikesi yaşayan Beşiktaş, 1976-77 sezonuna futbolcularından intikam alırcasına takımın yarısından fazlasını değiştirerek girdi. Kalecimiz Rasim, orta sahadaki yumuşak ayağımız Kemal Kılıç, ileri üçlümüz Reşit- Mehmet-Şaban olmuştu.

Teknik direktör, bir önceki sezonun ortasında takımın başına getirilen Gündüz Tekin Onay’dı. Serpil Hamdi Tüzün’ün, Onay’ın yönlendirmesiyle alt yapının başına getirildiği söylenir. Efsane alt yapının başlangıcında payı vardır yani.

Tribünler de hemen yeni futbolculara uygun bir besteyi yapıverdi, mehter marşı müziğiyle:

Kalemizde panter Rasim var

Geri dörtlü çelikten duvar

Orta saha hepsi canavar

İleride Reşit-Şaban var.

Takım sezona iyi girdi. İçeride benim de gittiğim 4-1’lik Adana Demirspor ve deplasmanda 4-0’lık Zonguldakspor maçları gibi farklı galibiyetler alındı. Özellikle sağ açık Reşit çok formdaydı, gol krallığına oynuyordu.

İnönü’de 3-0 kazandığımız Göztepe maçında sahadaki 10 futbolcu yeni transferdi. Sadece bir sezon önce gelen Hayri, kaptan olarak çıktı sahaya. Maç 2-0 olduktan sonra gol krallığına oynayan Reşit’i santrafora geçirdiler gol sayısını arttırsın diye. Bir pozisyonda Mehmet kafayla kaleye vurabileceği topu Reşit’e indirdi. Ancak Reşit kötü vurunca top Mehmet’in önüne düştü hem de daha rahat şekilde. Bu kez atmak zorunda kaldı Mehmet. Herkes, iyi niyetinin ödülünü aldığını söylemişti tribünde.

Bir Cumartesi maçını Fener 5-0 almıştı, ertesi gün biz de 6 atarız diye gittik İnönü’deki Samsunspor maçına ama Naim diye bir adam 2 gol attı bize ve 2-1 kaybettik. Bu maçla beraber de düşüşe geçti takım. İlerleyen haftalarda teknik direktörle yollar ayrıldı, takımı yardımcısı İsmet Arıkan çalıştırdı sezon sonuna kadar.

Sezonun önemli galibiyeti; İnönü’de, sezonun çifte kupalı şampiyonu Trabzonspor’u Reşit’in deniz tarafındaki kaleye attığı golle 1-0 yenmemizdi. Trabzonspor’un yıldızı Ali Kemal, sinirinden kendini çok iyi tutan sol bek Kahraman’ı tekmeleyip oyundan atılmıştı. O galibiyetten sonra tam 9 yıl ne ligde ne kupada yenebildik bir daha Trabzonspor’u.

 

 

Sezonun üzücü olayı; Türkiye Kupasında, 5-1 kazanılan Konya İdman Yurdu maçının ardından rövanşa giderken, takım otobüsünün ciddi bir trafik kazası geçirmesiydi. Neyse ki can kaybı olmadı ama yaralanan futbolcularımız oldu. Özellikle çok formda olan ve Berti Vogts’a benzetilen sağ bek Mustafa o kazadan sonra bir daha eski formunu yakalayamadı.

 

 

Fener maçlarımızın ikisi de 1-1 bitti, G.saray’la ilk maçta 2-2 berabere kaldık, Türkiye Kupasına odaklandığımız döneme denk gelen ikinci maçta ise 2-0 yenildik. 2-2’lik G.saray maçında Kemal Kılıç’ın sıfırdan harika bir golü vardır.

Ligde 4. olduk, Türkiye Kupasında ise final oynadık. Kupa finalinde rakibimiz Trabzonspordu. Deplasmanda 1-0 yenildik. İnönü’deki rövanş 0-0 bitince kupayı kaybettik. İkinci maçta 70 küsurda Niko’nun kafayla atıp hakemin iptal ettiği golü unutamam. Karşımdaki kapalı tribünün “gol” diye patlaması ve ardından hayal kırıklığı hala aklımdadır. Maçtan sonra kapalının üzerinde horon oynadı Trabzonlular, biz de tribünde sinir olduk tabii. 

Ankara’da Başbakanlık Kupasında lig ikincisi Fener’le karşılaştık. 2-1 aldık maçı Mehmet’in 2 golüyle. Fener’i yenerek kupa kazanmak sadece bir teselli oldu pek de iyi geçmeyen sezon için.

 

 

Cumhurbaşkanlığı Kupasında bir kez daha karşılaştığımız Trabzonspor’a 120 dakikası 1-1 biten maçta penaltılarla kaybettik bu sefer ve kapadık sezonu.

Bu sezon santraforumuz olan Mehmet Akpınar, bir sezon sonra ayrıldı Beşiktaş’tan ve yıllar boyunca kendisiyle ilgili bir haber görmedim. Camianın da hafızasından silindi sanki, hatırlayan çok azdır. Geçenlerde youtube’de bir videosuna denk geldim, 2012 yılında kendisiyle yapılan bir röportaj. Dünya işlerinden çekilip dine vermiş kendini ve Darende’ye yerleşmiş. 100. yılda Beşiktaşlıların kendisini aradıklarını ancak bulamadıklarını söyledi. Kendisi de sonradan öğrenmiş. Aynı röportajda unutamadığı golü sordular, ben Beşiktaş’ta attığı bir golü anlatacak derken, daha önce Göztepe’de oynarken bize attığı bir golü anlattı, enteresan geldi, pek de hoşuma gitmedi açıkçası.

Benim penceremden 1976-77 sezonu böyleydi, önümüzdeki zamanlarda başka sezonlardan da söz ederiz.

 

İlker Pırlant / @ilkerpirlant


Not: Bu yazı yayınlandıktan sonra, twitter’da @tolgaesertepe isimli arkadaşımız, o dönemde Şaban için söylenen “Ver Şaban’a gitmez yabana.” sözünü hatırlattı. Ben unutmuştum.

 

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.